Nasıl emin olmak

Tacizci Malik PART 1

2020.10.26 09:37 Bursaland Tacizci Malik PART 1

Berber deyip geçmemek lazım. Bir insanın seçtiği berber hayatında önemli yer tutar. Bakkal kasap gibi bir şey değil ki, adama kafanı teslim ediyorsun. Tepesi atıp alsa sağ kulağını ne yapacaksın? Gerçi benim için berberin sadece orospu çocuğu olmaması yeterli ya; onun için bile zamanında kaç berber dolaştım. Asıl sorun doğru dürüst okumamış insanların eline böyle büyük bir gücün verilmesi. Adam kafana makinayı vurup traşını yarıladı mı ister anana küfreder, ister fiyatı aniden yükseltir. Öte yandan bu durum aslında berberlik mesleği için bir avantaj olarak da görülebilir. Sadece insan gibi insan olmanız bile size ekstradan müşteri kazandırır. Mesela benim berber amca, adam çok kitap yutmuş, çok kültürlü biri. Haliyle muhabbeti koydu mu traşın nasıl geçtiğini anlamıyorsun. Berber okulunda bir tane de “muhabbet” dersi olmalı zaten. Müşteri tutmanın bir numaralı koşuludur hoşsohbet olmak. Bayan kuaförlerinde ne yazık ki yoktur bu ilişki. Onlarda daha çok, makas altındaki müşteri sıra bekleyenlerle dedikodu yaparak geçirir vaktini. Bizim berbere traş olmaya giderken önce yanındaki kuaförün önünden geçerdim. İçeride çalışan kızlar aynadan beni keserdi hep ama ben daha çok operasyon altındaki kafaları incelerdim. Kuaförlerin işi daha zor olsa gerek, postiş, çıtçıt, boya, röfle, gölge, kaynak… Düz saçlısı geliyor, küt saçlısı geliyor, kıvırcığı geliyor. Her çeşit kadın geliyor. Tabi bir çeşit hariç; türbanlılar. Türbanlılar kuaför işlerini nasıl halleder? Saçlarını açamazlar, çünkü cehennemde yanma tehlikesi var. Allah korusun hanımefendi açılmış saçılmış, saçı başı meydanda; tam o sırada bir erkek geçiyor kuaförün önünden. Kafasını çevirip içeri bir baksa, gitti kırk yıllık namaz, zekat, hac, oruç. Sıfırlandı, resetlendi yani. Ya tamam şaka bir yana ben gerçekten görmedim türbanlı bir kadının kuaföre gittiğini. Şimdiye kadar yaptığım geyiğin de bir maksadı var aslında. Bizim apartmanın dul yöneticisiyle ilgili… Apartmanımıza geldiği gün belliydi kadının başımıza bela olacağı. Daha eşyaları eve taşıtırken kapıcıyla kavga etti. Gecenin o saatinde gürültü yaptığı için müdahale etmiş Muammer Abi (the kapıcı). “Lütfen, bu saatte gürültü oluyor, biraz daha sessiz olamaz mısınız?” deme gafletinde bulunmuş. Ben apartmanın girişinden gelen çığlıkları duydum da birine tecavüz ediyorlar sanıp apar topar dışarı çıktım. O on yedi basamak merdiveni inerken aklımda ne güzel hayaller vardı. Hesapta aşağıda bebek gibi bir kıza saldıran bir sapık olacaktı. Ben de “bayanı rahat bırak” diyip sapığın tepesine binecektim. Ondan sonra: -Ay çok mersi ırzımı namusumu kurtardınız, size nasıl teşekkür edebilirim? -Size bir içki ısmarlamama ne dersiniz? Bildiğim çok güzel bir yer var. Derken aşağıya inmişim bile. Olay mahaline vardığımda gördüm ilk defa o kadını. Elli yaşlarında, şık giyimli birisiydi. Çiçek desenli açık renk bir türbanla saçlarını tamamen kapamıştı. Saç rengini anlamak mümkün değildi ama türbanın şekline bakınca saçlarını türbanın içinde topuz yapmış olduğunu anlayabilirdiniz. Kapıcıyı köşeye sıkıştırmış, suratına resmen çığırıyordu. Zavallı kapıcı bir tavşan gibi sinmiş, kadının konuşmasının bitmesini bekliyordu. Cevap vermeyi bırakın, yüzüne bile bakamıyordu kokonanın. Yanlarına fazla yaklaşamadım. Raid sineksavar gibi, çıkardığı o tiz ses sayesinde yanına yaklaşmama izin vermiyordu. Söyledikleri kelimeler (ben, kim olduğumu, derler bana, seni… gibi) tek tek anlaşılıyordu ama aralarında bir bağ kuramadığım için kavganın neyle ilgili olduğunu anlayamamıştım. Soprano resitali devam ederken bir yandan da benim yaşımda sakallı sakallı gençler, “reverse” modda çalışan hırsızlar gibi içeriye harıl harıl eşya taşıyorlardı. Kapıcı ölecek diye düşündüm. Ama ölmedi. Kokona işini bitirdikten sonra sanki saldırıya uğrayan oymuş gibi içini çeke çeke yanımdan geçti ve asansöre bindi. Kapıcı Muammer Abi’nin ise hala eli ayağı titriyordu. Yanına gittim, “Ne oldu?” diye sordum. Bir süre cevap veremedi. Derin derin nefes aldıktan sonra olup biteni anlattı bana. Sonra da gitti, apartmanın açık bırakılan kapısını kapattı. Ne de olsa sakallı çocuklar işini bitirip Mr.Muscle gibi ortadan kaybolmuşlardı. Ben de eve gittim. Yolda asansörün durduğu kata baktım. Onuncu, yani en üst katı gösteriyordu. Bir hafta sonra apartmanın olağan toplantısı vardı. Bu bir hafta boyunca çığırış ve kavgalar devam etmişti. Çoğu zaman kurbanlarının kim olduğunu öğrenmeye tenezzül etmemiştim. Yalnız bir kere bizim karşı komşu Huri Teyze’yi çok fena haşlamış. Dershaneden döndüğümde bizim evde annemle oturuyorlardı. Yaşlı başlı kadın ağlıyordu. Kokona, arabasını Huri Teyze’ninkinin önüne parketmiş. O da çekine çekine “arabanızı çeker misiniz?” falan diyince kadın inmiş aşağıya, Huri Teyze’nin resmen ağğğzına sıçmış. Üstüne de arabasına bir tekme indirip ön tamponu dağıtmış. İşte böyle durumlara çok sinirleniyorum. Kimse kadına bulaşmak istemediği için her yaptığı yanına kar kalıyor. Toplantıdan önce evleri dolaşıp herkese “toplantının içeriği” diye bir kağıt dağıttılar. Kapıcının elinden alıp direkt maddelere baktım: 1) Aidatların görüşülmesi 2) Apartmanımıza uydu anteni takılmasınokta nokta nokta 7) Tacizci malik konusunun gündeme getirilmesi ve kınanması “Malik kim?” diye sordum. Apartmanda bir de erkek sapığın dolaştığını bilmiyordum. Sonra annemden öğrendim; malik mülk sahibi demekmiş. Yani bizim kokonadan bahsediyorlar. Bu sorun yönetim kuruluna kadar gittiğine göre yakında bitmesi lazımdı. Derin bir nefes aldım, evimiz birinci katta olduğu için aşağıdaki kavga ve çığırışların bitmesi en çok beni sevindirecekti. Acaba nasıl bir önlem alınacaktı? Büyük ihtimalle kadını uyaracaklar ve polis çağırmakla falan tehdit edeceklerdi. Akşam toplantı başladığında, olanları uzaktan seyretmek için ben de aşağı indim. Yalnız toplantıda “Tacizci Malik” yoktu. Herkes onun hakkında konuşuyor, birbirine yakınıyordu. Konuşmaları dinlerken bir çok yeni vukuatını öğrendim. Mesela arka tarafta top oynayan çocukların, arabasına top gelebilir diye, toplarını yakalayıp kesmiş (gerçi yaptığı en hayırlı iş oldu). Top da kırk milyonluk Adidas top, öyle Kames iki kat üç kat değil. Bir de yöneticinin karısını sıkıştırmış “Benim tavan akıyor” diye. Görenler Tacizci Malik’e yine bir şey yapamamışlar, yöneticinin karısını kaçırıp kurtarmışlar. Liste uzadı gitti. Millet de konuştukça konuşuyordu. Söylentilere göre eskiden İstanbul’da oturuyormuş. Ne olduysa buraya taşınmış. Kocasını ise kimse bilmiyor. Zamanında bir kocası var mıydı, o da bilinmiyor. Dedikodular bölünerek çoğalırken asansörün kapısı açıldı. İçinden o çıktı. Bir anda herkesin sesi kesildi. Ben toplantının dışında ayakta duruyordum. Önce benim yanımdan geçti. Kafasında düz mavi bir türban vardı. Saçını yine içeride topuz yapmıştı. Sanki birinden dayak yemiş gibi burnunu çeke çeke boş sandaleye oturdu. Gerginliğe fazla dayanamayıp eve çıktım. Nasıl olsa kapıyı açtığım zaman konuşmaları duyabilecektim. Tahmin ettiğim gibi, çığlıkların başlaması uzun sürmedi. Koca apartman bir kadını susturamıyordu. Kadın sanki işkence yapılıyormuş gibi bir taraftan bağıra bağıra ağlıyor, bir taraftan da tavanla ilgili bişeyler anlatıyordu. “Ben dul bir kadınııım!” lafını anlayabildim, gerisi yine bulanıktı. Bu sefer birlik olmaktan cesaret alan apartman sakinleri “Sus!” falan diyorlardı ama kadın yine transa geçmiş gibi kimseyi duymadan sözlü saldırılarına devam ediyordu. Kapıyı kapattım ve olanlara sevindim. Sonunda gerçekten polis gelip kadını alıp tımarhaneye tıkacaktı ve biz de sonsuza kadar kurtulacaktık. Babamı beklerken televizyona bir göz atayım dedim. İronik bir şekilde, televizyonda bir tartışma programı vardı ve konuşan da “Yeni Taharet” gazetesinin türbanlı editörü Emine Topkapı’ydı. O da saçlarını içeriden topuz yapmıştı: -Bütün dünya kuvvetleri birleşse benim bu türbanımı çıkartamaz. Anlıyor musunuz? O an gözümün önüne o kadının onlarca tank, bazuka, mitralyöz, sniper’la sarılmış hali geldi. Üzerinde bir sürü kırmızı nokta, vur emrini bekliyor. Tankların birinin üzerinde de dişlerinin arasında puro tutan bir general: -Biz dünyanın bütün kuvvetleriyiz! Ya türbanını açarsın ya da sana resmen savaş ilan ederiz! Sonra daha mantıklı bir şey hayal ettim. Arnold Schwarzenegger Emine’ye arkadan kurt kapanı yapmış, Jean Claude Van Damme ve Wesley Snipes da kadının türbanını çıkarmaya uğraşıyor. Sonra böyle bir şeyin olamayacağına sinirlenip kanalı değiştirdim… Bir saat sonra babam geldi. Ona olan biteni sordum ama beni duymuyor gibiydi. Eliyle kulaklarını sıvazlıyordu. Ancak sıcak bir neskafenin ardından yarım saat sonra kendine gelebildi. Bize olanları anlatırken bile hala kulaklarını tutuyordu. Tacizci Malik onuncu katta tavanı akan evi satın almış. Satıcı bile satmak istememiş daireyi “başına bela açar” diye. Kadın yine de almış ve çok ucuza kapatmış tabi evi. Aşağıda toplantıda da akan tavanına ağıt yakıyormuş, dolandırıldığından bahsediyormuş. Ve apartman, yöneticinin itirazına rağmen, para toplayıp kadının tavanını yaptırma kararı almış. Yönetici buna isyan edip istifa etmiş. Yeni yönetici de Tacizci Malik olmuş. Kadın resmen ruh hastası olmasının ödülünü almış. Babama “Nasıl böyle bişeyi yaparsınız?” diye sordum. “Sussun diye yaptık” dedi bana!
Yazan: Efe Aydal 
submitted by Bursaland to hikayesanati [link] [comments]


2020.10.25 21:38 ffuckedlives Az önce attığım postun devamı gibi

Lan olm şimdi düşünüyorum da iyi halı altına süpürmüşüm galiba, bilmiyorum belki de burada gömdüğünüz mentalcellerden biriyim. Ama 24 yaşına geldim bakın tek bir kızla bile el ele tutuşmuşluğum yok, yine böyle bir teşebbüsüm girişimim aman segili yapam kız peşinde koşam gibi dertlerim de yok ulan bu zamana kadar kız yüzü gördüysek de kızlara yüz vermediğimizden zaten yoksa selam versem aman bu benden hoşlanacak diye kaçıyolar zaten bu yüzden şimdiye kadar MGTOW cular gibi gezdim. Ama bu subı keşfettiğim lanet olası günden beri halı altına süpürdüklerim gün yüzüne çıkıyor, yavaş yavaş kafayı yiyorum işten güçten kesildim YAŞAMA ŞEVKİ, ÇALIŞMA ÇABALAMA ŞEVKİM BİTTİ, her şeyi o kadar büyük bir zorlukla ıkına ıkına yapıyoruum ki...
Eee buraya kadar yazdın da noldu bize ne senden, nolmuş yani gerçeklere tahammül edemiyorsan diyecekseniz ulan işte sorun benim şimdiye kadar gerçeklere tahammül edebiliyorken bu sub yüzünden artık tahammül sınırlarımın zorlanıyor oluşu, hala ulan acaba diyorum hala yalnızlık içinde ölen incel dışında alternatifler arıyorum içimde hala bir umut var ulan acaba çok mu büyütüyorum normieyim belki de nerden biliyorum ya da yaş artıkça yüzüm oturur falan heightten de kaybediyotum, genetiğiim harbi çöp bir tek zeka var ondan da asla emin olamıyorum zeki miyim aptal mıyım bunu beni 24 sene tanıyanlar bile cevaplayamadığı anlar oluyor hayatta büyük aptallıklar yapbilecek bir insanım üstelik eskisi kadar zeki değilim bu da ayrı bir boktan nokta üniye başladığımda dereceye oynayan adamdım sonraki sene repeat yaptım öyle böyle bitti şu anda elime iki kağıt versen ezberimde tutamıyom ki en parlak dönemlerimde bir gecede kitap hatmeden adamdım neyse uzatmayayım ha düşündüm nasıl bir şans yaratabilirm kendime mesela kısa boy ama average ı düşük ülkelerde belki şansım olur dedim herkesin usa eu için çırpındığı ülkede ben sikko uzakdoğu, asya ülkelerine gitmek isteyne mal oldum gerçi onlar bile artık hem genetik seçilim hem de yaşam standartları beslenme vs. ile avergeın yükseltiyorlar; tencere yuvarlanır kapağını bulur, davul bile dengi dengine bizim kısmetimiz de femcell dir dedim hatta bir dönem cidden oluyodu böyle bir şey harbi biri çıktı karşıma ama bakın şu aq toplumu öyle bir şey ki incele rahat olmadığı gibi femcel e de yok couple olmak 2x yarrak kürek kafadan adamların bok kokulu ağızlarına meze olmak demek, aq bu chadlar stace ler ne pis insanlar siz bilmezseniz subın çoğu benim kadar bile maruz kalmamıştır bunların ibneliklerine zaten liseli de çok, geriye kalanlardan bir kısmı büyükşehir harici falan desek devlette okuyordur zaten birçoğunuz bakın arkadaşlar lise ne kadar boktansa üni 2x boktan istisnalar elbet olacak ama lisede zaten tipin kayık olması bir miktar normalleşiyo hele tr de zengin veletlerin gittiği bir yer değilse sıkıntı çok yok ama üni hele ki özel ünide tam burslu okumak tam br cehennem. Özetleyecek olursam şimdiye kadar ortamın durulmasını boktan insanlardan kurtulmayı bekledim kafamda kurduklarımı gerçekleştirmek için az da kaldı sayılır, hatta bir miktar kurtuldum tabi bu kendi hesabımca ilerisini bilemeyiz, e neyi kurdun kafanda diye soracaksınız onları da aşağıda soru şeklinde yazmayı tercih ettim.
1-Çirkin erkek güzel kız kombinasyonu illa betabuxx olmak zorunda mı, belki kadının güzellik algısı sapmış belki fantezisi var vs.?
2-Statusmaxx vs. nedne gömülüyor, chadlere kendini paspas edip sexual value düşünce betabuxx lara kendini pazarlamayan kadın yok mu yani?
3-Femcel bulmak bir eçenek değil mi?
4-Burada bir yerde Barış Özcan soiboiluğu diye bir şeyden bahseden biri oldu, bu Barış Özcan soiboyluğu ne oluyor tam olarak türklere özgü olduğu için bilgi de bulamadım aq.
5-Hadi her şeyi sikeyim Atatürk bile düzgün bir evlilik hayatı yaşamamış çocuk yapmamış ama adını tarihe yazdırmış, incel olmak boşuna yaşadığın analamına mı gelmek zorunda her halükarda neden bunları sürekli dile getirip onaylattırıyonuz, Tarihe bakın aq incel olup ne büyük işler başaran adamlar var, hatta en iyi bilim adamları, sanatçılar, yazarlar, devlet adamları vs. içerisnde epey bir incel barındırıyor yani biz neden hayatı kendimize boşuna zindan ediyoruz hatta modern çağı vs. düşüneek olursak devir değişiyor artık taş devrinde değiliz sikmişim hunter eyes ı heightı, masulen facei önemli olan artık beyin bin, onbin, yüzbin belki bir milyon yıl sonra chadın değeri kalmayacak

Açıklama: son madde için yazıyorum önemli bir yanlış anlaşılma olduğu için, ben Atatürk incel demedim, Atatürk'ü zaten örnek olarak verdim kadınsız bir hayatın da mümkün olacağını hatta böyle bir hayatın gayet tatmin edilebilir saygı duyulabilir olacağını belirtmek için dedim. evet incel olmak sadece kadın erkek ilişkilerini sakatlamıyor hayatın geri kalanında da etki ediyor ama hayatın geri kalanında bu tolarebe edilebilir seviyede oluyor burada da sıkça dert edilen şey herhangi bir duygusal veya cinsel ilişki ki bunun için de kadın lazım, yaşayamamaya mahkum bir hayat sürmek neden bu kadar dert ediliyor ben sadece buna karşı çıktım.
submitted by ffuckedlives to turkincel [link] [comments]


2020.10.17 13:36 theproskayl7 Lise 1 e kadar imam hatip okudum halende okuyorum

Evet lise 1 e gidiyorum ama 1 yıl ingilizce hazırlık okudum, ve İMAM HATİP' TE okuyorum ve üstelik ailemin zoruyla değil ve MÜNAFIK MÜSLÜMANLARDAN değilim o şerefsiz amk çocuklarındanda değil yobaz da değilim aslında bu bir soru cevap bana istediğinizi sorabilirsiniz ilk olarak öğretmenlerimizin AK SAKALI yok ve BİZİ SİKMİYORLAR ve Hıristiyan hocalarımız da var, Maalesef biliyorum dediğim gibi münafık amk çocuğu çok fazla MÜSLÜMAN var...
Abilerim ablalarım kardeşlerim emin olun ben onlardan değilim abdestim namazım ve farz olan tüm ibadetlerimi yerime getiriyorum ve yapmamam gereken çoğu şeyi maalesef yapıyprum ağır masturbasyon lu bir ergenlik dönemi geçirdim ve bunu KGB sayesinde atlattım gerek nofap ları olur gerek nasıl bırakacağımı anlatan bilgilendirici yazılar olur yardımcı oldu KGB nin beni gerçekten olgunlaştırdı ve cahillikten uzaklaştırdı henüz yaklaşık 7 ay civarıdır burda olmama ramen ve maalesef redditi BURDURLAND aracılığı ile öğrendim ve kısa sürede soğodum zaten burdur şeysini bırakalı henüz 2 ay belki daha çok oldu açıklaya bilirim amacım sadece karma kasmak oldu sonra saçmalığı anlayıp kurtuldum . Ailem eskişehirde ve Gaziantep liyiz ama ben lgs de iyi bir puan çıkardığım için 472 puan ile İstanbul Başakşehir de bulunan bir imam hatipteyim ve ilim yayma cemiyetinin okulun içinde bulunan bir yurdundayım . Ortaokulu da imam hatipte okuduktan sonra asla gitmem dediğim halde imam hatipi seçme nedenim aslında ailemden uzaklaşmaktı ve bunu yanlış yönlendirilmeden dinimden sapmadan yapmak istiyordum ve pişman değilim.
Ailemden uzaklaşmak istedim çünkü ailem maalesef zamanında doğuda büyümüş ve cahil kalmışlardı bu nedenle yobazlar ve bence yobazlık cahillikten ibaret ama bunların gözü köreldiği için hiç bir zaman uğraşmadım.
MALUM sistemin halinin farkındayım ve bende belli kişilerden nefret ediyorum parti konularında yaşım yeterli olmadığından henüz yanlış kararlar verebileceğimi düşündüğümden hiç girmiyorum ama söylemem gerekirse oyumu kimseye vermeyeceğim gibi gözüküyor. Elde olanları değerlendirirsek İYİ ve CHP partilerinin son zamanlarda partilerini ülkeyi parçalamak isteyen oç larla birlik edindikleri için şuan düşünmüyorum bile ama olurda lider değişikliğine gidecek olurlarsa düşünülebilir diğer partileri benden iyi tanıyorsunuzdur zaten...dediğim gibi yaşıma daha var ve neler değişir bilemem ve bence şuan partiden çok insanların canını yakan, alan,tecavüze maruz bırakan ve dinimce münafık olarak adlandırılan şerefsinler, haklarında tek düşündüğüm İDAM ilk bulundukları yerde öldürülmeleri gerek ama dediğim gibi cahil olanların ise bilgilendirilmesi gerek malum partiler ve topluluklar onların gözünü tam anlamıyla köreltmeden önce onların bilgilendirilmeye ihtiyaçları var.
Benim dinim bana sizin dininiz size diyorum ve eklemek istediğim son şey arkadaş grubum , arkadaşlarımın azınlığının müslüman olduğunu belirtmek istiyorum çünkü müslümanlarla anlaşmanın zor olduğunun farkındayım.
Gelecek amacım ilk önce düzgün bir müslüman olmak ve Cahil kesimi bilgilendirmek. Her türlü sorunuza cevap vereceğim okuduysanız teşekkür ederim
submitted by theproskayl7 to KGBTR [link] [comments]


2020.10.09 21:54 RedditYeterBanlama Cinsel Kimlik: Biyolojik Cinsiyet, Cinsel Yönelim ve Toplumsal Cinsiyet Nedir?


https://preview.redd.it/klh9ml19z3s51.png?width=1110&format=png&auto=webp&s=25e459f77864a9ab654c6cbe79c3d25ebf744526
Günümüzde cinsellikle ilgili birçok terim, oldukça hatalı ve eksik bir şekilde kullanılmakta; bunların toplum tarafından net olarak bilinmiyor oluşu temel gerçeklerde anlaşmayı zorlaştırmaktadır. Hele ki İngilizce ve Türkçedeki kelimelerin karşılıklarının olmayışı veya eksik oluşu, kavramlar konusunda uzlaşmayı güçleştirmektedir. Gelin cinsiyet ve cinsellikle ilgili bazı terimleri temizleyelim ve netleştirelim:

Cinsiyet (Sex)

İlk olarak, İngilizcedeki "sex" teriminin teknik terminolojide Türkçeye "cins" olarak çevrildiğini belirtmekte fayda var. Ancak bu kullanım halk arasında pek yaygın değil; dolayısıyla burada kafa karıştırmamak adına, halk arasında daha yaygın kullanımı olan "cinsiyet" sözcüğünü kullanacağız. Tabii "cins" sözcüğünün taksonomik anlamının tamamen farklı olmasından ötürü de "cinsiyet" kullanımının kafa karıştırıcılığın önüne geçeceğini düşünüyoruz.
Cinsiyet ("cins"), bir canlının doğuştan, genetik olarak kazandığı, cinsel üremeye yönelik özelliklerin toplamıdır. Bu noktada anlaşılması gereken, eşeyli üreyen her türe ait her bireyin bir cinsiyeti olduğudur. Cinsiyet, sperm ve yumurtanın birleşmesinden ötürü ve birleştiği anda ortaya çıkan bir unsurdur ve dolayısıyla, bir yavru doğarken mutlaka bir cinsiyet ile doğar. Tabii ki kimi kromozomal ve genetik anomaliler cinsiyetin tam oluşmasına engel olabilir; ancak bu nadir durumları şimdilik göz ardı ediyoruz; bunlar başka yazıların konusu.
Sperm ve yumurtanın birleştiği anda belirlenen cinsiyete kimi zaman diğerleriyle karıştırmamak adına biyolojik cinsiyet (biyolojik cins) de denmektedir. Kısaca cinsiyet, bir bireyin genlerinden kaynaklı oluşan üreme organları ve özellikleri ile tanımlanan bir olgudur.

Cinsiyet Kategorileri

Bilindiği kadarıyla 3 farklı cinsiyet tanımlanmaktadır:
  1. Erkek: X-Y kromozomal sistemine uyumlu olarak evrimleşmiş canlılarda erkekler XY kromozomal kombinasyonu ile doğarlar.
  2. Dişi: X-Y kromozomal sistemine uyumlu olarak evrimleşmiş canlılarda dişiler XX kromozomal kombinasyonu ile doğarlar.
  3. İnterseks (cinsiyetler-arası): İnterseks ise bu sistemde birkaç farklı şekilde ortaya çıkabilir; ancak bu etapta, basitçe hem XX'in, hem de XY'nin bir arada bulunmasından kaynaklı olarak ortaya çıktığının bilinmesi yeterli olacaktır. İnterseks cinsiyetini doğuran bir diğer yaygın neden ise Y kromozomu üzerindeki SRY geninin X kromozomu üzerine geçmesidir. Genel bir tabiriyle interseks (veya hermafrodit) bireylerde iki üreme sistemi de bir arada oluşur. Ortalamada her 100 doğumdan 1 tanesinde interseks cinsiyet görülmektedir; ancak bu interseksin alt kategorilerinde daha farklı görülme sıklığı oranları görmek mümkündür.
Kimi kategorizasyonda sonuncu cinsiyet erdişi (hermafrodit) olarak da tanımlanmaktadır; ancak bu da biyolojide teknik olarak ayrı bir anlama sahip olduğu için biz cinsiyet araştırmalarında daha sık kullanılan interseks sözcüğünü tercih ediyoruz.
Bu kavramlara verdiğimiz isimler, onları daha yakından tanıdıkça değişmektedir. Örneğin eskiden interseks bireylerin cinsel bölgelerine "atipik (tipik olmayan) genital bölge" adı verilirken, günümüzde daha çok "belirsiz genital bölge" kavramı kullanılmaktadır. Benzer şekilde bu durum, eskiden "doğum hatası" olarak sınıflandırılırken, günümüzde "doğum varyasyonu" olarak görülmektedir.

Biyolojik Cinsiyetler ve Fiziksel Özellikleri

Biyolojik cinsiyetlerin fiziksel özellikleri, bu cinsiyetleri doğuran genlerin etkisiyle oluşur. Örneğin eğer ki bu genlerde veya hormonal sistemde bir sıkıntı yoksa, erkeklerin tamamında penis ve testis, dişilerin tamamında vajina ve üreme kanalı oluşacaktır. Buna birincil eşey karakterleri adı verilir. Benzer şekilde, yine bu makalemizde bahsedeceğimiz diğer konulardan bağımsız olarak, sperm ve yumurtanın beklendiği bir şekilde birleşip, çeşitli mutasyonların oluşmadığı durumda tüm dişilerde ergenlikle birlikte memeler değişen miktarlarda büyüyecek, erkeklerde göğüste ve yüzde değişen miktarlarda kıllar oluşacaktır. Bunlara ikincil eşey karakterleri adı verilir. Tüm bunlar, dediğimiz gibi sperm ve yumurta birleştiği anda, X ve Y kromozomlarının kombinasyonlarına göre belirlenir ve bireyin veya toplumun cinselliğinden veya yaklaşımlarından bağımsızdır.

Erkek ve Dişi cinsiyetlerinin kromozomlarla ilişkisi...
Ancak bu organlar ve bu organlara bağlı olarak salgılanan hormonlar, bu kişilerin "nasıl hissedeceklerini" tek başına etkilememektedirler. Henüz tam olarak bilinmeyen sebeplerle bazı bireyler, eşeylerinin genel özelliklerinden farklı şekilde hissetmesine neden olur. Bu sebeplerin ne olduğunu bilmiyor olsak da, potansiyel nedenlerin genetik, hormonlar, epigenetik ve psikolojinin birleşik bir etkisiyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Eşeylerin genel özelliklerinden kastımız ise, toplum tarafından "norm" (ya da "normal") olarak algılanan her türlü görünüm, davranış ve özelliktir.
Burada anlaşılması gereken şudur: Bir insanın doğuştan gelen bir özelliği olan "erkeklik" ve "dişilik", onun cinsel faaliyetlerinin nasıl ve hangi cinsiyete yönelik olacağını belirlememeye yetmemektedir. İşte eşcinsellik ile ilgili yanlış anlaşılmaların kökeni, bu noktadaki varsayımdan kaynaklanmaktadır. Anlaşılması gereken, bir bireyin erkek genetik yapısıyla doğmasının, onun dişilerle çiftleşmeye yöneleceğini garanti etmemesidir. Bunu anlamanın çok basit bir yolu aşağıdaki fotoğrafa bakmaktır.

Bir erkek ve bir kadın olduğunu varsayabilirsiniz. Ancak bu kişilerin kimlere cinsel yakınlık duyduğunu sadece bu fotoğrafa bakarak bilebilir misiniz?
Yukarıdaki fotoğrafta, genlerden kaynaklı cinsiyete bağlı temel fiziksel özelliklerden ötürü, soldaki bireyin "erkek", sağdaki bireyin "dişi" olduğunu varsayabilirsiniz. Çok başarılı estetik ve cinsiyet değişimi ameliyatları göz ardı edilirse, bu varsayımınız muhtemelen doğru olacaktır. Ancak sadece bu fotoğrafa bakarak, soldaki veya sağdaki bireyin hangi cinsiyetlere eğilim göstereceğini bilemezsiniz. Çünkü sadece eşey karakterleri (cinsiyete bağlı fiziksel özellikler), bireylerin cinsel yönelimlerini belirlemeye yetmez. Bu anlaşıldığında, eşcinsellikle ilgili temel bir hatadan kurtulunmuş olacaktır.
Şimdi, toplumun cinsiyet algısından doğan bir kavrama bakalım ve yukarıdaki açıklamalarımızı derinleştirelim:

Toplumsal Cinsiyet (Gender)

En genel tanımıyla toplumsal cinsiyet, cinsiyetlere toplum tarafından yüklenen fiziksel, biyolojik, zihinsel ve davranışsal karakterlerin tümüdür. Cinsiyet, biyolojik ve genel olarak tüm eşeyli üreyen canlılarda görülen bir kavramken, evrimsel patikasından ötürü insan popülasyonlarında bir de "tanımlanmış cinsiyet" veya "toplumsal cinsiyet" kavramı bulunur. Bu kavramın bazı diğer iri beyinli primatlarda da görüldüğü düşünülmektedir.
Bu kavram, insan türünün biyolojik evrimi sonucunda ortaya çıkan kültürel evriminin bir ürünüdür. Evrimsel süreçte edindiğimiz rollerin günümüzde de geçerli olduğu fikrine dayandığı söylenebilir.
Kolay anlaşılması açısından, daha basit bir tanımı erkeksilik (maskulin) ve kadınsılık (feminen) olarak yapılabilir. Bazı fiziksel özellikler, hareketler, davranışlar toplum tarafından "erkeksi" karşılanırken, bazı diğerleri aynı toplum tarafından "kadınsı" olarak karşılanır. Bu yaklaşımların doğrudan biyolojik bir arkaplanı bulunmamaktadır. Üstelik bu ayrım, kültürden kültüre değişebildiği gibi, aynı kültür içerisinde farklı zaman dilimlerinde farklı tanımlar kazanabilir.

\"Feminen\" bir erkek...
Örneğin erkek, davranışları ve fiziksel görünümü itibariyle toplumumuz tarafından "feminen" olarak algılanmaktadır. Çok temel eşey karakterlerinden ötürü (sakalların varlığı, kol kılları, kaş yapısı, vb.) cinsiyetinin "erkek" olduğunu varsayabiliriz. Bunlar, biyolojik cinsiyetten kaynaklı özellikleridir. Öte yandan ayna kullanması, kendisine bakması, ellerinin duruş biçimi, saç yapısı, vb. bilgiler toplumsal cinsiyet açısından bu erkeğin "feminen" olarak algılanmasına neden olur. Fakat ne cinsiyeti, ne de toplumsal cinsiyet algısı, bize bu kişinin cinsel yönelimi hakkında hala bilgi vermemektedir. Feminen yapıda olmasına rağmen, dişilere ilgi duyuyor olabilir. Ancak bu varsayım hatalı da olabilir!
Toplumsal cinsiyetin en tipik örnekleri, erkeklere küçükken "mavi" rengin yakıştırılması, "pembe" rengin ise kızlar için kullanılmasıdır. Eğer bir erkek "pembe" giyiyorsa, "kadınsı" olarak yaftalanır. Renklere dayalı toplumsal cinsiyet algısı öyle güçlü, yaygın ve kabullenilmiştir ki, birkaç görsel önce gösterdiğimiz biyolojik cinsiyeti belirleyen kromozomal haritada erkekleri "mavi", dişileri "pembe" ile gösterdik.
Benzer bir şekilde, küçük bir erkek bebeğinin Barbie ile oynaması, erkek çocuğunun ev seti ile oynaması toplumsal cinsiyet kavramı dahilinde, "anormal" olarak görülecektir. Bu toplumsal ayrımlar büyüme ve gelişme boyunca devam eder: Kız çocukları daha “nazik, yumuşak başlı, duyarlı, evcimen ve bağımlı" olarak görülürler; öyle olmaya yönlendirilirler. Erkek çocukları ise “saldırgan, egemen, hırslı, güçlü ve bağımsız" olacak biçimde şekillendirilirler. Bu güçlü toplumsal şekillendirmenin belli başlı genetik altyapıları da bulunsa da, bu yönlendirmeden yoksun çocuklarda bu kadar bariz ayrımlar oluşmamaktadır. Dolayısıyla çocuklarımızın toplumsal cinsiyeti neredeyse tamamen bizler tarafından belirlenmektedir diyebiliriz.
Halbuki bu "normlar" ile "anormal" koşulların tarafsız ve bağımsız olarak belirlenmesi olanaksızdır. Ancak bir toplum olarak yaşayan insanlarda, bu kavramlar bireylerin hayatlarına müdahale edilmesini meşru kılacak hale sokulmakta ve hiçbir bilimsel temeli olmayan bir düzlemde, şahsi tanımlar ve keyfi yaptırımlar uygulanabilmektedir.

Yukarıdaki \"feminen erkek\" örneğine benzer şekilde, bu fotoğraftaki kişinin ana eşey özelliklerinden ötürü (vücudunun pürüzsüzlüğü, yüzünün parlaklığı, dudaklarının kıvrımları, vb.) dişi olduğunu varsayabiliriz. Ancak giydiği atlet, memelerinin vurgulanmıyor oluşu, taktığı kolye, saç yapısı, vb. sebeplerden ötürü toplumsal cinsiyet açısından \"erkeksi\" olarak tanımlanmaktadır. Ne cinsiyeti, ne de toplumsal cinsiyeti, bireyin cinsel yönelimi hakkında bilgi vermemektedir.
Bu iki bilginin de bize cinsel yönelim ile ilgili bilgi vermemesini, en kolay şekilde, tek bir bireyin de farklı görünümlerinin toplumsal cinsiyet açısından farklı ve birbiriyle çelişen bilgiler verebilecek olması gösterebiliriz.
Aynı kişinin (bu örnekte Brad Pitt gibi bir aktörün) ömrü içinde çekilen farklı fotoğrafları üzerinden giderek algılarımızın dış görünüşten nasıl etkilendiğini görelim:

https://preview.redd.it/n30ka26jz3s51.png?width=825&format=png&auto=webp&s=d6d2c189b06831ffb474e24c9f33ddc2c9a91381

https://preview.redd.it/1rtd6l1kz3s51.png?width=825&format=png&auto=webp&s=d4190c9a9796cbcf91de8f6eeec39171404dc1fd

https://preview.redd.it/pg41zfpkz3s51.png?width=825&format=png&auto=webp&s=a1f4e7067d23ce2881a5a9034d880701bf2fc840

https://preview.redd.it/zrfqwh6lz3s51.png?width=825&format=png&auto=webp&s=ae634a4e9dbf98184de1d9a7662169ae2635916e

https://preview.redd.it/kvsbbnnlz3s51.png?width=825&format=png&auto=webp&s=3d573870a4ea81446dec21dccd165f243f969554

https://preview.redd.it/h1129f5mz3s51.png?width=825&format=png&auto=webp&s=8ef6a49c753edda34f3d8fa1e260f069fc537d4e
Örneğin yukarıdaki ilk 2-3 fotoğrafta, Brad Pitt daha "feminen" olarak değerlendirilebilecekken, alttaki fotoğraflarda çok daha "maskülen" olarak değerlendirilebilir. Tüm fotoğraflarda bireyin erkek olduğundan neredeyse kesin olarak emin olabiliriz. Ancak alttaki fotoğraflarda, bu cinsiyete ait ana özellikler daha çok vurgulandığından, toplumsal açıdan da "normal" gibi bir algı oluşmaktadır. Yani giyim tarzından, saç yapısına, sakal bırakma durumuna ve daha nice görsel bilgiye dayanarak bir bireye toplumsal yaftalar yapıştırırız. Eğer ki "erkeksi" bulunan ve bir erkekte "olması gerektiği düşünülen" özellikler daha az vurgulanırsa veya karşı cinsiyete ait olarak görülen özellikler daha fazla ortaya çıkarılırsa, bu durumda "anormal" gibi bir algı oluşur. Halbuki bunlar, toplumun zaman içerisinde belirlediği ve objektif bir temel dayanmayan varsayımları ve çıkarımlarıdır. Dolayısıyla toplumsal yaklaşımlarımız, bireylerin cinsel yönelimlerini yargılamak ile ilgili güvenilir bir kıstas değildir.
Peki bu bahsedip durduğumuz "cinsel yönelim" nedir, şimdi ona biraz değinelim:

Cinsel Yönelim (Sexual Orientation)

Cinsel yönelim, en geniş tanımıyla bir bireyin -eğer duyuyorsa- hangi cinsiyete romantik ve/veya cinsel ilgi duyduğudur. Aynı zamanda cinsel yönelim, hiçbir cinsiyete ilgi duymama durumunu (aseksüellik) da içerir. Bu açıdan cinsel yönelim, dört kategoride incelenebilir: aynı cinsiyete ilgi duyma (eşcinsellik - homoseksüellik), farklı cinsiyete ilgi duyma (heteroseksüellik), iki cinsiyete de ilgi duyma (biseksüellik), hiçbir cinsiyete ilgi duymama (aseksüellik).

https://preview.redd.it/hi3iq4unz3s51.png?width=825&format=png&auto=webp&s=4941385a8348721f74a8151397fd0fe9db4b1f0a
Aynı cinsiyetten iki insanın birbirine ilgi duymasına eşcinsellik denir. Genelde eşcinsel olmayan bireyler, karşı cinsiyetten eşcinsel ilişkileri "daha normal" bulurken, kendi cinsiyetlerinin eşcinsel ilişkisini "anormal", "gereksiz", "yersiz" bulabilirler. Yani erkekler için lezbiyenlik çoğu zaman "kulağa daha hoş" gelen bir unsurken (ve gayleri "anormal" görmeye daha meyilliyken), dişiler de gay erkekleri, lezbiyenlere göre daha mantıklı ve çekici bulabilirler. Bunun sebebi, bu düşüncelerin ve hislerin sadece toplumsal yargılarla değil; aynı zamanda hormonlar ve beyindeki sinir faaliyetinin etkisiyle de belirleniyor olmasıdır.

https://preview.redd.it/5t988udpz3s51.png?width=825&format=png&auto=webp&s=5778433951bfc59e0e44c23f9413079cd5c54493
Heteroseksüel bir erkek, hemen her ortamda potansiyel üreme kaynağı olarak dişilere çekilecektir ve lezbiyen olması onun için bir engel olarak algılanmayabilecektir. Fakat erkekler arası gay ilişki, çoğu heteroseksüel erkeğin uzak duracağı bir durumdur; çünkü hormonal faaliyetleri bu şekilde süregelmektedir. Ancak bunun, homoseksüeller için de böyle olduğu anlaşılmalıdır: Gay bir erkek için dişilerle birlikte olmak "anormal" bir durum olarak algılanacaktır. Bunun sebebi toplumsal yargılardan çok, cinsel yönelimden kaynaklı hormonal faaliyetlerdir. Dolayısıyla, bireylerin cinsel yönelimlerini ve bundan doğan his, istek ve arzularını seçme şansları bulunmamaktadır. Bu yönelim, muhtemelen çok erken yaşlarda bir kere belirlendikten sonra sabitlenmektedir ve değişmemektedir, değiştirilememektedir, artık değiştirilmesine gerek de görülmemektedir.
Daha sonradan yapılan araştırmalar, daha fazla sayıda tanımı da beraberinde getirmiştir. Örneğin var olan tüm cinsiyet ve cinsel yönelimlere ilgi duyma (panseksüellik) veya birden fazla olmak kaydıyla bunlardan spesifik olarak bazılarına ilgi duyma (poliseksüellik) da bu kategoriler içerisinde değerlendirilebilmektedir.
Her ne kadar insanlar biyolojik bir cinsiyet ve o cinsiyete "yapışık" olarak doğan bazı toplumsal cinsiyet tanımları ile, bir toplumun içine doğuyor olsa da, bireylerin her zaman bu tanımlara uyan cinsel yönelimler geliştirmediği görülür. İşte "eşcinsellik" kavramının başladığı nokta, burası olarak görülebilir. Yani her ne kadar bir birey erkek olarak (XY kromozomları ile) doğsa ve bu doğumu nedeniyle, biyolojik ve toplumsal olarak dişilere yönelmesi beklense de, sayısız türde bu durum, bu şekilde gelişmek zorunda değildir. Daha düzgün bir tanımıyla, her erkek doğan birey dişilere, her dişi doğan birey erkeklere yönelmek zorunda değildir.

Cinsel Yönelim Kategorileri

Cinsel yönelimle ilgili olarak birçok farklı kategorizasyon geliştirmek mümkündür. Aşağıda bunların olabildiğince kapsayıcı ve güncel bir listesini sunmaya çalışacağız; ancak bunu yaparken "fantezi" olarak tabir edilen seks uygulamalarından doğan kategorileri listemize dahil etmeyeceğiz. Daha ziyade cinsel yönelimin temelini belirleyen kategorileri sunmaya çalışacağız.
Geleneksel olarak bu listenin ilk dört maddesi cinsel yönelim kategorizasyonunda kullanılmışsa da, sonradan bu liste giderek genişlemiştir. Aseksüelliğin bir cinsel yönelim olup olmadığı halen tartışılmakta olan bir konudur.
  1. Düzcinsel (Heteroseksüel): Kendi biyolojik cinsiyetinden olmayan, karşı biyolojik cinsiyetten olan kişilere romantik veya cinsel ilgi duyanlar bu kategoridedir. İnsan popülasyonunun büyük bir kısmı bu kategoriye girmektedir.
  2. Eşcinsel (Homoseksüel): Kendi biyolojik cinsiyetinden olan kişilere romantik veya cinsel ilgi duyanlar bu kategoridedir.
  3. Çiftcinsel (Biseksüel): Hem kendi biyolojik cinsiyetinden olan, hem de karşı biyolojik cinsiyetten olan kişilere romantik veya cinsel ilgi duyanlar bu kategoridedir.
  4. Cinselliksiz (Aseksüel): Hem kendi biyolojik cinsiyetinden olan, hem de karşı biyolojik cinsiyetten olan kişilere herhangi bir romantik veya cinsel ilgi duymayanlar bu kategoridedir.
  5. Gri Aseksüel: Seksüellikle (yani yukarıdaki ilk üç kategoriden birisinde olmak ile) aseksüellik arasında bir yerde bulunan, bu iki uç arasında gidip gelen kişiler bu kategoridedir.
  6. Androfilik (Androphylia): Eşcinsel/düzcinsel tanımına alternatif olarak geliştirilen, erkek/dişi kutupluluğu yerine maskülanite/feminenite kavramlarını yerleştiren, bu tanım çerçevesinde maskülen özelliklere romantik veya cinsel ilgi duyanları barındıran kategoridir.
  7. Jinefilik (Gynephilia): Eşcinsel/düzcinsel tanımına alternatif olarak geliştirilen, erkek/dişi kutupluluğu yerine maskülanite/feminenite kavramlarını yerleştiren, bu tanım çerçevesinde feminen özelliklere romantik veya cinsel ilgi duyanları barındıran kategoridir.
  8. Panseksüel (Omniseksüel): Cinsel yönelimi ve cinsel kimliği ayırt etmeksizin her insana romantik veya cinsel ilgi duyan kişileri barındıran kategoridir. Kimi zaman cinsel kör olarak da tanımlanırlar.
  9. Poliseksüel: Farklı cinsel kimliklere ilgi duyup, hepsine ilgi duymayan kişiler bu kategoridedir.
  10. Kuir (Queer): Heteroseksüel veya düz (cis) cinsiyetli olmayan herkesi barındıran çatı bir kategoridir.

Cinsel Yönelim Bir Tercih Değildir!

Burada anlaşılması gereken çok önemli bir noktaya değinmek istiyoruz; çünkü bunun anlaşılmaması, eşcinsellerin yanlış yargılanmalarına neden olmaktadır: Bireyler, eşcinsel olmayı seçmemektedirler**. Çünkü hiçbir birey, cinsel eğilimini seçemez.**
Bu konuda kafanız karıştığında kendinize şunu sorun: "Ben, karşı cinse ilgi duymayı ne zaman seçtim?" Buna cevabınız "Hiçbir zaman." olacaktır; çünkü hiçbir noktada bilinçli bir tercih yapmadınız. Aynı şey, eşcinseller için de geçerlidir. Eşcinsel olmayan ("düz") bireyler nasıl ki karşı cinsiyete ilgi duymayı isteyerek yapmıyorlarsa, eşcinseller de kendi cinsiyetlerine ilgi duymayı isteyerek yapmamaktadırlar.
Bu önemli noktayla ilgili çok sayıda araştırma yürütülmektedir. Hemen hemen hepsi, benzer sonuçlara varmaktadır: Cinsel yönelim, henüz kesin olarak bilinmeyen nedenlerin etkisi altında, çok küçük yaşta (muhtemelen ana rahminde) belirlenmektedir ve sonrasında (çok nadir bazı durumlar haricinde) değişmemektedir. Bu durumda, bu kişilerin oldukları gibi kabullenilmeleri toplum açısından en modern ve akıllıcası olacaktır.

Cinsel Kimlik / Cinsiyet Kimliği (Gender Identity)

Tüm bu tanımlardan anlaşılabileceği gibi cinsiyetler ve bunların toplumsal karşılıkları, basit birer XX ve XY kromozomu kombinasyonuna indirgenemez. Dahası, toplumun bireylerin nasıl ve ne şekilde davranmaları gerektiğine ne kadar karışmasına izin vereceğimize bağlı olarak toplumsal cinsiyet kavramı sorunlu ve uzak durulmaya çalışılan bir kavram haline gelebilmektedir.
İşte bu durum, bir kişinin kendisini dilediği kimlikle tanımlaması anlamına gelen cinsel kimlik kavramını doğurmuştur. Cinsel kimlik, bir bireyin genlerinden veya toplumdan kaynaklı tanımlardan bağımsız olarak, kendi benliğiyle, kendisinin hangi toplumsal cinsiyet kalıbına uyduğunu belirlemesi veya kendi tanımlarını yaratmasıdır.
Elbette, basit bir ikili (binary) sistemden kişilerin kendilerini özgürce tanımlayabilecekleri akışkan (İng: fluid) bir sisteme geçildiğinde kavramlar bir anda çoğalabilmekte ve neyin ne anlama geldiğini takip etmek zorlaşabilmektedir. Özellikle de birbirine çok benzer ancak birebir aynı olmayan tanımların doğması, genel halk üzerinde kafa karışıklıkları ve direnme güdüsü yaratabilmektedir. Dahası, cinsiyet araştırmaları daha kapsamlı hale geldikçe, elde edilen yeni verilere bağlı olarak kategoriler daha da netleştirilebilmektedir.
Kimi zaman medyada (ve özellikle de sosyal medyada) bu farklı cinsiyet kimlikleri alay konusu olabilmektedir; çünkü kısa bir sürede asırlara yayılan tanımlar değişmiş ve birçokları bu değişime henüz ayak uyduramamıştır. Dahası, birçok kişi bu konular üzerine pek kafa yormadığı ve kendini geleneksel "dişi" ve "erkek" gibi kategorilere uygun gördüğü için, genel popülasyona nazaran oldukça ufak olan bir azınlığın tanımları bu kadar köklü bir şekilde değiştirebilmesi onları rahatsız edebilmektedir. Buna rağmen özgürlüklerin değerini bilen insanlar, homofobik (eşcinsellik karşıtı) olarak algılanmamak için bu değişime güçlü bir ayak direme yerine; alay, satir ve komedi gibi yollara başvurarak değişime direnmeye devam etmektedirler.
Özgürlük, eşitlik ve daha kapsayıcı tanımlar isteyen azınlık ile; halihazırda var olan tanımların yeterli olduğuna inanan, kapsamlı değişimleri yersiz ve abartılı bulan çoğunluk arasındaki sürtüşme, er ya da geç belirli değişimleri beraberinde getirecek ve tanımlarımızın güncellenmesiyle sonuçlanacaktır. Bunun izlerini daha 21. yüzyılın ilk çeyreğinde bile net bir şekilde görebilmekteyiz.
İşte bu nedenle, bu kısımda, olabildiğince güncel ama kısa tanımlarıyla cinsel kimlik kategorilerini sizlerle paylaşmak istiyoruz. Kendi kimliğinizi özgür bir şekilde tanımlayabilmenizi arzuluyoruz.

Cinsel Kimlik Kategorileri

  1. Kimliksiz (AgendeNeutrois): Kendini herhangi bir cinsel kimlikle tanımlamayan kişilerdir. Bu kişiler herhangi bir cinsel kimlikleri olmadığını veya varsa da yaygın kimliklerin bir karışımı olduklarını düşünürler. Bazı kimliksiz kişiler ameliyat veya hormon tedavisi yoluyla vücutlarını da cinsel kimliği belirginleştiren özelliklerden arındırmaktadırlar.
  2. Erdişi (Androgyne/Androgynous): Hem erkek, hem dişilere ait cinsel özelliklere (bunların bir karışımına) sahip olan kişilerdir.
  3. Bicinsiyetli / Çift Kimlikli (Bigender): Yaşamlarının farklı dönemlerinde kendilerini erkek veya dişi olarak tanımlayabilen, bunlar arasında geçiş yapan kişilerdir.
  4. Düz Cinsiyetli (Cis/Cisgender): Cinsel kimlikleri biyolojik cinsiyetleri ile örtüşen kişilerdir. Popülasyonun büyük çoğunluğu kendisini bu kategori altında tanımlamaktadır.
  5. Akışkan Kimlikli (Gender Fluid): Sadece erkek ve dişilere ait özellikler arasında geçiş yapmakla kalmayıp, burada listelenen diğer kimlikler arasında da geçiş yapabilen kişilerdir.
  6. Bağımsız/Değişken Kimlikli (Gender Nonconforming/Variant): Kendilerini çok spesifik bir grup altında tanımlamayan, sadece geleneksel toplumsal cinsiyet kalıplarına uymayan kişiler kendilerini bu şekilde tanımlamaktadır. Özellikle de kadın gibi giyinmeyi seçen erkekler (İng: cross-dresser), erkekler gibi "sert ve zorlu" işlere ilgi duyan kadınlar (İng: tomboy) ve transeksüeller bu kategori altında bulunurlar.
  7. Sorgulayan (Gender Questioning): Özellikle cinsel kimlik tartışmalarının yaygınlaşması sonrasında toplumun tanımladığı ikili kategoriden fazlası olduğunu öğrenen kişiler, kendi cinsel kimliklerini sorgulama sürecinden geçebilirler. Bu süreçteki kişiler kendilerini böyle tanımlamaktadır.
  8. İkiliksiz (Genderqueer / Non-binary): Bu listedeki birçok kategoriyi bünyesinde toplayan çatı bir kavramdır. Genel olarak toplumun ikili cinsel kimlik kalıbına uymayan herkesi tanımlamak için kullanılır.
  9. Kimlik Bükücü (Gender Bender): Cinsel kimlik kalıplarına uymamakla kalmayıp, bunları bilerek çiğnemeyi sosyal bir aktivizm türü olarak benimsemiş kişilerdir. Bu kişiler özellikle homofobi, transfobi, kadın karşıtlığı ve erkek karşıtlığı gibi düşüncelerle mücadele etmek için cinsel kimlik uyumsuzluğunu öne çıkarmaktadır.
  10. Pancinsiyetli (Pangender): Erdişi ile benzer bir kavramdır; ancak erdişilere göre cinsiyet karakterleri biraz daha az belirgindir. Kimi zaman "bütün cinsel kimlikler" anlamında, cinselliğin bütün çeşitliliğini öne çıkarmak amacıyla kullanılan bir terimdir.
  11. Üçüncü Cinsiyetli (Third Gender): Kendilerini erkek ya da dişi olarak tanımlamayan, bunun yerine üçüncü bir alternatif olarak gören kişilerin kullandığı genel bir terimdir. Buradaki "üçüncü" sözcüğü çoğunlukla "diğer" anlamında kullanılmaktadır.
  12. Trans Kadın (Trans Female / Male-to-Female / MTF): Biyolojik olarak erkek doğmuş bir bireyin cinsel kimliğinin bu biyolojik cinsiyet ile aynı olmaması ("erkek doğmuş olmaya rağmen kendini kadın olarak hissetme" veya "erkek bedenine doğmuş kadın olma") durumudur. Bu kişiler hormon tedavisi ve ameliyat yoluyla vücutlarını kadınların biyolojik özelliklerini edinecek şekilde değiştirmiş olabilirler veya olmayabilirler.
  13. Trans Erkek (Trans Male / Female-to-Male / FTM): Biyolojik olarak dişi doğmuş bir bireyin cinsel kimliğinin bu biyolojik cinsiyet ile aynı olmaması ("kadın doğmuş olmaya rağmen kendini erkek olarak hissetme" veya "kadın bedenine doğmuş erkek olma") durumudur. Bu kişiler hormon tedavisi ve ameliyat yoluyla vücutlarını erkeklerin biyolojik özelliklerini edinecek şekilde değiştirmiş olabilirler veya olmayabilirler.
  14. Üçcinsiyetli (Trigender): Erkek, dişi ve cinsiyetsiz özellikler arasında geçiş yapan kişilerdir.
Her ne kadar toplum genelinde transeksüellik "ameliyat ile cinsiyet değiştirme" anlamına gelse de, psikolojik terminoloji açısından illa ameliyatla cinsiyet değişimi gerekmemektedir. Kimi zaman biyolojik cinsiyeti ile cinsel kimliği uyuşmasa da cinsiyet değişimi istemeyen kişilere transgender denmektedir. Ancak modern teknikler sayesinde cinsel kimliği transgender olan bireyler, biyolojik özelliklerini de cinsel kimliklerine uydurmayı seçebilirler. Bu durumda (biyolojik) cinsiyet değiştirme operasyonları/terapileri uygulanır. Transeksüelliğe yönelik toplumsal önyargılar konusundaki bir yazımızı buradan okuyabilirsiniz.
Görülebileceği gibi bu kavramların bazıları birbirine fazlasıyla yakındır; hatta bazıları diğerlerini kapsayan kavramlardır. Bu kavramlar literatürde oturdukça, birbirleriyle olan ilişkileri ve kavramsal sınırları da netleşmektedir. Burada tüm ikili-olmayan cinsel kimliklere yer verememiş olsak da, olabildiğince geniş bir yelpazeyi kapsadığımızı umuyoruz.

Sonuç

Gerici ve gelişmekte olan toplumlarda "erkek" ve "kadın" haricinde herhangi bir kavramdan söz etmek bile "şeytani" olarak nitelendirilebilmektedir. Ancak günümüz modern toplumlarında ve aydın düşünce dahilinde bir bireyin cinsel kimliğinin tamamen kendine ait olması son derece mantıklı ve insan toplumunun ulaştığı medeniyet düzeyiyle uyumludur. Cinsiyet, cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet gibi kavramlardan haberdar olmak, bireylerin cinsel kimliklerini tanımlama hakkına sahip oldukları gerçeğiyle kaçınılmaz olarak yüzleşmemizi sağlamaktadır.
Buraya kadar birçok tanımdan bahsettik, ancak bu konuları inceleyen başlı başına bir bilim dalı olarak seksolojiye ve cinsiyet araştırmalarına ucundan bile değinmiş olamadık. Fakat biliniz ki, cinsiyetler psikolojik, sosyolojik, evrimsel, antropolojik, vb. açılardan incelenirken, buraya sığdıramayacağımız, kitaplar dolusu analiz yapılmaktadır ve sadece birkaç satırda bunların irdelenmesi mümkün değildir. Üstelik, bu tanımların çoğu, sürekli olarak gelen yeni veriler ışığında değişmekte, bilim camiası içerisinde yeni tartışmalara neden olmakta ve güncellenmektedir. Bu sebeple, bu verdiğimiz tanımlarla ilgili olarak da çok sabit bir açıklama yapmak pek mümkün olamamaktadır.
Biz burada sizlere olabildiğince temel bir özet verip, çok temel bazı hatalı anlaşılmaları düzeltip, daha detaylı araştırmalarınız için önayak olmayı hedefledik. Umarız başarılı olmuşuzdur.
Kaynak: evrimagaci.org
Not: Bu postla birlikte eşcinsellikle alakalı bilgilere giriş yapmış olduk, bundan böyle eşcinsellik genlerde mi var yoksa tercih mi, evrimsel süreci vs. hakkında postlar geliyor. İyi akşamlar...
submitted by RedditYeterBanlama to AteistTurk [link] [comments]


2020.10.09 19:50 nikotinoffsurup NikotinOff Surup

NikotinOff Surup

NikotinOff Şimdi al!! Daha fazla bilgi için aşağıdaki Bağlantıya tıklayın ve şimdi% 50 indirim alın! acele et !!

Resmi internet sitesi: www.nikotinoff.com

NikotinOff, sigara içme arzunuzu bastırmanıza, daha sağlıklı olmanıza ve pahalı ve güvensiz alışkanlığınızdan kurtulmanıza yardımcı olan bir şuruptur. Bu set, sizin ve arkadaşlarınızın tüm vücut sağlığınızı geri alabilmenizi sağlamak için birden fazla miktarda mevcuttur.

https://preview.redd.it/50r22fr8x3s51.png?width=998&format=png&auto=webp&s=058a7b6279d52bdf3cb6f64b9544273876b54d5f
ilgili aramalar : NikotinOff, NikotinOff Yorumlar, NikotinOff fikir, NikotinOff Fiyat, NikotinOff şurup, NikotinOff original, NikotinOff sigara karşıtı takviye, NikotinOff Faydaları, NikotinOff kompozisyon, NikotinOff yan etkiler, NikotinOff bileşen, NikotinOff şikayet, NikotinOff Nereden alabiliriz, NikotinOff Nasıl kullanılır, NikotinOff iş, NikotinOff Forum
NikotinOff nedir?
Talihsiz yan etkilerine rağmen hala dahil olan en büyük alışkanlıklardan biri sigara içmek. Bağımlılık yapan bu çubuklar stresten kurtulmanıza yardımcı olur, ancak sizi akciğerle ilgili birçok hastalık için riske atarlar.
Her pakette, ne kadar tehlikeli olduklarını tam olarak gösteren bir uyarıyı kolayca görüntüleyebilirsiniz. Her bağımlılık gibi, bağımlı olduğunuzda sigarayı bırakmak zordur. Yardımcı olmayı vaat eden yamalar, sakızlar ve diğer yöntemler var, ancak NikotinOff 'ün arkasındaki yaratıcılar benzersiz bir yaklaşım benimsiyor.
NikotinOff mıknatıs, genellikle başka hiçbir yerde bulamadığınız biyoaktif özellikler konusunda size yardımcı olarak sigara ve nikotin bağımlılığınızla mücadele etmenize yardımcı olur. Diğer planların çoğu kilo almanıza veya çaresizce bırakmaya çalıştığınız alışkanlıklara geri dönmenize neden olur, ancak NikotinOff sadece arzuyu tamamen bırakmanıza yardımcı olur. Diğer ürünler sadece% 34 başarı oranına sahipken, bu seçenek kullanıcılarının% 90'ından fazlasının sigara içme alışkanlıklarından kurtulmasına yardımcı oluyor.
Sigara içmek sağlıksız bir alışkanlıktır ve sadece etrafınızda kalarak insanları riske atarsınız. Rahatlama şekliniz başkalarını riske atmamalı ve kendi hayatınızı tehlikeye atmamalıdır. Stresinizi yatıştırmanın başka bir yolunu ararken, NikotinOff ile kendinizi sigara bağımlılığınızın sınırlarından kurtarın.

https://preview.redd.it/458mfrrax3s51.png?width=1164&format=png&auto=webp&s=5f88c6f1aa0907391e644d2a9cb95e5a107fd5c4
NikotinOff Şimdi al!! Daha fazla bilgi için aşağıdaki Bağlantıya tıklayın ve şimdi% 50 indirim alın! acele et !!

Resmi internet sitesi: www.nikotinoff.com

NikotinOff İletişim:

Böylesine hassas bir ürünle, NikotinOff rejimi hakkında bilmeniz gereken her şeyi bildiğinizden emin olmak istersiniz. Sorularınızın cevaplarını bulmanız gerekirse, müşteri hizmetleri ekibiyle iletişime geçmeniz gerekecektir.
ilgili aramalar : NikotinOff, NikotinOff Yorumlar, NikotinOff fikir, NikotinOff Fiyat, NikotinOff şurup, NikotinOff original, NikotinOff sigara karşıtı takviye, NikotinOff Faydaları, NikotinOff kompozisyon, NikotinOff yan etkiler, NikotinOff bileşen, NikotinOff şikayet, NikotinOff Nereden alabiliriz, NikotinOff Nasıl kullanılır, NikotinOff iş, NikotinOff Forum
submitted by nikotinoffsurup to u/nikotinoffsurup [link] [comments]


2020.10.07 08:42 bilgibirikim Lens Kullanımı

Lens Kullanımı
Lens kullanmaya başlamadan önce mutlaka bir göz doktoruna gidip, muayene olup daha sonrasında lens kullanmaya başlamak gerekir. Göz muayenesi sırasında göz numarasının tespiti önemli bir aşamadır. Daha sonra ise göz keskinliğinin değerlendirilmesi aşaması vardır. Keratometri ve gerek görüldüğü durumda korneal topografi haritası çıkarılarak lens kullanımına karar verilebilir. Aynı zamanda göz muayenesi sonucu nasıl bir lens kullanılacağına da karar verilir. Muayene olmadan lens kullanmaya başlamak oldukça riskli bir durumdur ve göze büyük zararlar verebilir. Bu gibi durumlarla karşı karşıya kalmamak adına mutlaka öncelikle göz muayenesi olmak gerekir. Lens kullanımıesnasında dikkat edilmesi gereken pek çok husus da yer alır. Bu gibi durumları iyi değerlendirip lens kullanımını buna uygun olarak yapmakta fayda vardır.
https://preview.redd.it/3tw6mvmdcmr51.jpg?width=1280&format=pjpg&auto=webp&s=d0c4f7af2ec16951d1694660d9f0fbc4664f2559

Lens Kullanımı ve Bakımı

Lens bakımı lens kullanmaya başlayan kişilerin en çok dikkat etmesi gereken hususlardan biridir. Lens kullanırken en çok dikkat edilmesi gereken şeylerden bir diğeri ise lens takarken ya da çıkarırken ellerin temiz olması gerektiğidir. Eller temiz olmadığı zaman gözle görülmeyen mikroplar ve bakteriler Göz sağlığını bozar. Aynı zamanda eldeki mikroplar lense yapışır ve bu mikroplardan kurtulmak mümkün olmaz. Göz enfeksiyonundan korunmak için eli sık sık göze götürmeyip zorunlu olarak götürüldüğü zaman da ellerinin temiz olduğundan emin olmak gerekir. Aynı zamanda elleri yıkarken kolonyalı, parfüm ya da yağ içeren sabunlardan kaçınmak gerekir. Diğer bir önemli husus ise elleri kurularken toz ya da pamukçuk bırakmayan havlular tercih edilmelidir.

Lensin Kontrol Edilmesi

Lenslerin kontrol edilmesi lens kullanımında çok önemli bir durumdur. Lenslerin steril olmasına dikkat etmek gerekir. Lensler kapalı ve steril bir kap içerisinde alıcıya sunulur. Bunun tam tersi durumlarında olan lensler kesinlikle tercih edilmemelidir. Aynı zamanda lens alırken dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli husus son kullanma tarihinin geçmemiş olması gerektiğidir. Tarihi geçen lensler kalıcı ya da geçici olarak göze hasarlar verebilir. Lens üzerinde yazan numaralara da çok dikkat etmek gerekir. Hangi numaranın hangi göze takılacağını bilip ona göre takmak gerekir. Bu şekilde lens kullanımı sonucunda göze hiçbir zarar gelmez.
Kaynak: https://www.lensmarka.com
submitted by bilgibirikim to u/bilgibirikim [link] [comments]


2020.10.05 20:27 okkboomerrrr Her gün bir filozof #3: Platon

Dünyada üniversite düzeyindeki ilk kurumlardan biri olan (ve bu kurumlara günümüzdeki adını veren) Akademi'nin kurucusu olan ve düşünce tarihinde bir dönüm noktası teşkil eden Platon, felsefe ve bilim tarihindeki pek çok tartışmanın temellerini atmıştır.
Hayatı
Platon'un hayatıyla ilgili hemen hemen hiç kaynak bulunmamaktadır ve hakkındaki pek çok rivayet milattan sonra 3. yüzyılda (yani Platon öldükten 5 yüzyıl sonra) pek çok filozofun biyografisini yazan Diogenes Laertios'a dayanmaktadır. Diogenes Laertios Platon'un asıl isminin dedesinin adı olan Aristokles olduğunu, Platon'nun iyi bir güreşçi olduğunu, 'geniş' anlamına gelen 'Platon' isminin güreş hocasının taktığını, göğsü, omuzları, çenesi ya da alnı geniş olduğunu için taktığı bir lakap olduğunu aktarmaktadır.Milattan sonra birinci yüzyılda yaşamış olan Seneca ise Platon'un göğsünün geniş olduğu için ona bu lakabın verildiğini söylemektedir. 'Platon' ismi o dönemde yaygın bir isimdir, fakat eğer lakapsa bile Platon bütün eserlerini bu adla yazmıştır, yakın zamanda 'en itibarlı' anlamına gelen Aristokles isminin sonradan biyografi yazarlarının uydurması olduğu ve Platon isminin asıl adı olduğu da iddia edilmiştir.
Diogenes Laertios Platon'un doğum tarihini kendi tahminlerine göre 428/7 yıllarına yerleştirmiştir ancak günümüzde Platon'un Yedinci Mektup'undan yola çıkarak 424/3'te doğmuş olması gerektiği düşünülmektedir.
Platon'un hayatı hem Atina için hem de bütün Antik Yunan Medeniyeti için oldukça büyük değişimlerin yaşandığı bir döneme denk gelmiştir. Antik Yunan Medeniyeti milattan önce beşinci yüzyılda Ege denizinin iki tarafına, Marmara ve Kara Deniz kıyılarına, Sicilya ve Güney İtalya'ya yayılmış, Doğu Akdeniz kıyılarında da oldukça etkili olmaya başlamıştır.
Dönemin varlıklı ailelerinin çocukları gibi Platon da gramer, müzik ve spor eğitimi alarak büyümüş olmalıdır, ancak o dönemin gramer ve müzik eğitimi günümüzün müzik, şiir, dil bilgisi, edebiyat, tarih gibi konularını, spor da beden eğitiminin yanı sıra savaş talimlerini de kapsamaktaydı.
Eserleri
Platon'un eserleri kronolojik olarak üç gruba ayrılabilir:
İlk: Sokrates'in Savunması, Charmides, Crito, Euthyphro, Gorgias, Hippias (minor), Hippias (major), Ion, Laches, Lysis, Protagoras
Orta: Cratylus, Euthydemus, Meno, Parmenides, Phaidon, Phaedrus, Devlet, Şölen, Theaetetus
Son: Critias, Sofist, Devlet Adamı, Timaeus, Philebus, Yasalar
İdealar Teorisi
Platon'un felsefesi temel olarak Phaidon'da açıkladığı algılanan şeylerle düşünülen şeyler arasındaki ayrıma dayanır. Bilginin nesnesinin, yani bilebileceğimiz şeylerin yalnızca düşünülen şeyler olabileceğini söyleyen Plato, algıladığımız şeylerin ancak kanıların, kanaatlerin, görüşlerin, sanıların nesnesi olabileceğini iddia eder. Heraklit'ten etkilenerek algıladığımız her şeyin durmadan değişim içinde olduğunu, fakat bilginin değişmeyen, sabit bir şey olması gerektiğini, dolayısıyla bilgiye ancak düşüncede ulaşılabileceğini düşünmektedir.
Antik Yunanca idea eidos "görünen" demektir ve buna ek olarak, 'form, biçim, tür' anlamları da vardır. Devlet kitabında Platon güzel olan pek çok şey gördüğümüzü, bunlarda ortak olan güzel diye bir şeyin var olduğunu, bu nesnelerin ne kadar güzel oldukları değişirken onlarda ortak olan güzelin değişmeyen, mutlak ve tam anlamıyla güzel, "güzelin kendisi" olduğunu iddia eder. Bu anlamda idealar algıladığımız nesnelere algıladığımız özelliklerini kazandıran, o özelliklerin "kendisi" olan mutlak değişmeyen düşünce nesneleridir.
Ancak idealara ulaşmanın nasıl bir şey olduğu çok açık değildir. Platon ideaların ne olduğunu söylemektense onları ve onlarla ilgili çeşitli özellikleri var sayar.
Platon ideaların algıyla kavranamayacağını iddia ettiği fakat var olan nesneler olduklarını söylediği için pek çok insan tarafından "idealar dünyası" diye "üçüncü bir dünyanın" (algısal ve zihinsel dünyaya ek olarak) varlığını iddia ettiği şeklinde yorumlanmıştır, fakat bu yorum yanlıştır çünkü Platon hiçbir metinde ideaların hacme sahip uzayda yer kaplayan cisimler olduğunu iddia etmez, dahası algısal ve zihinsel olan şeylerin de iki ayrı "dünya" olduğunu iddia etmez, tam tersi Timaeus'ta yalnızca bir evrenden bahseder.
İdea nedir sorusuna Platon'un cevabı "gerçek olan şey" gibi görünüyor. İdeaların zamandan ve mekandan bağımsız, tümel, mükemmel, mutlak, değişmeyen, ortaya çıkmayan veya yok olmayan fakat yalnızca "var" olan şeyler olduğunu, ancak soyut düşünce yoluyla, saf akıl ile bilinebileceklerini, varoluş halindeki algıyla kavranan her şeyin ve onlara dair bilgimizin nedeni olduklarını söylemiştir.
Ruh
Platon'nun Devlet diyaloğunda tasvir ettiği üç bölümden oluşan ruh tarih boyunca insan doğasını anlamlandırmaya çalışan pek çok düşünceye temel teşkil etmiştir. Platon ruhun akıl, duygular ve arzulardan oluştuğunu söyler, fakat bu kelimelerin anlamları onun terminolojisinde biraz daha farklı anlamlara sahiptirler. Platon'un ruh için kullandığı kelime psüke aslında daha çok "canlılık veren şey" anlamına gelmektedir ve ilk defa Platon aklın canlılık veren psükeden kaynaklanan bir şey olduğunu ileri sürmüştür.Ondan önce aklın daha çok "yürekle", "kalple", "duygularla" ilgili olduğu düşünülmekteydi.
Ruhun Ölümsüzlüğü: Phaidon
Phaidon diyaloğu, Sokrates idama mahkûm edildikten sonra zehir içirilerek öldürülmeden hemen önceki saatlerde yakınlarıyla son anlarını anlatır. Tartışmanın konusu ruhun ölümsüzlüğüdür çünkü ruhun ölümsüz olduğuna dolayısıyla ölümün yok olmak olmadığına inanan Sokrates ölümüne hiç de üzülmemektedir, üstelik arkadaşlarının onu kurtarıp başka şehre kaçırma tekliflerini de reddetmektedir.
Dostları da Sokrates'e ruhun ölümsüzlüğünden nasıl bu kadar emin olabildiğini sorarlar. Sokrates ideaların varlığına inandığını, bütün düşüncesinin bunun üstüne kurulu olduğunu söyler, ruh da idealar gibi algısal değil düşüncede bir şeydir, idealar gibi değişmeyen, mutlak ve mükemmeldir dolayısıyla zamandan ve mekandan bağımsız olmalı dolayısıyla da doğumu ve ölümü olmamalıdır (üçüncü argüman: benzerlik argümanı). Ayrıca ruh canlılık veren şeyse, canlılık veren şeyin kendisi nasıl canlılıktan yoksun kalıp ölebilir?
Ruhun Parçaları: Devlet ve Phaedrus
Fakat Devlet diyaloğuna geldiğimizde ruh bedenle daha iç içe anlatılan ve Phaidon'daki gibi 'bir' olsa da, parçalarından bahsedilen bir şeydir. Aslında sadece akıl ruhun "ideal" bileşenidir, Phaidon'da Sokrates, öldüğünde bedenin bütün sıkıntılarından kurtulmuş "saf akıl" olarak gerçek filozoflarla öbür dünyada sonsuza dek gerçeği konuşmaya gideceğine inanmaktadır.
Fakat Devlet diyaloğunda ruh, bedenin toplum içindeki aktif faaliyeti içerisinde değerlendirilirken ruh bedenin etkilenimleriyle beraber açıklanmaktadır. Platon en baştan ruhta birbirine zıt etkilenimler olduğunu, fakat birbirine zıt etkilenimlerin kaynağının aynı olamayacağını, dolayısıyla ruhta birbirine zıt etkilenimlere yol açan farklı kaynaklar olması gerektiğini savunur.
Örneğin acıktığımız için yemek yemeyi isteriz ancak aynı anda (mesela yemeği beğenmediğimiz için) yemek yemeyi istemeyebiliriz. Arzular (ἐπιθυμητικόν) Platon'a göre akla en uygun olmayan etkilerdir, onlar en maddesel şeylerin peşindedir, daha çok bir çeşit maddeye dönük 'dürtü', "kaba iştah" olarak anlaşılırlar, cinsel haz isteği, açlık, susuzluk bunlardandır. Platon arzuların doyuruldukları organlara denk gelen bel ve kasıklardan kaynaklandığını söyler. Duygular (θυμοειδές) ise Platon'a göre bizim duygu diyeceğimiz her şeyi kapsamaz, daha çok bir çeşit cesaret enerjisi, öfkeyle birlikte gelen güç, bir kuvvet etkileniminden bahsetmektedir, zaten thumos kelimesi daha çok "yürek" olarak çevrilebilecek bir anlama gelmektedir ve Platon thumosun göğüsten kaynaklandığını söyler.
Akıl ise ruhun gerçeği arayan ve onu bulmak için çabalayan kısmıdır, ruha esas yön vermesi gereken akıl olduğu için vücuda esas yön vermesi gereken yerde yani beyindedir. Phaedrus diyaloğunda Platon ruhun doğru yönetimini açıklamak için at arabası metaforunu verir: arzular ve duygular arabayı çeken iki at, akılsa onları yönlendiren arabacı olmalıdır. Dolayısıyla bir anlamda aklın bedene ve bedensel etkilenimlere hükmeden olması gerektiğini söylerken, arzuların ve duyguların yok edilmesi gerektiğini iddia etmemektedir, fakat onların doğru biçimde, olması gerektiği gibi, doğalarına uygun olarak ruha etki etmeleri gerektiğini yani aklın kontrolüne girmeleri gerektiğini söylemektedir.
Varlık, Metafizik, Bilgi
Kadın erkek eşitsizliğinin oldukça fazla olduğu Antik Yunan kültüründe kadınların hemen hemen bütün hayatları evin içinde geçmekteydi ve toplumsal hayata katılımları yok denecek kadar kısıtlıydı. Sadece Sparta toplumda kadınların daha fazla söz hakkı olduğundan bahsedilir. Platon da ideal şehirde kadınların da filozof ve yönetici olabileceğini, çünkü akıl ve ruh açısından kadınla erkek arasında fark olmadığını iddia etmesine rağmen Timaeus'ta asıl insan ruhunun erkek bedeninde ortaya çıktığını, kadınların ruhları erkek olamayacak seviyede insanlardan oluştuğunu iddia edecek kadar cinsiyetçidir. Dolayısıyla Platon'un varlık ve metafizik anlayışı yaşadığı toplumda yerleşik olan eşitsizliklerden bağımsız düşünülemez çünkü Platon bazen onları aşan, bazen de meşrulaştıran iddialarda bulunmuştur.
Raffaello'nun çizimi ile Platon
Timaeus'un devamında uzun biyolojik incelemelere ve hastalıkların teşhislerine de giren Platon bu çalışmalarının büyük bir kısmını o dönemde onunla birlikte bilgi üreten başka insanlardan ya da ondan önce ulaşılmış bilgilerden yola çıkarak yapmış olmalıdır. Temel mantığı varoluşun altında yatan nedenleri değişmeyen idealara dayanarak açıklamak olan Plato, bilginin her zaman varlığa dair olduğunu düşündüğü için, durmadan değişen varoluşun içinde varlığı bilmeye çalışma sürecine de felsefe adını vermiştir. Bu anlamda gerçeğin ne olduğu sorusunu bir tartışma konusu haline getiren Platon bir yandan da evrenin yapısının metafiziksel koşullara göre nasıl olması gerektiğine bakarak evrenin yaratıcısının iyi olması gerektiği, çünkü evrenin iyi olduğu, çünkü evrenin "var" olduğu, bir varlığı olduğu sonucuna varmıştır. Platon'un anladığı biçimde ahlaki olarak bütün mükemmelliklere sahip bir yaratıcı düşüncesi Platon'dan önce Antik Yunan düşüncesinde o kadar sık rastlanmayan ya da bu kadar vurgulanmayan bir düşüncedir. Platon'un yaratıcı anlayışının o dönemin Yahudi ya da Mısır inanışlarından gelmiş olduğu, ya da Pisagorcuların da benzer bir tanrı anlayışı olduğu söylenmişse de bu çok açık değildir. Her halükarda, Platon'un evren, ruh ve yaratıcı anlayışı hem Hristiyanlıkta hem de İslam'da oldukça derinlemesine tartışılmış ve çoğu zaman da saygıyla karşılanıp kabul edilmiş, hatta Platon'un peygamberlerden birisi olarak kabul edildiği bile olmuştur.
Kendisinden önce varlığa dair tartışmalardan yola çıkarak sofistlerin şüpheciliklerine, yaşadığı dönemdeki bilimsel, etik ve politik sorulara cevap veren Platon'un, bir açıdan varlığın ne olduğu sorusunun yanı sıra varlığın yapısının nasıl olması gerektiğine dair tartışmalarıyla metafiziği, bilgiyle ilgili tartışmalarıyla epistemolojiyi, sanatla ilgili tartışmalarıyla estetiği, toplumla ilgili tartışmalarıyla politikayı birer felsefi konu haline getirdiği, etiği bütün bu alanlarla ilişkili bir seviyeye taşıdığı ve felsefe tarihi boyunca bu alanlarda yapılan tartışmaların çerçevesini belirlediği söylenebilir. Ontoloji, metafizik, epistemoloji, etik, estetik ve politika arasında ortak bir bağ kurarak gerçeğe ulaşmaya çalıştığı felsefesi, düşünce tarihinin en temel kavramlarını üretmiş, başka felsefi düşüncelerin üretilmesine zemin hazırlamıştır.
submitted by okkboomerrrr to AteistTurk [link] [comments]


2020.10.05 16:16 Life-Tell2277 SEO Uzmanı Nasıl Olunur

Seo Nedir?

SEO (Arama Motoru Optimizasyonu), Türkçe’ye “Arama Motoru Optimizasyonu” olarak çevrilmiştir. SEO uzmanı seo çalışmasında bu, web sitenizi arama motoru sonuçlarında daha görünür hale getirmek, web sitenize daha fazla ziyaretçi çekmek ve trafiği müşterilere dönüştürmek için yapılan çalışmaları içerir.

SEO Uzmanı Olmanın Avantajları

SEO Uzmanları Neleri Bilmeli?

OKUMALISIN Site İçi Seo Nedir Nasıl Yapılır
Temel kriterler açısından çok zor görünmese de, SEO uzmanları web sitesinin en önemli sorunu olabilecek en küçük hataya dikkat etmelidir.
Tüm bu özellikler tüm tam zamanlı veya serbest SEO uzmanları tarafından kullanılabilir olmalıdır.

Seo Uzmanı Olmak İçin Nasıl bir Yol haritası gerekli

SEO uzmanı olmak için önce çok araştırma yapmanız gerekir. Araştırmanız doğru kaynaklara dayalı olmalıdır; aksi takdirde verimlilik elde edemezsiniz. İyi derecede İngilizce biliyorsanız, yabancı kaynaklardan faydalanabilir ve SEO haberlerini takip edebilirsiniz. Başarılı çalışmaları kendi projelerinize uygulayarak bilginizi genişletebilirsiniz. Ne yazık ki, Türkçe makalelerin çoğu eski veya yanlış bilgiler içermektedir. Bu işi dünyadaki yabancı hayranlıktan daha ciddiye aldıkları için kaynakları bulmak daha kolaydır.

SEO Uzmanının Özellikleri

Bir çalışmada bir akış şeması çizebilmeli ve bir yol haritası oluşturabilmelisiniz.

Bir SEO Uzmanı Ne Yapar?

SEO uzmanı, organik trafik oluşturmak için sektördeki arama kelimelerini tanır. Bu anahtar kelimeleri, üzerinde çalıştığınız sayfaların meta başlığına ve açıklamasına ekleyin. Arama kelimelerini web sitesine eklemek SEO’nun ilk kuralını tamamlar. Bu şekilde site ilgili aramalara dahil edilecektir. Meta başlık ve açıklama, SERP alanında (Google arama motoru sonuç sayfası) görüntülenir.
OKUMALISIN En Çok Yapılan Dahili Bağlantı Oluşturma Hataları

Başarılı bir SEO uzmanı olmak için hangi becerilere sahip olmalısınız?

Dijital pazarlamada bir fark yaratırsanız ve rakiplerinizden öne çıkarak başarılı bir SEO uzmanı olmak istiyorsanız, belirli beceri ve bilgiye sahip olmalısınız. İyi bir SEO uzmanı genellikle aşağıdakileri göz önünde bulundurmalıdır:
Bir SEO uzmanı veya SEO ajansı seçerken nelere dikkat etmelisiniz?
Bu sektördeki dolandırıcılık çok yüksek bir seviyeye ulaştı. Deng’in Türkiye’de sözleşme imzalaması için fırsatım olmadı. Bu sadece SEO için değil, tüm web işletmeleri için geçerlidir, ancak SEO endüstrisinde, ücretler aydan aya arttığı ve sonuç Sahte müşteriler aylar sonra geldikleri için karşılaşması muhtemeldir. Sözler size sunulur ve onları beklemeniz istenir. Evet, anında arama motoru optimizasyonu sonuçlarını almayacaksınız. Peki nasıl güveneceksin? Aşağıdakileri uygulayın;
Şirketin veya kişinin referanslarını kontrol ettiğinizden emin olun. Referanslarınız için izin alın ve onay isteyin. Bu işi yapan şirketin veya kişinin yalnızca dijital pazarlama hizmetleri sunduğundan emin olun. Tamamlayıcı dijital pazarlama hizmetleri sunan ajanslardan kaçının. İş kabul edildi ve sözleşmeye göre ödendi
Size birinci sınıf garanti veren biriyle asla çalışmayın. SEO garantisi yoktur. Performans garanti edilebilir. Sektör anahtar kelimelerinde yüksek ROI SEO hizmetleri almak istiyorsanız, şirket veya kişinin size düşük bir teklif vermesi imkansızdır. Örneğin İstanbul’daki kitap, araç kiralama ve otel gibi kelimeler aylık 1000-2000 TL gibi fiyatlarla SEO İşe yaramayan kelimeler. Çalışmalarınız sırasında Aldığınız teklifin tüm masrafları içerip içermediğini sorun.Süreçte olduğundan, backlink çalışmaları ve makaleler için ek Ödemeniz istenebilir. kesinlikle Türkiye’deki yabancılar hizmetlerle çalışan bir web siteniz olduğunda. SEO çalışması tek bir dilde yapılacaksa, o dili tam olarak bilen kişilerin o işi yönetmesi gerekir.
OKUMALISIN Rakip Site Anahtar Kelime Analizi Nasıl Yapılır
SEO Uzmanı Olmak İçin 9 Adım
Bir web sitesinde veya dijital bir alanda çalışan herkes bir SEO bir uzman olmalı. Web sitesi yöneticilerinden web tasarımcılarına, pazarlama yöneticilerine ve geliştiricilerine, sosyal medya yöneticilerine ve e-ticaret sahiplerine kadar dijital alanda çalışan herkes SEO’yu bilmelidir. Çünkü SEO, tüm dijital pazarlamanın temelidir.
Diger Makalelerime ulaşmak için buraya tıklayınız
submitted by Life-Tell2277 to blogs [link] [comments]


2020.10.01 14:41 sargibezifabrikasi Tırnakta batma nasıl önlenir? Evde tırnak batması nasıl tedavi edilir? İşte doğal ve bitkisel tedavi yöntemleri

Tırnak batması yaygın olarak görülen bir problemdir. Genellikle kalıtımsal olarak ortaya çıksa da bazen yanlış uygulamalar sonucu gelişebilir. Parmakta kızarıklık, ağrı, şişlik ve iltihaplanma gibi şikayetler görülür ve bu sorunlar yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir. Tırnak bakımı hakkında bazı ipuçlarını sizler için haberimizde bir araya getirdik... Tırnakta batma nasıl önlenir? Evde tırnak bakımı nasıl yapılır?
Hidrofil Sargı Bezi Fabrikası 0507 996 6199 Fiyatları Toptan
Sargı Bezi Fabrikası - https://sargibezifabrikasi.com/
Metronom Müzik - https://www.metronomusic.com/
Akustik Sahne İstanbul - https://akustiksahneistanbul.com/
Kemençe Kursu http://www.kemence.com.t
Tırnak batması sorunu eğer çok şiddetliyse kişilerde ayakkabı giyinmekte zorlanma, çoraplarda kirlenme, apse ve iltihap gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Özellikle ayak parmaklarda meydana geldiğinde aşırı ağrılara ve günlük yaşamda zorlayıcı bir sürece neden olabilir. Tırnak batması sorunun önüne geçmek için alınabilecek bazı önlemler bulunur. Eğer tırnak batması önemli ölçüde ilerlemişse cerrahi müdahale gerekebilir. Peki tırnak batması neden olur? İşte tırnak batmasını önleyen bazı ipuçları…

TIRNAK BATMASI NEDEN OLUR?

SIKI AYAKKABI GİYİNMEK
Sıkı ve rahatsız ayakkabılar giyinmek tırnak batmasını tetikleyen en önemli faktördür. Ayak numarasına uygun olmayan ayakkabılar giyinmek, uzun süre ayakta kalmak, ayakları zorlamak tırnak batmasına neden olan başlıca nedenlerdir.
TIRNAKLARI YANLIŞ KESMEK
Tırnak keserken yapılan en büyük hatalardan biri tırnağı çok aşırı ya da derinden kesmektir. Bu tırnağınızın derinize batmasına ve dolayısıyla acı hissine neden olur. Bunun yanı sıra parmağı bir yere çarpma sonucu ortaya çıkan bazı kazalar batık tırnaklara neden olabilir.
MANİKÜR VE PEDİKÜR İŞLEMLERİ
Manikür ve pedikür uygulamaları bakımlı tırnaklar için gerekli olsa da işlem esnasında yapılan sert müdahaleler kadınlarda tırnak batmasının yaygın nedenleri arasında yer alır.
ORANTISIZ UZAYAN TIRNAKLAR
Genetik bir problemden dolayı oluşurlar. Uzayan tırnaklar tırnak yatağına göre daha büyükse tırnakta batma problemi ortaya çıkabilir.
TIRNAK BATMASINI ÖNLEMEK İÇİN BAZI İPUÇLARI
* Tırnaklarınızı kısa kesmemeye özen gösterin. Özellikle köşe kısımlarını keserken tırnağı dik bir şekilde bırakmadığınızdan emin olun. Yan kısımları oval kesebilirsiniz.
* Ayaklarınızı ıslak tutmamaya özen gösterin.
* Ayaklarınızı sıkan dar ve sivri burun ayakkabılardan mümkün olduğu kadar kaçınmaya dikkat edin.
* Dolaşım problemi yaşıyorsanız ya da kendi tırnaklarınızı kesemiyorsanız hijyen kurallarına önem veren bir yerde pedikür yaptırmaya dikkat edin.
* Tırnaklarınız kendiliğinden içe doğru büyüyor ve iltihaplı tırnak batması sorunu yaşıyorsanız bir uzmandan yardım almanızda fayda bulunur.
EVDE TIRNAK BAKIMI
Tırnaklar keratin adı verilen proteinin katmanlarından oluşur. Sağlıklı tırnaklarda soyulma olmaz ve çukurlar oluşmaz. Yani tırnak yüzeyi tamamen pürüzsüz olur. Ayrıca renk değişiklikleri veya lekeler bulunmaz ve tek bir renge sahiptir. Sağlıklı tırnaklar için düzenli bakım önemlidir. Eğer kuaför salonlarında vakit kaybetmek hem de gereksiz para harcamak istemiyorsanız evde tırnak bakımı oldukça kolaydır.
DÜZENLİ TIRNAK KESİMİ
Bakımlı tırnaklara sahip olmak için düzenli olarak onları kesmek gerekir. Bunun için duş sonrası, en iyi zaman dilimidir. Bu sayede tırnaklarınız yumuşar ve dilediğiniz gibi şekil vermek için kolaylık sağlar.
TÖRPÜLEME İŞLEMİ
Tırnaklarınıza şekil vermek için törpü ile saatler boyu uğraşmanıza ihtiyacınız olmadığını unutmayın. Nazikçe şekil verdikten sonra işleminizi sonlandırın. Törpü işlemini aşırıya kaçırmak, tırnaklarınızın zarar görmesine ve çabuk kırılmasına yol açar.
MANİKÜR
Tırnağınızın etrafındaki katikülleri kesmeden önce ellerinizi suyun içinde bekletin. Daha sonra manikür makası ile kalkan, ölü derileri dikkatli bir şekilde kesin. Bu başlarda biraz korkutucu gibi görünse de zamanla çok kolay olacaktır.
NEMLENDİRİCİ KULLANIN
Yumuşak ve güzel görünen eller için nemlendirici kullanmak önemlidir. El losyonu kullandığınızda, losyonu tırnaklarınıza ve tırnak etlerinize sürmeyi unutmayın.
ELLERİNİ KORU
Eğer ev işlerinde ellerinizin zarar görmesini istemiyorsanız eldiven kullanmaya özen gösterin. Sıcak su, deterjan ve her türlü kimyasallardan ellerinizi koruyun.
DOĞAL ÜRÜNLER
Daha hızlı uzayan ve sağlıklı tırnaklar için evde bakım yapmaya yardımcı olacak birçok doğal ürün bulunur. Örneğin: Hindistan cevizi yağı ile tırnaklarınıza ve çevresindeki deriye masaj yapabilir ayrıca limon suyuyla tırnaklarınızı ovarak ve daha yumuşak ve bakımlı ellere sahip olabilirsiniz.
submitted by sargibezifabrikasi to u/sargibezifabrikasi [link] [comments]


2020.09.28 20:41 aprencher AMINI IZDIRABINI SİKEYİM

Uzun bi yazı yazıcam içimi dökmek istiyorum, lütfen yorumlarda tatavasını yapmayın.
Ya amına koyayım ben iyi bi ünide makine okuyorum. Online eğitim sürecinde çalıştığım kadar tüm derslere çalışsam ortalığın içinden geçerdim. Yaz okulunda ders alıyorum çıkmışlarla alakası yok. Defter kitap açık diye yarım saatte normalde yapılan sınavın iki katı soru soruluyor ve 90 yerine 30 40 dakika süre veriliyor. Kitap zaten açık deyip soruları da en zor seviyelerden seçiyorlar. Gereksiz ne kadar sabit varsa hepsini ezberledim soru çözmekten. Dersi verecek yetkinliğe ulaştım, ama sınavda sorulara geri dönemiyosun ve sadece cevabı doğru ya da yanlış yazmış olduğuna göre puan alıyorsun. Ben bu zor sorulara bile tek atarken gel gör ki işlem hataları yapıp ortalamanın üstünde olsam bile istediğim puanı alamıyorum, ve hocalar tarafından sürekli mağdur ediliyorum.
Sonra yüzbinlerce andaval her gün maskesiz dışarı çıkıp kafeleri tıklım tıklım dolduruyor diye, millet sikinin keyfine tatile gidiyor diye benim okulum online oluyor. Eğitim zaten kimsenin umrunda değil, hocalar bile hiçbir şeyi umursamıyorlar, mağdur edilmeyeceksiniz deniyor, verilen sözler tutulmuyor, hocalar hiçbir şeyi umursamıyor, toplu mail atınca isyanmış gibi algılanıyor, elin andavalları diğer sikko anadolu ünilerinde bedava geçip ortalama kasarken ben burada hocaların sikinin keyfine kalıyorum. Adamlar sınav yapıyor cevap anahtarında yanlış var ama bahaneler hazır sınav zaten defter kitap açık. Defter kitap açık ama tüm konuların yerlerini bilseniz bile soru çözmediyseniz o sürede sadece soruyu anlayıp değerleri hesap makinesine yazıyorsunuz zaten.
En son öğeniyorum ki muhteşem haşmetli yök online eğitim kararı almış. Sonra girip bakıyorum ki ulan ünileri açsan zaten millet sikişmeye gidiyor diye yorumlar amk. Bu da yetmezmiş gibi #karantina #evdekal diye tweet atan tayfa tatile gidip sonra da ailesinin yanına gelip yaşadığım sik kadar yere virüsü getiriyor. Amına koyayım abi böyle ülkenin de böyle milletin de. Her amk yeri güvenli, kafeler restoranlar güvenli, ama sadece okula gidemiyoruz. Yeter abi artık liselerde zaten hocalar kendi kurs açıp özel ders veriyorlar, parası olan okuyor amk. Özel okullar ders yapıp devlet okullarında "Ben bunu kullanamıyorum ki ya!" diyen öğetmenler, zoom altyapısını kullandığı halde çöken bir eba var. Artık zaten sinirlenmiyorum, sadece yüksek lisans için vs yurtdışına gidip orada uzun yıllar kalmak istiyorum. Yeter artık amk hayallerimi çaldığınız, önümü kestiğiniz. Ülkenin en iyi ünilerinde "Yha notumu slaytımı paylaşmicam derse gelenle gelmeyenin bi farkı olsun" diyen hocalar var.
Ulan 2 3 hafta önce banyoya tadilat yaptırdık, usta geldi muhabbet ediyoruz adam nerde okuduğumu falan soruyor, söyleyince şekli değişiyor. "Ben oraları biliyorum diyor ahlakı kötü oraların." Sana mı kaldı benim ahlakımı sorgulamak vasıfsız orospu evladı. Sıva çekmekten başka bir şey yapayan adam gelmiş bana laf sallıyor, sen niye polislik denemedin ki diyor.
Ortalık mal orospu evladı dolu, bi kere bir şey almaya çıkıyorum millet maskeyi koluna takmış yürüyor amk. Hepinizin amına koyayım buradan. Yeter abi artık ben yıllardır yere çöp atmayan, teknolojik alet aldı mı işlevini yitirene kadar kullanmaya çalışan, hayatında bi kere kavga etmemiş, ülkeme faydalı olmak isteyen bi insanım. Ama sonuca gelince küçük şehirde yaptığınız topuz bile laf oluyor amk. Sikimde mi? Hayır. Ama bunu haketmiyorum. Ben esnaf tipli emekli olmasına 2 3 sene kaldığı halde yaz okulunda dahi insanların beynini siken bi hoca istemiyorum artık. Düzgün Atatürk milliyetçisi insan da kalmadı zaten memlekette. İnsanlar milliyetçi olmayı Trump'a tweet atmak zannettiği için kötü bir şey zannediliyor.
Ulan şehirde bi tane işlek cadde var onda da amk bekçileri volta atıp akşamlara kadar kız kesiyorlar. İş uydurup lise mezunu adamları bekçi, bilgisayar kullanamayan adamları memur diye kadroda tutuyorlar. Geçen PTT 1 haftadır şubede beklettiği ürünü 2 günde de teslim edemeyince güya bir sonraki gün 7.20'de getirdiğini iddia edip, 7.50 de de şubeye bırakmış. Şikayet ettim bir şeyler zırvalamışlar gittim kendim aldım.
Amına koyduğumun karantinasında bile her yaşadığım aksilik amk. Ev desen hayvanat bahçesi gibi amına koyim hep bi gürültü var televizyon saatlerce açık tek eğlencem bi redbull açıp reddite bakmak zaten onu bile zor sokuyorum eve alkolüm sigaram yok peder ben doğduğumdan beri sigara içiyor bunun bile tatavası yapılıyor evde.
Bunlara rağmen hala elimdekilerle mutlu olmaya çalışıyorum, hatta oluyorum bile amk. Çok fazla şey gerekmiyo beni mutlu etmek için zaten. Liptonun çayı, sikko kaçak çay, lükse kaçacaksak Redbull, Kurukahveci'nin filtre kahvesini içip lolün turnuva özetlerini izleyerek mutlu olabiliyorum amk. Bi saat yürüyüşe çıkıp müzik dinleyeyim iki maNga şarkısı dinleyip ulan benim gibi insanlar da var, birbirimizi bulacağız diyorum mutlu oluyorum.
Ulan iyi kötü spora gidiyordum göbek falan vardı ama bir şeyler beceriyodum o da kalmadı 100 kiloya çıktım. Stresten yapacak bir şey bulamamaktan yedik yedik çorabı rahat giyemez hale geldik anasını satayım.
Bir gün bu ülkeden gideceğim, gidersem bir daha döner miyim bilmiyorum. Ama artık buraya aitmiş gibi hissetmiyorum, insanların önyargılarından, "Orda kızlarla erkekler aynı tuvalete giriyomuş" yorumlarından iyice sıkıldım. Kendimi bir yere ait hissetmeyeceğimden neredeyse emin olsam da en azından liyakat görmek beni rahatlatır diye düşünüyorum. Nasıl olsa toplumlar da kendileri gibi insanlar tarafından yönetiliyorlar, belki de ben buraya ait değilimdir. Belki fazla kafaya takıyorumdur, belki onlar haklılardır. Arada gençliğe hitabeyi alıyorum elime, bi acaba diyorum, sonra geçiyor. İnsanların sığ muhabbetlerinden bıktım, bir yere varmayan kavgalardan, insanların ikiyüzlülüğünden de bıktım artık.
Buraya kadar okuyanlara teşekkürler, iyi geceler herkese.
submitted by aprencher to KGBTR [link] [comments]


2020.09.25 01:47 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 13

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 13
https://preview.redd.it/0kz6c67ul6p51.jpg?width=794&format=pjpg&auto=webp&s=7bc8d92d8aca416f0fcc48b7e09ab2bf8319b28d

Marksizm

7.2

Adalet her zaman insanlar arasında hüküm süren ruha bağlı olacaktır ve ruhun şu anda gerekli ve mümkün olduğunu, daimi bir şeyler elde etme konusunda bir biçim şeklinde billurlaşacağını ve geleceğe bir şey bırakmayacağını düşünen herhangi bir kişi sosyalizmin ruhunu hiç bilmiyordur. Ruh her zaman hareket etmekte ve yaratmaktadır ve yarattığı her zaman yetersiz olacaktır ve mükemmellik hiçbir zaman imge ya da fikir olması dışında bir vakıa olmayacaktır. Tek kalemde standart kurumlar yaratmayı istemek boş ve yanıltılmış bir çaba olacak, sömürü ve tefecilik için her olasılığı otomatik olarak dışarıda bırakacaktır. Zamanımız, otomatik işlev gören kurumların yaşayan ruhu ikame ettiği zaman ne ile sonuçlandığını göstermiştir. Her neslin kendi ruhuna uygun olanı cesaretle ve radikal bir biçimde sağlamasına izin verin. Daha sonraları devrimler için yine yeterli bir sebep olmalıdır ve bu devrimler, yeni ruh, kaçan ruhun rijit kalıntılarına karşı çıktığı zaman ihtiyaç haline dönüşür. Bu bakımdan özel mülkiyete karşı mücadele muhtemelen pek çok kişinin, ör. Sözde Komünistlerin, büyük ihtimalle inandığının aksine tamamen farklı sonuçlara yol açacaktır. Özel mülkiyet sahiplikle aynı şey değildir ve ben gelecekte en güzel şekilde çiçeklenen özel sahiplik, kooperatif sahipliği, topluluk sahipliği görüyorum. Sahiplik, kesinlikle sırf nesnelerin ya da en basit araçların doğrudan kullanımı olmayıp oldukça korkulan boş inanç kaynaklı her tür üretim aracıdır, ev ve toprak sahipliğidir. Bin yıllık ya da sonsuza kadar sürecek nihai hiçbir güvenlik tedbiri alınmayacak fakat büyük, kapsayıcı eşitleyiş ve iradenin yaratılması bu eşitlemeyi periyodik olarak tekrarlayacaktır.
“Sonra yedinci ayın onuncu gününde tüm toprağınızda eşitleme gününü ilan etmek için (trompet çalacaksınız?)…” Ve ellinci yılı kutsayacak ve toprağınızda oturan herkes için serbest bir yıl ilan edeceksiniz; çünkü o sizin jübile yılınızdır ve aranızdaki herkes kendi mülküne ve ailesine geri dönecektir.
“Bu herkesin kendisine ait olanı yeniden elde ettiği jübile yılıdır.”
Kulakları olan herkesin duymasına izin verin.
Trompetiniz toprağınızın her tarafından duyulsun!
Ruhun sesi, insanlar bir arada olduğu müddetçe tekrar ve tekrar çalacak olan trompettir. Adaletsizlik her zaman kendisini devam ettirmek isteyecektir ve her zaman, insanlar gerçekten var olduğu müddetçe, adaletsizliğe karşı isyan olacaktır.
Anayasa olarak isyan, kaide olarak dönüşüm ve devrim, niyet olarak ruh vasıtasıyla düzen ilk ve son kez tesis edilir; işte bu Musavari sosyal düzenin büyük ve kutsal kalbidir.
Buna yine ihtiyacımız var: ruh ile gerçekleştirilen yeni bir nizam ve dönüşüm eşyayı ve kurumları nihai bir biçim şeklinde tesis etmeyecek fakat kendisini bunların içinde sürekli iş başında ilan edecektir. Devrim toplumsal düzenimizin bir parçası olmalıdır, anayasamızın en temel kaidesine dönüşmelidir. Ruh kendisi için yeni biçimler, katı olmayan türde hareket biçimleri, özel mülkiyete dönüşmeyen, sömürü ya da kibir ile değil sadece güvence ile çalışma imkânı sağlayan sahipliği, kendinden değil ticaret ile ilişkisi bakımından değer taşıyan ve de kullanımı için koşulları içeren, günümüzde ölümsüz ve öldürücü iken süresi dolabilen ve tam da bu yüzden canlılık kazanan bir takas aracı yaratacaktır.
Ruh her zaman hareket etmekte ve yaratmaktadır ve yarattığı her zaman yetersiz olacaktır ve mükemmellik hiçbir zaman imge ya da fikir olması dışında bir vakıa olmayacaktır. Tek kalemde standart kurumlar yaratmayı istemek boş ve yanıltılmış bir çaba olacak, sömürü ve tefecilik için her olasılığı otomatik olarak dışarıda bırakacaktır.
Aramızda yaşama sahip olmak yerine ölümü pekiştirdik. Her şey bir nesneye ve objektif bir puta indirgendi. Güven ve mütekabiliyet yozlaşarak sermayeye dönüştü. Ortak çıkar devlet ile ikame edildi. Davranışımız, ilişkilerimiz esnek olmayan şartlara dönüştü ve orada burada korkunç kırılmalar ve kargaşalarla uzun zaman aşımlarından sonra bir devrim patlak vermiş, bu da dolayısıyla ölüm, yaşamadan ölen kurumlar ve katı, değiştirilemez gerçeklikler üretmiştir. Şimdi tesis edilebilecek tek ilkeyi, temel sosyalist kavrayışla örtüşen ilkeyi (bir eve, o evde çalışma ile üretilenden daha fazla olan hiç bir tüketici değeri girmemelidir çünkü insan dünyasında tek başına çalışmanın haricinde hiçbir değer yaratılmaz), ekonomimizde yerleştirerek tam iş yapalım. Kim vazgeçmek isterse ya da hiçbir şey sunmak istemezse o şekilde davranabilir, bu onun hakkıdır ve bu ekonomiyi de ilgilendirmez fakat hiç kimse koşullardan dolayı mülksüz kalmışsa hiç bir şey yapmaya zorlanmamalıdır. Yine de bu ilkenin tekrar uygulanması için araçları her yerde farklı olacaktır ve bu ilke sadece tekrar tekrar yeniden uygulandığı müddetçe yaşayacaktır.
Marksistler yeryüzünü sermayeye bir tür eklenti olarak görmüş ve bununla ne yapacağını hemen hiç bilememiştir. Gerçekte sermaye birbirinden oldukça farklı iki şeyden oluşur: birincisi, toprak ve toprağın ürünleri, parseller, binalar, makineler, aletler ki toprağın parçası olduğu için “sermaye” olarak adlandırılmaması gerekir; ikincisi insanlar arasındaki ilişki, birleştirici ruh. Para ya da takas aracı yardımıyla tüm muayyen malların uygun bir biçimde (bu durumda doğrudan diğeri için) ticaretinin yapılabildiği, doğrudan genel mallar için geleneksel bir sembolden başkaca bir şey değildir.
Bunun sermaye ile doğrudan hiç bir ilgisi yoktur. Sermaye bir takas aracı değildir ve bir sembol değil bir olasılıktır. Çalışan birinin ya da grubun özel sermayesi, muayyen bir zaman diliminde muayyen ürünler üretme olasılıklarıdır. Bunun için kullanılan maddi gerçeklikler, öncelikle, kendisinden daha fazla yeni ürünlerin işlenebileceği materyallerdir – toprak ve toprağın ürünleri -; ikincisi, çalışılan aletlerdir ( ayrıca toprağın ürünleridir); üçüncüsü, çalışma sırasında işçilerin tükettiği yaşam gereksinimleri, yine toprağın ürünleridir. Kişi sadece tek bir üründe çalıştığı müddetçe, o ürünü üretim sırasında ve üretim için ihtiyaç duyduğu ürün ile takas edemez; fakat çalışan tüm insanlar bu beklenti ve gerilim halindedir. Sermaye, şimdi, yalnızca umulan ürünün beklentisi ve peşin ödemesidir, itibar ve mütekabiliyet ile tümüyle aynıdır. Adil takas ekonomisinde iş talebi olan her şahıs ya da müşterileri olan her üretim grubu açlıkları ve elleri için maddi araçları, yeryüzünü ve yeryüzünün ürünlerini alır. Çünkü hepsinin mütekabil ihtiyaçları vardır ve her biri bir diğerine kendi beklenti ve gerilimden ortaya çıkan gerçeklikleri sağlar; böylelikle bir kez daha olasılık ve hazırlık gerçekliğe dönüşür vs. Dolayısıyla sermaye bir şey değildir; toprak ve ürünleri bir şeydir. Geleneksel görüş, şeyler dünyasının tümüyle müsaade edilemez ve etkili bir biçimde yanlış kopyası olduğu şeklindedir. Sanki tek ve sadece topraklardan oluşan dünya, bir şey olarak sermayenin dünyası olarak da vardı. Buna göre olasılık, ki sadece gerilim ilişkisidir, bir gerçekliğe dönüşür. Sadece bir tane objektif gerçeklik vardır, o da topraktır. Genellikle sermaye olarak adlandırılan geri kalan her şey ilişki, hareket, dolaşım, olasılık, gerilim, itibar ya da bizim adlandırdığımız gibi ekonomik işleviyle birleştirici ruhtur. Bu elbette sevgi ve nezaket gibi amatörce arzı endam etmeyecektir fakat Proudhon’un takas bankası olarak adlandırdığı amaca yönelik organları kullanacaktır.
İçinde bulunduğumuz zamana kapitalist çağ dediğimizde, bu ifade, birleştirici ruhun artık ekonomide hüküm sürmediği, fakat nesne-putun yani gerçekte bir şey olmayan bir şeyin hüküm sürdüğü, bazı şeylerin gerçekten bir şey olmadığı fakat hiç olduğu bir şey için yanlışlık yapıldığı anlamına gelir.
Bir şey olduğu düşünülen bu hiçbir şey, zengin adamın evine pek çok somut gerçeklik getirir, çünkü çok değerli [Geltung] olduğu düşünülen paradır [Geld]. Ve bu hiçbir şey söz konusu gerçeklikleri iktidar konumuna getirir. Hepsi de hiçbir şeyden değil topraktan ve yoksulun çalışmasından kaynaklanır. Çünkü ne zaman çalışma (iş) toprağa yaklaşmak istese ve nerede bir ürün bir emek aşamasından diğerine geçmek istese, tüketici sektörüne girebilmesinden önce, sahte sermaye kendisini tüm bu iş sürecine sokar ve küçük hizmetleri için sırf ödeme almakla kalmaz faiz de alır çünkü hareketsiz durmayı değil dolaşıma girmeyi çok ister.
Bir şey olduğu düşünülen ve birliğin kaybolan ruhunu ikame eden diğer bir hiçbir şey, yukarıda sık sık bahsedildiği üzere devlettir. İnsanlarla insanlar arasında, insanlarla toprak arasında, insanlar arasındaki hakiki bağ (karşılıklı çekim ve ilişki, özgür bir ruh) her nerede zayıflamışsa orada, bir engel, itiş, soğurma ve sıkıştırma olarak her yerde devreye girer. Hakiki karşılıklı çıkarın ve güvenin yerini alan sahte sermayenin vampir-benzeri yağma gücünü ifa edememesi, mülk sahipliğinin güç tarafından, devlet, devlet yasaları, yönetimi ve idaresi tarafından desteklenmiyor olsa bile haraç koyamaması gerçeği ile de ilgili olmalıdır. Fakat kişi hiç unutmamalıdır ki tüm bunlar – devlet, yasalar ve yöneticiler – insanlar için – yaşam ve eziyet imkânlarından yoksun oldukları ve birbirlerine şiddet uyguladıkları için – diğer bir deyişle insanlar arasındaki güç için sadece birer isimdirler.
O halde doğru sermaye tanımı verildikten sonra “sermaye” teriminin pek de doğru olmadığını bu bölümde gördük çünkü bu terim hakiki sermayeyi değil sahte sermayeyi belirtmektedir. Fakat biri insanlar için gerçek bağları çözmek, kabul edilmiş sözcükleri ilk kez kullanmak istediğinde bu hükümsüz de kılınamaz. Burada olan da budur.
Bu bakımdan işçiler hiç sermayeleri olmadıklarını anladığı zaman, düşündüklerinden çok daha farklı bir biçimde haklı olurlar. Sermayelerin sermayesinden, realite olan tek sermayeden – gerçi realite bir şey olmasa da – ruhtan yoksundurlar. Bu imkândan ve tüm yaşam önkoşulundan vazgeçirilmiş olan hepimiz gibi tüm yaşamların maddi koşulu da yani toprak da ayaklarının altından alınıp götürülmüştür.
Bu yüzden toprak ve ruh – sosyalizmin çözümüdür.
Ruh tarafından zapt edilen insanlar ilk önce toplum için ihtiyaç duydukları tek dışsal koşul olarak toprağı arayacaktır.
Sosyalizm bunun tersine çevrilmesidir. Sosyalizm yeni bir başlangıçtır. Sosyalizm doğaya geri dönüştür, ruhun yeniden bağışlanması, ilişkilerin yeniden kazanılmasıdır.
İnsanların ürünlerini dünya pazarında ve kendi ulusal ekonomilerinde takas ettiğinde toprağın da hareketli kılındığını çok iyi biliyoruz. Toprak uzun zamandır menkul kıymetler piyasasının nesnesine, kâğıda dönüştürülmüş durumdadır. İnsanların kendi dünya pazarlarında ve ulusal ekonomilerinde bir ürünü denk bir ürün ile takas edebilmeleri halinde, diğer bir deyişle daha büyük grupların kendi tüketimlerini ve olağanüstü kredilerini birleştirerek kendilerine olanak tanımaları halinde, bu kesinlikle sonuç verecektir, kendi kullanımları için kapitalist piyasaya başvurmaksızın yeni materyallerden giderek artan miktarlarda sanayi ürünü üretebileceğini de biliyoruz. Bundan sonra insanların zaman içerisinde sadece toprak ürünlerini değil artan bir şekilde toprağın kendisini satın alabilir hale geleceğini biliyoruz. Bu tür güçlü tüketici-üretici-birliklerin sadece kendi karşılıklı kredilerini değil nihayetinde kayda değer para sermayesini de kontrol edeceğini biliyoruz. Fakat insanlar sadece bununla tatmin olsaydı, nihai kararı yalnızca tehir ederlerdi. Toprak sahipleri toprakta büyüyen veya toprak altından elde edilen her şey üzerinde, tüm insanların yiyeceği ve sanayi hammaddeleri üzerinde bir tekele sahiptir. Devletin ve para-sermayenin daima genişleyen kısmının temelleri, toprağın özel sahipliği kaldırıldığında ve mütekabiliyet sosyalist sermaye biçimi olarak gösterildiğinde yıkılır. Fakat bu noktaya ulaşmadan önce tüketici-üretici-kooperatifleri tarafından kapitalist ticaret ve endüstri ne kadar yok edilirse, devlet ve para-kapitalizmi de toprak ileri gelenlerinin tarafında o kadar güçlü yer alacaktır. Arazi sahipliği sektörü kooperatiflere kendi üretimleri için otomatik olarak tedarik sağlamayacak, bilakis ürünlerinin fiyatını neredeyse satın alınamayacak yüksek fiyat seviyelerinde artıracaktır. Zira tıpkı sermayenin de aynı şekilde sadece hayali bir hakiki cesamete sahip olması gibi toprak sadece görünüşte akışkan ya da kâğıttır. Karar anında toprak gerçekte ne ise ona dönüşür: sahiplenilen ve alıkoyulan fiziki doğanın bir parçası.
Sosyalistler toprak sahipliğine karşı mücadeleden kaçınamaz. Sosyalizm için mücadele toprak için mücadeledir; toplumsal mesele tarımsal bir meseledir.
Şimdi Marksistlerin proleterya teorisinin nasıl muazzam bir yanlış olduğu da görülebilir. Devrim bugün olsaydı, ne yapılacağına ilişkin halkın hiçbir tabakasının bizim sanayi proleterlerininkinden daha az fikri olmazdı. Serbest kalma için duydukları özlem açısından – zira serbest kalmanın ve soluklanmanın hasretini çekmektedirler fakat hangi yeni ilişkileri ve koşulları tesis etmek istediklerine dair çok az fikirleri vardır – elbette Herwegh’in eski sloganı çok çekicidir “İşin adamı, uyan! Gücünü bil! Senin güçlü kolun durursa, tüm çarklar durur”. Bu deyiş cazibelidir, olgusal gerçeklere genel bir ifade veren her şey gibi ve bu bakımdan mantıklıdır. Genel grevin berbat bir kaos üreteceği, işçiler eğer kısa bir süre bile olsa dayanabilirlerse kapitalistlerin teslim olmak zorunda kalacağı oldukça doğrudur.
Fakat bu çok büyük bir “eğer”dir ve bugün işçiler, devrimci bir genel grev durumunda kendilerine yiyecek sağlamakla ilgili muazzam zorluklara ilişkin yeterli netlikte bir resme neredeyse hiç sahip değillerdir. Yine de ani, kapsayıcı, şiddet hamleli bir genel grev devrimci sendikalara belirleyici bir gücü şüphesiz verir. Devrimden sonraki gün, sendikalar fabrikaları ve atölyeleri işgal edecek ve dünya kâr-piyasası için özdeş ürünler üretmeye devam etmek zorunda kalacak, tasarrufları ve kârları kendi aralarında bölüşecektir – ve elde ettikleri tek sonucun durumlarının daha da kötüleşmesi, üretimin durması ve tam bir imkânsızlık olduğunu görünce şaşıracaklardır.
Kâr-kapitalizminin takas ekonomisini, doğrudan sosyalist takas ekonomisine dönüştürmek tümüyle imkânsız hale gelmiştir. Bu aktarımın birden yapılamayacağı apaçıktır; eğer tedricen uygulama için bir girişimde bulunulursa, sonuç, devrimin en berbat şekilde parçalanması, hızla müteakip taraflar arasında en vahşi mücadelelerin yaşanması, ekonomik kaos ve politik despotizm olacaktır.
Ürünlerin imalatında ve dağıtımında adalet ve akıldan çok fazla uzaklaştırıldık. Her tüketici bugün tüm dünya ekonomisine bağımlıdır çünkü kâr ekonomisi tüketici ile ihtiyaçları arasına konmuştur. Yediğim yumurtalar Galiçya’dan, tereyağı Danimarka’dan, et Arjantin’den, ekmeğim için tahıl da Amerika’dan, takım elbisem için yün Avustralya’dan, gömleğimin pamuğu, botlarım için deri ve gerekli tabaklama malzemeleri, masa, sandalye, sıra, vs için tahta, hepsi Amerika’dan gelmektedir.
Zamane insanlar ilişkilerini kaybetmişler ve sorumsuzlaşmışlardır. İlişki, insanları bir araya getiren ve onların ihtiyaçlarını karşılamak için birlikte çalışmasını sağlayan bir çekimdir. Bu ilişki, ki onsuz yaşayan insanlar olamayız, dışsallaştırılmış ve şeyleştirilmiştir. Tüccar ürünlerini kimin satın aldığını umursamaz; proleterya ne yaptığını veya nerede çalıştığını umursamaz; teşebbüsün doğal ihtiyaçları karşılama amacı yoktur; teşebbüsün tüm ihtiyaçları karşılayabilecek, düşünmeden, mümkün mertebe çalışmadan, diğer bir deyişle mümkün mertebe tabi kılınan öteki insanların çalışmasıyla, parayla, şeyleri mümkün olan en büyük miktarlarda elde etme şeklinde yüzeysel bir amacı vardır. Para ilişkileri yutmuştur ve dolayısıyla bir şeyden daha fazlasıdır. Amaçlı bir şeyin işareti, ki doğa dışında suni olarak işlenmiştir, artık büyüyememesi, çevresinden malzeme veya enerji çıkaramayıp sakin bir şekilde tüketilmeyi beklemesi, kullanılmadığı takdirde er ya da geç bozulmasıdır. Büyüyen şey kendi hareketine ve kendi nesline sahip olup bir organizmadır. Ve bu bakımdan para suni bir organizmadır; büyür, döl üretir, her nerede olursa olsun çoğalır ve ölümsüzdür.
Fritz Mauthner (Dictionary of Philosophy) “Tanrı” kelimesinin aslen “put” kelimesi ile özdeş olduğunu ve her ikisinin de “dökme (metal)” anlamına geldiğini göstermiştir. Tanrı insanlar tarafından yapılarak hayat bulan, insanların yaşamını kendisine çeken ve sonunda tüm insanlıktan daha güçlü bir hale dönüşen bir üründür.
İnsanoğlunun bugüne kadar fiziken yarattığı tek “dökme metal”, tek put, tek Tanrı paradır. Para sunidir ve canlıdır, para parayı doğurur ve para ve para ve para yeryüzündeki tüm güce sahiptir.
Kim sosyalizm için bir şeyler yapmak isterse, sezilen ve fakat bilinmeyen neşe ve mutluluğun önsezisinden işe koyulmalıdır. Hala öğreneceğimiz çok şey var: çalışma neşesi, ortak çıkar neşesi ve karşılıklı sabır neşesi. Her şeyi unuttuk yine de hepimiz içimizde onu hala hissediyoruz.
Ancak bunu göremeyen, bugün de paranın, bu Tanrının insandan çıkmış ve yaşayan bir şeye dönüşmüş, bir şey-olmayanın, ruhtan başka bir şey olmadığını, paranın deliliğe dönüşen yaşamın anlamı olduğunu hala göremez. Para servet ihdas etmez, para servettir; kendi başına (per se) servettir, para hariç hiç kimse zengin değildir. Para gücünü ve yaşamını başka bir yerden alır; para bunları yalnızca bizden edinir; parayı zengin ve bereketli bir biçimde üretken kıldıkça kendimizi, hepimizi yoksullaştırırız ve baltalarız. İnsan kadınlardan yüz binlercesinin artık anne olamadığı neredeyse abartısız bir doğruya dönüşmüştür. Çünkü korkunç para tıpkı bir vampirin erkek ve kadından hayvan sıcaklığını ve erkek ve kadının damarlarından kanını emdiği gibi döl ve sert metal verir. Biz hepimiz dilencileriz ve yoksul garibanlarız ve budalayız çünkü para Tanrıdır ve çünkü para yamyama dönüşmüştür.
Sosyalizm bunun tersine çevrilmesidir. Sosyalizm yeni bir başlangıçtır. Sosyalizm doğaya geri dönüştür, ruhun yeniden bağışlanması, ilişkilerin yeniden kazanılmasıdır.
Bizim neden çalıştığımızı öğrenmekten ve bunu uygulamaktan başka sosyalizme giden başka bir yol yoktur. Günümüz insanlarının ruhlarını sattığı Tanrı ya da şeytan için değil, ihtiyaçlarımız için çalışıyoruz. Çalışma ve tüketim arasındaki bağlantının yeniden yapılanması: işte bu sosyalizmdir. Tanrı şimdilerde çok güçlü ve her şeye kadir hale gelmiştir ki bundan böyle yalnızca teknik bir değişim, takas sisteminde reform ile kaldırılamaz.
Bu yüzden sosyalistler üyelerinin ihtiyaç duyduğunu üreten yeni topluluklar oluşturmalıdır.
Ne insanoğlunu bekleyebiliriz ne de bireyler olarak içimizdeki insanlığı bulup yeniden yaratmadığımız sürece, ortak bir ekonomi ve adil bir takas sistemi için, insanoğlunun birleşmesini bekleyebiliriz.
Her şey bireyle başlar ve her şey bireye bağlıdır. Günümüzde bizi çevreleyen ve zincirleyen şeylerle kıyaslandığında sosyalizm, insanların bugüne kadar üstlenmiş olduğu en devasa görevdir. Bu görev cebir ve zekâ da dâhil dışsal çarelerle gerçekleştirilemez.
Başlangıç noktası olarak biraz yaşamı, yaşayan ruhun dışsal biçimlerini içeren pek çok şeyi hala kullanabiliriz. Eski ortak mülkiyetin kalıntılarına, çiftçilerin ve tarla işçilerinin yüzyıllar önce özel mülkiyete geçmiş olan, asli ortak mülkiyet anılarına sahip topluluklarından ve de tarla ve zanaat işleri için ortak ekonomiyi hatırlatan geleneklerden faydalanılabilir. Çiftçinin kanı pek çok kent proletaryasının damarlarında hala dolaşmaktadır; Kent proletaryası bunu tekrar dinlemeyi öğrenmelidir. Amaç, hala çok uzak olan amaç, bugün genel grev olarak diğer bir deyişle, başkaları, zenginler, putlar ve canavarlık için çalışmayı reddetmek şeklinde adlandırılmaktadır. Genel grev – fakat elbette ki bugün ilan edildiği şekilde ve anlık başarısının çok belirsiz ve nihai başarısızlığının mutlak kesin olduğu başkaldırı ile birlikte kollar çapraz tutulu pasif genel grevden farklı olan genel grev – kapitalistlere şöyle seslenir: “En uzun kimin dayanabileceğini görelim!” Genel bir grev, evet! Fakat aktif olan bir grev, zaman zaman devrimci genel grevle ilişkili, sade dilde “yağmalama” denilenden çok farklı bir eylem. Aktif genel grev yalnızca çalışan insanların faaliyetlerinin, emeklerinin bir gıdımını bile başkalarına vermeyi reddedebildiği, sadece kendi ihtiyaçları, kendi gerçek ihtiyaçları için çalıştığı zaman muzaffer olacaktır. Bu hala çok uzaktır – fakat sosyalizmden hala çok uzak olduğumuzun, uzun, çok uzun bir yola başladığımızın farkında olmayan kim? İşte bu yüzden Marksizmin can düşmanıyız: çünkü Marksizm çalışan insanların sosyalizmle başlamalarını engellemiştir. Tamah ve zorluğun taşlaşmış dünyasından bizleri çıkaracak olan sihirli sözcük “grev” değil, “çalışmak”tır.
Tarım, endüstri ve zanaat, akli ve fiziki çalışma, öğretme ve çıraklık sistemi yeniden birleştirilmelidir; Peter Kropotkin bunu başarma yöntemlerine dair kendi kitabı Tarla, Fabrika ve Atölye’de çok değerli şeyler söylemiştir.
Halktan, tüm halktan, tüm halkımızdan umudumuzu kesmemeliyiz. Elbette bugün halklar yoktur. Devlet ve para halkın, diğer bir deyişle ruhla birleşmiş insanların yerini alırken bireyler bölünmüş insan parçalarına indirgenmiştir.
Yalnızca ilerlemeci ve ruhsal olan bireyler bir kez daha halkın ruhu ile dolduğu zaman, halkın ön bir biçimi yaratıcı insanlarda yaşadığında ve yürekleri, akılları ve elleri ile hakikatte gerçekleşme talep ettiğinde Halk, varlığa döndürülebilir.
Sosyalizm, her tür bilgiyi gerektirse de bir bilim değildir – doğru yolu yürümek adına, hurafeyi ve yanlış yaşamı terk etmek için gerekli bir koşuldur. Bununla birlikte sosyalizm kesinlikle bir sanat, canlı malzemeyle inşa eden yeni bir sanattır.
Şimdi, tüm sınıflardan kadınlar ve erkekler halka varmak için halkı terk etmeye çağrılmaktadır.
Çünkü işte görev budur: halktan umudu kesmemek fakat aynı zamanda halkı beklememek. Her kim içinde taşıdığı halk cevherine hakkını verirse, her kim kendisi gibi başkaları ile bu doğmamış tohumun ve basıncın hayali biçiminin hatırına, sosyalist düzeni gerçekleştirmek için yapılabilecek her şeyi gerçeğe dönüştürmek amacıyla birleşirse halkı halka gitmek üzere terk eder.
Sosyalizm, kendisi için birleşen, var olan adaletsizlik için en derinden tiksinti ve hakiki bir toplum oluşturma için en güçlü arzuyu ve özlem hissini duyanların sayısına bağlı olarak farklı bir gerçekliğe dönüşecektir.
O halde sosyalist haneleri, sosyalist köyleri, sosyalist toplulukları kurmak için birleşelim.
Kültür herhangi bir özel teknoloji biçimine ya da ihtiyaçların tatminine değil, adaletin ruhuna dayanır.
Sosyalizm çevremizde ve içimizde berbat koşullar yüzünden acı çeken herkesin davasıdır ve çoğu sınıf yakında herkesin bugün şüphe ettiğinden daha çok acıya katlanacaktır. İşçi birlikleri dâhil hiç kimse ahlak ve kendi kefareti açısından parasını tek kalemde vermek ve bu para ile sosyalizmin başlangıcı için toprağı özgürleştirmek dışında sahip olduğu parası ile daha iyi bir şey yapamaz. Toprak özgür olduğunda hiç kimse bu toprağın satın alındığını söyleyemeyecektir
Kim sosyalizm için bir şeyler yapmak isterse, sezilen ve fakat bilinmeyen neşe ve mutluluğun önsezisinden işe koyulmalıdır. Hala öğreneceğimiz çok şey var: çalışma neşesi, ortak çıkar neşesi ve karşılıklı sabır neşesi. Her şeyi unuttuk yine de hepimiz içimizde onu hala hissediyoruz.
Sosyalistlerin kapitalist pazar ile mümkün mertebe irtibatlarını kestiği ve dışarıdan hala gelmesi gereken değer kadar ihracat yaptığı bu yerleşimler sadece küçük başlangıçlardır ve denemelerdir. Böylelikle insan kitleleri, topluluğun yüreğindeki neşe, kendisi ile mutmain yeni ilkel saadete imrenme ile üstesinden gelecektir ki bunlar ülke üzerinde parlamalıdır.
Gerçeklik olarak sosyalizm yalnızca öğrenilebilir; sosyalizm, tüm yaşam gibi bir girişimdir. Şiirsel sözcükler ve betimlemelerle biçimlendirmeye çalıştığımız her şey – işteki çeşitlilik, akli çalışmanın rolü, en uygun ve en az sorgulanabilir takas aracı biçimi, hukuk yerine sözleşmenin takdimi, eğitimin yenilenmesi, tüm bunlar gerçekleştirme eyleminde gerçeğe dönüşecek ve kesinlikle önceden belirlenmiş bir şablona göre düzenlenecektir.
Muhtemelen ileride, düşünce ve tahayyülde net olarak ortaya konmuş biçimlere sahip toplulukları ve sosyalizm topraklarını beklemiş ve öngörmüş olan kişileri hatırlayacağız. Realite kendi bireysel oluşumlarından farklı görünecektir fakat onların bu imgelerinden kaynaklanacaktır.
Burada Proudhon’u ve onun keskin bir biçimde tanımladığı, sözleşme ve özgürlük ülkesine dair asla belirsiz olmayan tasavvurlarını hatırlayalım. Henry George, Michael Flürscheim, Silvio Gesell, Ernst Busch, Peter Kropotkin, Elise Reclus ve başka pek çok kişi tarafından görülmüş ve tarif edilmiş birçok iyi şeyi hatırlayalım.
Hoşumuza gitse de gitmese de geçmişin varisleriyiz; gelecek nesillerin bizim varislerimiz olması için irade toplayalım ki böylece tüm yaşamımızda ve eylemlerimizde gelecek nesilleri ve çevremizdeki insan kitlelerini etkileyelim.
Bu tümüyle yeni bir sosyalizm, yeniden yeni olan bir sosyalizmdir; zamanımız açısından yeni, ifade açısından yeni, geçmişe dair görüşü açısından yeni, pek çok ruh halleri açısından da yenidir. Neyin var olduğuna yeni bir bakışla bakmamız da gerekmektedir: insan sınıflarına, kurumlara ve geleneklere yeniden bakmalıyız. Şimdilerde köylüleri tümüyle yeni bir ışık altında görüyoruz ve bize nasıl muazzam bir görev (onlara konuşmak, aralarında yaşamak ve içlerinde solan ve körelen şeyleri – dini, dışsal ya da yüce bir güce inanç değil, yaşadığı müddetçe birey insanoğlunun kendi içindeki gücüne ve mükemelleştirilebilirliğine inanç – canlandırmak ve yeniden diriltmek görevi) bırakıldığını biliyoruz. Köylünün ve toprak sahibi olmaya sevgisinin nasıl korkulan olduğunu [biliyoruz]: köylülerin çok fazla toprağı yoktur, çok az toprağı vardır ve bu onlardan alınmamalıdır, onlara verilmelidir. Fakat elbette herkes gibi onların da her şeyden önemlisi ihtiyaç duyduğu şey ortak, komünal ruhtur. Ancak onlarda bu ruh, kentli işçilerdeki kadar çok gömülmüş değildir. Sosyalist yerleşimcilerin sadece mevcut köylere gidip oralarda yaşamaları gerekmektedir ve canlanabilecekleri ve on beşinci ve on altıncı yüzyılda içlerinde olan ruhun bugün bile yeniden uyandırılabileceği görülecektir.
insanlara bu sosyalizmden yeni bir dille bahsedilmelidir. Burada birinci, ilk girişimde bulunulmaktadır. Bizler, bizler ve başkaları bunu daha iyi yapmayı öğreneceğiz. Bizler ruhsuz sosyalist biçim olan kooperatiflere ve amaçsız cesaret olan sendikalara sosyalizmi getirmek istiyoruz.
İstesek de istemesek de konuşma ile kalmayacağız; daha ileri gideceğiz. Şimdiki zaman ile gelecek zaman arasında bir boşluk olduğuna artık inanmıyoruz; biliyoruz: “Amerika ya buradadır ya da hiçbir yerdedir”. Şimdi, şu anda yapmadığımız ne varsa onu hiçbir zaman yapmayacağız.
Tüketimimizi birleştirebilir ve her tür paraziti yok edebiliriz. Kendi tüketimimiz için mal üretmek üzere bir sürü zanaat ve endüstri tesis edebiliriz. Bunda, kooperatiflerin şimdiye kadar ilerlediğinden daha ileriye gidebiliriz, zira onlar kapitalist-yönetimli teşebbüs ile rekabet etme fikrinden hala kurtulamıyorlar. Onlar bürokratik, onlar merkeziyetci; işverene dönüşmenin ve sendikalar üzerinden işçileri ile sözleşme aktetmenin dışında kendilerine yardım edemezler. Tüketici-üretici-kooperatifte her bir kişinin kendisi için hakiki bir takas ekonomisi içerisinde çalıştığı, bu ekonomi içerisinde kârlılığın değil işin verimliliğinin belirleyici olduğu; pek çok teşebbüs biçiminin, ör. küçük teşebbüsün, kapitalizmde kârsız olsa da burada tamamen verimli olduğu ve sosyalizmde hoş karşılandığı onların aklına gelmez.
Siz ressamlar, şairler, müzisyenler bunu biliyorsunuz ve yeni halklardan çıkacak olan gücün ve şevkin ve tatlılığın sesleri şimdiden sizden bahsediyor. Tüm kimsesizliğimizde parçalanmış genç insanlar yaşıyor, sağlam insanlar, eski insanlar, test edilmiş ve onaylanmış, asil kadınlar:
Yerleşimler kurabiliriz, gerçi bunlar bir çırpıda kapitalizmden tümüyle kaçamazlar. Fakat biz sosyalizmin bir yol, kapitalizmden uzak bir yol olduğunu ve her yolun bir başlangıcının olduğunu biliyoruz. Sosyalizm, kapitalizmden çıkmayacaktır, ondan uzakta büyüyecektir; kendisini kapitalizme kapatacaktır.
Toprak satın alma aracı ve bu yerleşimlerin ilk işletim fonları, sendikalar ve bize katılan işçi grupları vasıtasıyla ve bize ya tamamen katılmış ya da en azından davamıza katkıda bulunan zengin adamlar kanalıyla tüketimlerimiz bir havuzda toplanarak elde edilecektir. Tüm bunları beklemekte ve bu beklentiyi ilan etmekte tereddüt etmiyorum. Sosyalizm çevremizde ve içimizde berbat koşullar yüzünden acı çeken herkesin davasıdır ve çoğu sınıf yakında herkesin bugün şüphe ettiğinden daha çok acıya katlanacaktır. İşçi birlikleri dâhil hiç kimse ahlak ve kendi kefareti açısından parasını tek kalemde vermek ve bu para ile sosyalizmin başlangıcı için toprağı özgürleştirmek dışında sahip olduğu parası ile daha iyi bir şey yapamaz. Toprak özgür olduğunda hiç kimse bu toprağın satın alındığını söyleyemeyecektir – kendisi de bunu hissetmeyecektir bile -. Çok titiz olmayın, siz işçiler: ayakkabı, pantolon, patates, ringa balığı satın alıyorsunuz; siz, çalışan ve acı çeken insanlar, talihinizin şu ana kadar size oynattığı rol ne olursa olsun, kendi özgürlüğünüzü adaletsizlikten satın almak için gücünüzü bir araya toplamanız ve şu andan itibaren kendi topluluğunuz için ihtiyacınız olanı kendi toprağınız üzerinde yapmanız güzel bir başlangıç olmaz mıydı?
Unutmayalım: eğer doğru ruha sahipsek, o zaman toplum için ihtiyaç duyduğumuz her şeye sahibizdir: bir şey hariç: toprak. Toprak için açlık başınıza gelmeli, siz büyük şehrin insanları!
Kendi kültürleri ile sosyalist koloniler toprakta her yerde, kuzeyde, güneyde, doğuda ve batıda, kâr ekonomisinin süfliliğinin ortasında, her ilde dağıldığında ve görüldüğünde, tarifsiz fakat sessiz tutumlarında yaşama sevinci hissedildiğinde imrenme giderek artacaktır. O zaman, inanıyorum ki halk ilerleyecektir. Halk görmeye, bilmeye ve emin olmaya başlayacaktır. Dış görünüşte sosyalistçe, müreffeh ve keyifli yaşamak için sadece tek bir şey eksik olacaktır: toprak. Ve ardından halklar toprağı özgür kılacak ve artık sahte tanrı için değil insanlar için çalışacaktır. Sonra? Sadece başla: en küçük ölçekte ve en az sayıda insan ile başla.
Devlet, diğer bir deyişle hala cahil olan kitleler, imtiyazlı sınıflar ve her ikisinin de temsilcileri, icrai ve idari kast, bu işe başlayanların yolu üzerinde en büyük ve en küçük engelleri yerleştirecektir. Bunu biliyoruz.
Tüm bu engeller, eğer gerçek engeller iseler, onlarla bizim aramızda en küçük bir boşluk bırakılmaması için yakın ve bir arada durmamız halinde yok edilecektir. Bunlar artık sadece beklentilerde, hayallerde, korkulardaki engellerdir. Bunu şimdi görüyoruz: zamanı geldiğinde yolumuzu her tür engelle kapatacaklardır – ve bu yüzden bizler bu arada hiçbir şey yapmamayı seçeceğiz.
Köprüyü, köprüye geldiğimizde geçeceğiz! Şimdi ileri doğru hareket edelim ki böylece çoğalalım.
Hiç kimse halka şiddet uygulayamaz, bu halkın kendisi hariç.
Ve halkımızın büyük bir kısmı adaletsizliğin ve kendilerine bedenen ve ruhen zarar verenin tarafını tutacaktır çünkü ruhumuz yeterince güçlü ve ikna edici değildir.
Ruhumuz ateş almalı, aydınlatmalı, baştan çıkarmalı ve cezbetmelidir.
Konuşma bunu hiçbir zaman tek başına başaramaz; en güçlü, öfkeli ya da en nazik konuşma dahi yapamaz.
Sadece örnek, bunu başarabilir.
Örneklemeliyiz ve yol göstermeliyiz.
Örneklemek ve Fedakârlık ruhu! Geçmişte, günümüzde ve gelecekte, bu şekilde yaşamayı sürdürmenin imkânsızlığından dolayı her daim isyanda olan bu düşünceye fedakârlık üstüne fedakârlık yapılacaktır.
Şimdi, doğru yaşam biçimi için örnek sunmak üzere başka tür fedakârlıklar, kahramanca olmayan, sessiz, etkileyici olmayan fedakârlıklar yapmak gerekmektedir.
Sonra az olan çoğa dönüşecek ve çok olan da az olacak. Yüzlerce, binlerce, yüzbinlerce -çok az çok az!
Yine de engeller aşılacak zira doğru ruh sahibi olanlar kurarak en güçlü engelleri yok edecek.
Sosyalizmi inşa etmek için elinden geleni yapmak isteyen herkese çağrıda bulunuyorum. Sadece şu an gerçektir ve insanlar şu an yapmadığı her şeyi birden yapmaya başlamayacak, sonsuza dek yapmayacaktır. Hedef halktır, toplumdur, topluluktur, özgürlüktür, güzelliktir ve yaşam sevincidir.
Ve nihayet, nihayet çok uzun zamandır parlamış ve alevlenmiş olan sosyalizm, en sonunda ışık yayacak. Ve insanlar ve halklar büyük bir kesinlikle bilecekler: sosyalizm ve sosyalizmi gerçekleştirecek araçlar, tümüyle ve topyekûn, kendi içlerindedir, onların arasında bulunmaktadır ve sadece tek bir şeyden yoksundurlar: toprak! Ve toprağı özgür kılacaklar çünkü hiç kimse halka engel çıkarmayacak zira halk artık sosyalizme gölge etmeyecek.
Sosyalizmi inşa etmek için elinden geleni yapmak isteyen herkese çağrıda bulunuyorum. Sadece şu an gerçektir ve insanlar şu an yapmadığı her şeyi birden yapmaya başlamayacak, sonsuza dek yapmayacaktır. Hedef halktır, toplumdur, topluluktur, özgürlüktür, güzelliktir ve yaşam sevincidir. İnsanların slogan atmasına ihtiyacımız var; bu yaratıcı arzu ile dolmuş herkese ihtiyacımız var; eylem adamlarına ihtiyacımız var. Bu sosyalizm çağrısı, ilk başlangıcı yapmak isteyen eylem adamlarına ithaf olunur.
Bu kelimeleri ve kelimelerin arkasındaki hissiyatı hâlihazırda kendisine ithaf edildiği zaman duymamış olan herkese şimdi kısmen söylenmesine izin verin: insanların bizleri anlayabilmesi için benzeri pek çok fikri seslendirdiğimiz ve yanlış uygulanmış ya da yetersiz eğreti, güncel kelimeleri reddettiğimiz gibi, aynı durum bu kelimenin, sosyalizmin başına da gelebilir. Belki de bu çağrı daha iyi, daha derin ve daha ümit verici bir kelime bulma yolunun da başlangıcıdır. Herkes hâlihazırda bilmelidir ki sosyalizmimizin kırsal, pastoral barış ile sırf ekonomiye ve hayatın gerekleri için çalışmaya adanmış geniş bir yaşam arzusuyla ya da muhteşem rahatlıkla hiçbir ortak yanı bulunmamaktadır. Burada ekonomiden çok konuşuldu; ekonomi kendi yaşamımızın temelidir ve öyle dönüşmelidir ki hakkında az konuşulur hale gelsin. Selam olsun içinde olduğumuz bu zamanda hiç bir ekonomiye ve hiçbir mekâna katlanmayan siz avarelere, berduşlara ve serserilere. Selam olsun yaratıcılığı zamanı aşan sanatçılara. Selam olsun yaşamlarını soba borusunda pörsütmek istememiş siz eski savaşçılara! Bugünün savaş, savaş tehditleri ve vahşilik dünyasında ne varsa hepsi neredeyse tümüyle kimsesizlik ve tamahın yalnızca kaba bir maskesidir: kişilik, vefa ve şövalyelik ender bulunur hale gelmiştir. Selam olsun, hiçbir kelimenin dışarı çıkmadığı kalplerinin derinliklerinde önerileri olan siz kekemelere, siz sessiz olanlara: bilinmeyen yücelik, konuşulmayan mücadeleler, ruhun derinden acı çekişi, delişmen neşeler ve kederler şu andan itibaren hem bireyler hem de halklar açısından insanoğlunun talihi olacaktır.
Siz ressamlar, şairler, müzisyenler bunu biliyorsunuz ve yeni halklardan çıkacak olan gücün ve şevkin ve tatlılığın sesleri şimdiden sizden bahsediyor. Tüm kimsesizliğimizde parçalanmış genç insanlar yaşıyor, sağlam insanlar, eski insanlar, test edilmiş ve onaylanmış, asil kadınlar: orada burada, kendi bildiklerinden daha fazlası olan çocuk kalpli insanlar yaşıyor. Her birinin içinde bir gün yeni insanları ele geçirecek ve şekillendirecek ve ileri sürecek inanç ve büyük neşe ve büyük acının kesinliği yaşıyor. Acı, kutsal acı: gel, ah gel yüreklerimize! Bulunmadığın yerde barış asla olmayacak. Siz hepiniz – ya da o zamanlar çok mu azdınız?- rüyanın güldüğü ve ağladığı siz hepiniz, eylem soluyan siz hepiniz, içinizde derin coşkuyu hisseden siz hepiniz, günümüzde çevremizde olan hırpani saçmalık ve süflilik için değil sefalet ve zorluk denen dava ve delilik ve gerçek sıkıntı için umutsuzluğa kapılmak isteyen siz hepiniz, bugün yalnız olan ve içinde içsel bir biçim, imge ve bastırılmış yaratıcı enerji ritmi barındıran siz hepiniz, yüreklerinizden buyurabilen siz hepiniz: sonsuzluk adına, ruh adına, hakiki yol olmak isteyen imge adına insanoğlu helak olmasın. Bugün kendisine zaman zaman proletarya, zaman zaman burjuva, zaman zaman yönetici kast denen gri-yeşil, kalın çamur ve her yerde, yukarıda ve aşağıda bulunan tiksindirici kütleden başka bir şey değildir. İnsanlar tarafından çarpıtılan bu korkunç itici tamahın, doymuşluğun, yozlaşmanın bundan böyle bizi kirletmesine ve boğmasına izin verilemez: hepsi sosyalizme çağrılmaktadır.
Bu bir ilk sözdür. Daha da fazlası söylenmelidir. Söylenecektir. Burada çağrılan ben ve diğerleridir.
Çev: Nesrin Aytekin
https://itaatsiz.org/?p=5545
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.09.23 10:38 cilingiir Konaklı Çilingir 7/24 Acil Alanya Anahtarcı 0545...

7/24 acil alanya konaklı çilingir servis numarası 0545 687 80 40
Konaklı’da Çilingir Servisi İçin 7/24 gece gündüz demeden bize ihtiyacınız olduğu her an telefon numaralarımızdan iletişime geçerek uygun fiyatlara çilingir hizmetleri talep edebilirsiniz.
  1. Konaklı Çilingir Ustası Kapıya Zarar Verir Mi? Alanya Konaklı Çilingir ustalarımız bu işe yıllarını vermiş yıllarca anahtarcılık yapan bu işin belgesini almış güvenilir profesyonel kişilerle çalışıyoruz. İşini severek yapan ve müşteri memnuniyetine önem veren ustalarımız bizim gurur kaynağımızdır. Sizde haklısınız daha önce bize hiç iş yaptırmayan müşterilerin hep kafalarında soru işaretleri oluyor ta ki bizden hizmet alana kadar. Bizden hizmet aldıktan sonra anlıyorlar ki yanılmışlar ve güvensizliğin sadece bir ön yargıdan ibaret olduğunu anladıktan sonra iş bitiminde teşekkür eden müşterilerimiz bizim bu yolda daha güçlü adımlar atmamıza sebep olan kıymetli müşterilerimizdir.
  2. Konaklı’da Şuan Müsait Anahtarcı Ustası Var Mı? Bize ihtiyacınız olduğu her an Alanya Konaklı bölgesinde müsait çilingir ustamız var telefon numaralarımızdan hızlıca ulaşabilirsiniz. O müsait değilse diğeri var. Bulunduğunuz konumun neresi olduğunu bilmediğimiz için net süre vakit veremiyoruz ama Konaklı merkezde yaşıyorsanız hiç sorun değil 10 dakika ya da en geç 20 dakika gibi kısa sürede talep ettiğiniz bölgeye adresinize ustamız ulaşmış olacaktır. Ve artık yapacağı işin detayını bilmediğimiz için net şekilde yazamıyoruz ama Örnek: Kapı anahtarını kayıp ettiniz kapıda kaldınız eve giremiyorsunuz, Ya da anahtarınız kırıldı, ya da anahtarı evin içinde unuttunuz hiç dert etmeyin çilingir ustalarımız 10 - 15 dakika gibi kısa sürede sorunu halleder. Sizde evinize rahat bir şekilde girebilirsiniz gece gündüz demeden bizlere telefon numaralarımızdan ulaşabilirsiniz 7 gün 24 saat kesintisiz hizmetimiz vardır.
  3. Konaklı’da Nöbetçi Çilingir Var Mı? Konaklı ve mahallelerine hizmet vermesi için her gece Konaklı’da nöbetçi çilingir ustalarımız vardır. Nöbetçi çilingir listesi haftalık olarak belirlenir hangi günler nöbetçi kalacağını ustalarımız daha önceden biliyordur ustalarımız kendi aralarında müsait olmadığı günlerde değişiklik yapabilirler ama hizmette sorun yaşatmazlar. Siz bizi aradığınız dakikadan itibaren ustamız sizin adresinize doğru yol alır ve hızlıca adresinize ulaşırlar. Artık kilit değiştirme, çelik kapı açma, yapacağı işin hiç önemi yok hangi çilingir hizmetini talep ederseniz edin ustalarımız bu konuda eğitimli ve bu işe yıllarınız vermiş ustalardır. Sorun yaşamadan hizmet alacağınıza emin olun çünkü kötü ustalar geçmişimizde kaldı işini seven işine ve müşterimize saygısı olan ise hala çalışmaya devam ediyor, Alanya Konaklı nöbetçi çilingir servisi var mı sorusuna yeterince açıklık getirebilmiş olmayı umut ediyoruz.
  4. Konaklı Çilingir Fiyatları Ne Kadar? Konaklı’da Çilingir Fiyatlarının değişimine sebep olan etkenleri söyle sıralayalım yol, mesafe, zaman, konum ve yapılacak işin uzunluğu ve yoruculuğu. Size ezbere cevap vermemek adına çok bir şey yazamıyoruz ama 7/24 gece gündüz demeden iletişime geçerek talep ettiğiniz iş ile ilgili net fiyat bilgisi alabilirsiniz. Ön bilgi olması adına kısaca size söylemem gerekirse kilitsiz kapı açma ücreti kilitli kapı açma ücretine göre biraz daha uygun olur çünkü kilitsiz kapı açma işi kilitli kapı açmaktan daha kolaydır ondan dolayı biraz daha ekonomiktir. Umarım sizin kapı kilitli değildir, Konaklı’da çilingir kapı açma ücreti ne kadar sorusuna cevap olmuştur inşallah.
  5. Konaklı’da Verdiğiniz Çilingir Hizmetleri Nelerdir? Konaklı Çilingir Servisi olarak verdiğimiz hizmetleri şu şekilde sıralayabiliriz. Çelik kapı açma, Kapı kilidi açma, Kapı göbeği açma, Çelik kasa göbeği değiştirme, Para kasası açma, iç kapı kilidi açma, Şifreli Kilit Açma, Anahtar yedekleme, Ev kapısı göbeği değiştirme, Kapı kilidi değiştirme, Kapı göbeği değiştirme, Ev kapısı kilidi açma, Kapı anahtarı kopyalama, Çelik kapı kilidi açma, Çelik kapı kilidi tamiri, Kapı göbeği açma, Kapı kilidi göbeği açma, Arızalı kilit değişimi, kapı açma şifre değiştirme, Çelik kapı kilidi tamiri gibi farklı hizmetlerimiz var. Çilingir hizmetleri üzerine aklınıza gelebilecek ne iş varsa üstesinden gelebiliriz sizin de bahsettiğimiz hizmetlere ihtiyacınız varsa hemen bizi arayın lütfen ustamızı gönderelim.
  6. Konaklı’da Pazar Gün Çilingir Servisi Var Mı? Konaklı çilingir servisi pazar günde dâhil olmak üzere gece gündüz özel günler demeden bize ihtiyacınız olduğu her an yılın 365 günü, ayın 31 günü, günün 24 saati telefon numaralarımızdan bize ulaşıp Konaklı çilingir hizmeti talep edebilirsiniz. O an müsait olan elinde iş olmayan Konaklı anahtarcı ustasını hızlı bir şekilde adresinize yönlendirmekteyiz merak etmeyin siz bile şaşıracaksınız ne kadar hızlı hizmet aldığınız için çünkü sorunsuz işini seven işine saygısı olan ustalar ile çalışmaktayız buda bizi gururlandırıyor.
  7. Konaklı’da Bana En Yakın Çilingir Nereden Gelecek? Konaklı’da en yakın çilingir size aynı mahallede hizmet veren ustalarımızdan gelecek, sizinle aynı mahallede hizmet veren ustamız yok mu? Dünyanın sonu değil. Bizde diğer komşu mahallenizdeki ustayı göndeririz hızlıca soruna çözüm üretir ve sorununuzu giderir. Bu kadar nasıl eminsiniz? Diyecekler olacaktır aranızda. Eminiz ustalarımıza güveniyoruz yeni değiller çünkü bu işe yıllarını vermiş emekçi insanlar işinde gücünde olan insanın kendisine ve müşterisine saygısı olur saygısız hizmet verenlerle çalışmıyoruz sizlerden geri bildirim sonucunda bizde hizmet veren ustalarımızı uyarıyoruz sorun tekrar ederse artık çalışmıyor yollarımızı ayırıyoruz.
Alanya Konaklı’da çilingir servisi araştıran kullanıcılarımıza söylememiz gerekirse Alanya 330.000 bin nüfusu ile Türkiye’nin 23 şehrini geride bırakmış muhteşem denizi turist turizmi ve Alanya muzu ile ünlü Antalya’nın en büyük 3. İlçesidir. Konaklı 17.000 bin nüfusu ile diğer 97 mahalleyi gerisinde bırakmış Alanya'nın en büyük 5.mahallesidir.
submitted by cilingiir to u/cilingiir [link] [comments]


2020.09.22 23:13 seytanreis KREŞ BY ŞEYTANREİS

Çocuklarımızın kreşten çıkmasını beklerken, benimle beraber kendi çocuklarını bekleyen, mahalleden arkadaşlar Şehmuz ve Fehmi ile ibretlik bir sohbete dalmıştık. Konu döndü, dolaştı çocuklara geldi. Fehmi oğlunun okuduğu kitaplardan şikayetçiymiş. Zararlı yazarların kitaplarını okuyormuş devamlı. “Yoldan çıktı çıkacak, iki sene sonra ben gominist oldum, Allaha da inanmıyom” derse ben ne ederim. Ele güne nasıl açıklarım bunu.” diye yakınıp durdu. Yakındı ama içime kurdu düşürüverdi. Benim kız da aynı kitapları okuyor olabilirdi. Aynı okulda, aynı sınıfta beraber tahsil görüyorlardı. ” Kimmiş o yazarlar söyleyive bakam sen bana” dedim ama Fehmi de bilmiyormuş yazarların adını. “Hangi kitaplamış bakem onlar” dedim, kitapları da bilmiyor. Kendisi okumamış, televizyondan duymuş falanca yazar kominist, filan kitap zararlı” diye. Fehmi konuyu açıpda oğlundan dert yanmasıyla gaza gelen Şehmuz, sanki baştan beri o anı bekliyormuş gibi atıldı hemen. “Sorma arkedeş. Benim kız da kötü kötü şarkıla dinliyo. Hepsi yabancı, anamıza, bacımıza, dinimize, imanımıza küfür ediyola hep.” Birden benim kız geldi aklıma. O da gece gündüz yabancı şarkı dinliyordu. Belki de aynı imansız adamların şarkılarıydı bunlar. Hemen sordum Şehmuz’a “Bak ne diyecem sana. Sen şarkıları anlıyon yalım. Benim kızın kasetlerini sana getiremde bi bakıver bakalım. Hangisi küfür ediyo, hangisi etmiyor” Bunda da umduğumu bulamadım. Şehmuzda anlamıyomuş şarkılarda neler söylediklerini. Geçen sene ölen Mithat emminin cenazesine gelen, merhumun askerden arkadaşı Molla Mehmet söylemiş ona da. “Kızlarınıza zinhar yabancı şarkıcı dinletmeyeceksiniz. Maazallah kafir olurlarda, mahşerde hesabını sizden sorarlar” deyince, bizim Şehmuz evdeki bütün yabancı kasetleri yakacak olmuş. Kızıyla hanımı bir olup, yalvar yakar kurtarmışlar imansızların kasetlerini. Şehmuz lafını bitiripte masaya koyunca, ikisi de taş sırası bandeymiş gibi bana bakıyorlardı. Çaresiz bende gömecektim kızımı masada. “Vallahi arkadaşlar benim derdimin yanında sizinkilerin esamesi okunmaz. Benim derdim dağlar kadar. Aramızda kalsın da ( aslında aramızda kalsın dediğim hiç bir şeyin, hiç bir zaman aramızda kalmadığını biliyordum) benim kız sakıncalı şeyler seyrediyor. Üstelik bir şey de diyemiyorum. Yanımda izliyor bir de utanmaz. Annesi de ona destek çıkıyor. ” Seni hep o Şehmuzla Fehmi dolduruyor) deyip izletiyor.” Şehmuz adının bizim evde bile anılacka kadar popüler olmasından memnun bir gülümsemeyle bana bakıyordu. Derken Fehmi de aynı şeyleri kendi oğlunun izleyip izlemediğinden emin olmak ister gibi sordu ” Ne izliyor mesela?” Onları da uyarmam gerektiğine o kadar emindim ki, usulca başımı masanın ortasına doğru yanaştırdım. Onlarda dikkat çekmeyen gizlilikle başlarını masanın ortasına yaklaştırdıklarında, neredeyse nefeslerimizi birbirimizin dudaklarında hissedebiliyorduk. Ve ılık nefesim eşliğinde o dehşet verici cümleyi kurdum. Dinsiz, hem kömünist hemde faşist, devletimize, milletimize kasteden, evlatlarımız daha çocukken, aklı ermeyecekken, altına sıçıp, sümüğünü yerken onlara kendi tarikat propagandalarını aşılamayı amaçlayan, dış güçlerin dizisi, “Şirinler” dediğimde, yüzlerindeki insan rengi adeta limonu fazla kaçmış bol ekşili bir pırasa yemeğinden ilk kaşığı almış gibi sararıvermişti. “Evet” dedim fısıldayarak. “Şirinler”.Yine de açıklamam gerektiğini anlatan bakışlarıyla tahammül sınırlarımı zorluyorlardı. Bu çağda hala bütün bunları anlayamayacak kadar cahil insanların yaşıyor olması başlı başına bir alamatti zaten. Boğazımı temizler gibi yapıp, öylesine, yalnızca dikkat çekmek için hafifçe öksürdüm, ve onlara bu lanet dizinin iç yüzünü anlatmaya başladım. “Kan kırmızısı bir şapka takan, bütün köyü it gibi çalıştırıp, kendisi bir bok yapmayan, onların sırtından geçinip bütün işi gücü büyüyle, bedduayla, kem gözle nazar deyirmek olan yaşlı bir adam var. Bu size kimi hatırlatıyor?” Şehmuz bir an için olayın ciddiyetini kavramış ve bana hak veriyormuş gibi bakmaya başladıysa da, gözlerindeki derin karanlık bir bok anlamadığını hissettirecek kadar belirgindi. Derken gergin sessizliğimizi bozan yine Fehmi oldu. “Cafer Emmi mi yoksa. Vallahi onun bir şeyler çevirdiğini ben anlamıştım.” Onun verdiği cevaptaki cehalet değildi aslında üzerinde durmam gereken nokta. Bunu öyle merak uyandırıcı bir ses tonuyla söylemişti ki, Şehmuz bile hiç anlamamasına rağmen, hemen o anda dizideki yaşlı adamın “Cafer Emmi” olduğuna inanmıştı. “Halbuki Cafer Emmi garibanlara muska yazan, içine cin kaçan kızların bedeninden o cinleri çıkartan, mübarek bir adamdı.” O anda nerede hata yaptığımı, daha en başta onlarla bu kadar ciddi bir konunun içine girmemem gerektiğini anladım. Ben onlara kominist, din düşmanı, katil bir adam olan Beşer Esedden bahsediyorum. Şirin baba diye bize Suriye rejimi olan Komünizmi sevdirmeye çalıştıklarını söylüyorum. Ama onlar bana Cafer Emmiden bahsediyorlar. Aşağı köyün Muhtarı Seyfettin haklıymış. Bana “Sana bunları anlatıyorum ama, sakın kimseye benim anlattığımı söyleme. Sonra bizi seri cinsinden devlet kurmakla suçlarlar, vallahi olimpiyatlarda şiirlerde okutsak, ilçedeki gazetede yazılarda yazdırsak, belediyenin anonsuynan her gün imdat, nerdesiniz, adam öldürüyorlar, biz adam bile değiliz,” de desek yırtamayız. Zaten böylesine zeka gerektiren bir bilgiyi herkes anlayamaz” demişti. Vallahi haklıymış. İnsanlar bilmedikleri, okumadıkları, anlamadıkları şeyler hakkında yorum yapmayı ne kadar seviyorlar. Cahil bu köyün insanı cahil. Öğlen ezanının okunmasıyla birlikte çocuk bakım evinin paydos saatinin geldiğini anladık. Kapıda beliren köyün kadrolu tek çocuk bakıcısı Hacer Yenge kapıda belirdi. Önünden başları önde, büyük bir edeple onu selamlayıp çıkan çocukları seyrediyordu. Sırayla hepimiz geleceğimizi emanet ettiğimiz çocuklarımızı kucağımıza aldık, tekrar görüşürüz diyerek evlerimize döndük.
submitted by seytanreis to KGBTR [link] [comments]


2020.09.20 11:20 griljedi (Kuram) Jon Snow Hayalet’i Nasıl Buldu?

(Kuram) Jon Snow Hayalet’i Nasıl Buldu?

https://preview.redd.it/s1lvqcsss9o51.png?width=1280&format=png&auto=webp&s=69f3fc3767185650e0b544d139db95acf639cea1
ASOIAF Youtuber Talking Thrones’un “The Real Reason Jon Snow Found Ghost” isimli videosunu izlediğimde genel olarak hoşuma gitti, çevirmek bugüne kısmetmiş. Her zaman ki gibi kendi cümlelerim, yorumlarım ve eklemelerimle yazıyı hazırlıyorum.
Bildiğimiz gibi Bran I POV’da ölü bir ulu kurt ve beş yavru bulunmuştu; üç erkek, iki dişi. Bunlar Ned Stark’ın beş meşru evladının sayısına ve cinsiyetlerine denk geliyordu. Lord Stark ilk başta yavruları istemese de Jon’un ikna becerisiyle Ned ikna edildi ve çocuklar kurtları aldı. Ortalıkta Jon için bir kurt yoktu. Herkes atlara binip köprüye kadar atlarını sürdüklerinde Jon bir anda atını durdurdu.
Atlarına binip yola çıktıklarında, Bran zaferin şekerli tadını ağzında hissediyordu. Yavru kurdunu kıyafetindeki deri katlarının arasında sarmalamış, sıcak bedenine yaslamış, yolculuk için güvene almıştı. Şimdi yavrusuna ne isim vereceğini düşünüyordu.
Köprünün yarısına geldiklerinde Jon aniden durdu.
"Ne oldu Jon?" diye sordu babası.
"Duymuyor musunuz?"
Bran ağaçları sallayan rüzgârı, demir ağacından yapılmış köprüye vuran nal seslerini, aç yavrudan gelen gurultuları duyuyordu ama Jon bambaşka bir şeyi dinliyor gibiydi.
"İşte!" dedi Jon. Hemen atını çevirdi ve tam ters istikamete, köprünün başına doğru koşturdu. Ölü ulu kurdun olduğu yerde atından inip yere çöktü. Bir an sonra, yüzünde bir gülümsemeyle, kafileye doğru geliyordu.
"Diğer yavrulardan uzakta kalmış olmalı," dedi Jon.
"Ya da uzağa bırakılmış," dedi babaları altıncı yavruya bakarken. Bu yavrunun tüyleri bembeyazdı. Gözleri kan kadar kırmızıydı. Bran, diğer yavruların gözleri henüz açılmamışken, bu beyaz yavrunun gözlerinin neden açık olduğunu merak etti.
"Bu bir albino," dedi Theon Greyjoy. Eğleniyor gibiydi. "Bu enik diğerlerinden de önce can verir."
Jon Kar babasının himayesindeki çocuğa uzun ve soğuk bir bakışla cevap verdi. "Ben senin gibi düşünmüyorum Greyjoy," dedi. "Bu yavru benim."
Burada dikkat çeken ilk şey, Jon Snow ve diğerleri 6. yavruyu ilk başta göremiyor çünkü yavru, diğerleriyle beraber değil. Kurt, muhtemelen sürünerek diğerlerinden ayrıldı, yahut Ned’in söylediği gibi “bırakılmış” dahi olabilir. Yani eğer bu yavru kurt, aslında başka bir kurttan doğmuşsa ve buraya bir başkası tarafından (diğer kurtları gönderen) kastten bırakıldıysa, tamam ama hepsi aynı kurttan doğdu ise bırakılma şansı olduğunu sanmıyorum ama burada Ned’in ağzından GRRM’in Jon’un kimliğine de gönderme yapıldığını düşünüyorum. Jon’un ebeveynleri ile ilgili gerçeği göz önüne aldığımızda o da aslında Ned Stark’ın ellerine bırakıldı ve gerçek ailesinden uzağa gönderildi. Zaten kurdun renginin beyaz olması GRRM’in ifadesiyle Jon’un piç olarak büyümesine, dışlanmışlığına bir işaretti ve bence diğer Stark kurtlarından farklı bir kurt olduğuna da bir işaret. Unutmayın ki bu kurt, ayrıca diğerlerinin aksine, gözleri açık olan tek kurttu. Yeni doğan kurt, köpek, kedi vb. Canlıların gözleri ilk aşama kapalı olur ve sonraki haftalarda açılır. İlk doğan ayrıca en iri olandır da... Burada Hayalet’in gözleri açık. Bunun sebebini bir türlü anlamamıştım, ya bu hayvan hepsinden önce doğdu ya da hepsinden daha hızlı gelişen, büyüyen ve güçlenen kurt, Hayalet ki gerçekten de Hayalet, sonrasında diğerlerinden daha hızlı büyüyordu. Bu da belki Jon’un geleceğine işaret olabilir, bir çocuk olmasına rağmen daha ilk iki senesinde Gece Nöbeti’nin Lord Kumandan’ı seçilmeyi başarmıştı ve kendi kardeşlerinden de daha olgun olmasının yanı sıra hızla büyüyen biriydi.
Bu kısmı geçersek gelelim ana konu olan kurdun bulunma şekline... Hayalet ile ilgili ilginç bir bilgi verdikten sonra devam edelim. Bunun için JON I POV’a geçiyoruz.
Jon tavuğun bir budunu koparmak için uzandığında aklına daha iyi bir fikir geldi. Tavuğun tamamını bıçağına geçirip bacaklarının arasından masanın altına kaydırdı. Masanın altındaki Hayalet, sessiz bir vahşilikle kendisine verilen yiyeceği yemeye başladı.
...
Benjen soğan yerken Hayalet'i neşeyle izliyordu. "Çok sessiz bir kurt bu," dedi.
"Diğerlerine hiç benzemiyor," diyerek karşılık verdi Jon. "Hiç ses çıkarmıyor. Ona bu yüzden Hayalet adını verdim ve bembeyaz tüyleri yüzünden. Diğer yavrular siyah ya da gri, hepsi koyu renk."
Bunun gibi birkaç alıntı daha görmek mümkün; kısacası Hayalet, hiç ses çıkartmıyor, ismi bu yüzden Hayalet. GRRM sonraki kitaplarda bile bunu bize hatırlatıyor. O zaman şu soruyu soralım; Jon Snow, Hayalet’in sesini nasıl duydu da onu gidip buldu? Öyle ya, bu kurt hırlamıyor bile, mırıldandığını bile okumadık, dilsiz bir hayvan gibi, sessizce işini hallediyor. O zaman Jon’un bu kurdu duyması mümkün değil ki diğerleri de duymadı zaten. Bran, elindeki kurtların mırıltısını ve diğer bir çok şeyin sesini duydu ama Hayalet’i duymadı.
“...O sıradan bir kurt değil. İri Jon, ulu kurtların çocuklarınıza kuzeyin eski tanrıları tarafından gönderildiğini söylüyor.”
Catelyn, oğullarının kurtları karlar arasında bulduğu günü hatırladı. Üçü erkek ikisi dişi beş kurt yavrusu vardı, Stark Hanedanı’nın beş öz çocuğu için beş kurt... ve altıncısı, beyaz tüylü, kırmızı gözlü, Ned Stark’ın piç oğlu Jon Kar için. Onlar sıradan kurtlar değiller, diye düşündü. Gerçekten değiller.
Kurtların sıradan olmadığı aşikar, başkaları da bunu sezinleyebiliyor, birkaç yerden bu yönde ifadeler okuduk. Yaz, Bran’ın komadayken ölmesine engel dahi olmuştu ve dahası hayvanlar, sahiplerinin ölüm tehlikesine girdiğinde anlıyor ve uyarıyor ve karşı tarafın içindeki kötülüğü sezinleyip yine uyarıyor. Hepsinden önemlisi bu kurtar, Stark çocuklarının warg yeteneklerini asıl tetikleyen unsurdur. Yani kanlarındaki büyü ile bu hayvanların bir bağlantısı, ilişkisi var. Sadece sayı değil cinsiyetlerin de birebir uyuşması, hayvanların çok önemli olduğuna ve sıradan olmadıklarına işaret ve İri Jon haklı olabilir, bu kurtlar gerçekten de kuzeyin eski güçleri tarafından gönderilmiş olabilir ki mantıklı olan da budur, yoksa 200 senedir Sur’un güneyinde görülmeyen bir kurdun, Sur’u geçip Starkların bulması için doğum yapması mümkün değildir.
Bazı okuyucular ulu kurtların, sıradan kurtardan daha büyük; hoş özellikli koca köpekler gibi görse de bu kurtların içinde Melisandre’nin de ifadesiyle “güç” olduğunu yani “büyü” olduğunu çok rahat gözlemleyebiliyoruz. Zaten başka türlü warg yeteneğini tetiklemeleri mümkün olmaz. Unutmayın sadece 1000 kişiden 1’i warg olabilir ama bir evde etkin olarak warg gücüne sahip olduğundan emin olduğumuz 4 çocuk var, Robb rüya gördü mü hiç bilmiyoruz (ama diğerleri gibi onunla çok vakit harcadığı için tetiklenmesi mantıklı olan) ve Sansa’nın, kurdu öldüğü için, var olan warg yeteneğinin tetiklenmediğini ve haliyle hiç kurt rüyaları görmediğini biliyoruz ama Leydi ölmeseydi ve onunla zaman geçirmeye devam etseydi, Sansa da etkin bir warg olacaktı çünkü altı çocuk da warg, kanlarında o büyüyle doğmuşlar.
“Boz Rüzgâr’ın hoşlanmadığı her adam, senin yanında olmasını istemediğim adamdır. Bu kurtlar, kurttan öte yaratıklar Robb. Bunu biliyor olmalısın. Belki de onları bize tanrılar gönderdi. Babanın tanrıları, kuzeyin eski tanrıları...”
...
"Sizin de beş meşru evladınız var. Üç oğul, iki kız. Ulu kurt Stark Hanedanı'nın arması. Bu yavrular sizin çocuklarınız tarafından sahiplenilmek için doğmuş." Jon Snow, Bran I
...
Kırmızı gözler, diye fark etti Jon ama Melisandre’nirı gözleri gibi değil. Kırmızı gözler, kırmızı ağız, beyaz kürk. Kan ve kemik, bir yürek ağacı gibi. Bu hayvan eski tanrılara ait ve bütün ulu kurtların içinde yalnızca bu kurt beyazdı. Robb ve Jon yaz karlarının arasında altı yavru bulmuşlardı; beş yavru gri, siyah ve kahverengiydi, Starklar için beş yavru ve bir beyaz yavru, Kar gibi beyaz. Jon cevabını almıştı artık.
Gördüğünüz gibi birden fazla kişi bu kurtların, kuzeyin eski güçleri tarafından gönderildiğini düşünüyor ve hatta Jon’un alıntısı bize Kankuzgun’un görünüşünü de tarif ediyor. Hayalet ve Kankuzgun’un tarifi neredeyse aynı; kemik/kar kadar beyaz ten/kürk ve kan kırmızısı gözler. Kemik ve Kan. Bu ayrıca Büvet ağaçlarının da tarifidir. Yani Büvet Ağaçları, Hayalet ve Kankuzgun’un görünüşleri aynı. Bu da kurtların ve kuzey güçlerinin ilişkisine bir gönderme. Yani kurtlar, Kankuzgun’u ve Şarkıcılar tarafından gönderilmiş olabilir. Bazı okuyucular, kuzeyin eski tanrılarının aslında eskiden yaşamış ve ölmüş ve ruhlarının Büvet ağaçlarının içine girmiş olan yeşil görenler olduğunu düşünüyor. Bu kadar çok ve isimsiz olmalarının sebebi buna bağlanıyor ki mantıklı. İnsanın ilkel aklıyla da böyle güçleri olan ve bu şekilde iletişim kuran kişiler, zamanla ilah gibi görülmeye başlanmıştır. Bu da bize eski kuzey ilahlarının neden Büvet ağaçları olmadan güçlerini kullanmadıklarını, bu ağaçların olmadığı yerde güç sahibi olmadıklarını açıklıyor çünkü yeşil görenler, bu ağaçlar aracılığı ile güçlerini kullanıyor.
Jon’a ve Hayalet’e dönelim...
"Ne oldu Jon?" diye sordu babası.
"Duymuyor musunuz?"
Jon’un, ses çıkarmadığı için, Hayalet’i duymasının mümkün olmadığında anlaştık sanırım? Oradaki onca insanın da kurdun çıkardığı sesi duymamasının aslında tam da bu sebeple olduğunu anlamışızdır. Jon, köprünün yarısına geliyor, atlar zaten ayrı ses çıkartıyor ve diğer sesler de var ama kimse duymaz iken Jon, kurdun sesini duyuyor. Onca mesafe ve sesin içinde kurdun, sesini duyurması için, çok fazla ses çıkarması beklenir ki böylece sadece Jon değil, diğerleri de duysun ama kimse Hayalet’i duymadı çünkü kurt yavrusu aslında hiçbir şekilde ses çıkarmadan orada duruyordu, en azından sesi dışından çıkarmadı.
O zaman Jon nasıl duydu? Aslında soruyu birkaç kere sorsak da kesin bir cevap vermek mümkün değil ama yüksekle ihtimal buna imkan veren şey Jon’un warg yeteneği ve bu kurdun onun için olmasından kaynaklı. Yukarıda söylemiştim, kurtlar ve sahipleri arasında bir bağ var; sadece sayısı değil, cinsiyetleri de çocuklara denk ve warg yeteneklerinin tetiklenmesiyle bağlantılılar. Hepsi warg kanını taşıyor, Jon da bu şekilde Hayalet’in duyuyor; zihnini... Yani bir çeşit ön-warglama gibi diyebiliriz belki. Sonraki kitaplarda uyanıkken de kurdun varlığını hissettiğini biliyoruz, yanında olmasa bile (bir tek Sur ötesinde ayrıldıklarında ve Jon geri döndüğünde, bir süre hissedemedi ve rüyasında göremedi) ve Jon’un Hayalet’in hislerini, açlığına kadar hissettiğini de biliyoruz, doğal olarak hayvanın içinden/zihninden ses çıkardığını ve Jon’un, kurtla bağlantısı sayesinde, bunu duyduğunu söylemek mümkündür.
Bran, diğer yavruların gözleri henüz açılmamışken, bu beyaz yavrunun gözlerinin neden açık olduğunu merak etti. - Bran POV I
...
Bütün yavrulardan hızlı büyüyen Hayalet onu kokladı, dikkatli ve hafif birkaç ısırıktan sonra iki kurt da yere yattı. - Arya POV I
Hayalet’in gözlerinin hepsinden önce açık olmasının belki de sebebi ve amacı buydu? Biliyorsunuz “gözlerinin açılması” terimi, kitaplarda güçlerini keşfetme ve kullanmayla ilişkili bir durum. GRRM buna gönderme yapmak istemiş olabilir. Belki de bu yüzden Hayalet, diğerlerinden daha hızlı bir şekilde büyümüştür... warg bağlantısı çift taraflıdır; Jon ile hızlı kurduğu bağlantı, belki de kurdun hızla büyümesine de sebep olmuştur?
Videoyu hazırlayanın başka bir düşüncesi var ve daha çok bu düşünce üstünde duruyor; Bloodraven ya da gelecekteki Bran’ın etkisiyle Hayalet’i duymuş olması/fark etmiş olduğu... Jon’un “Duymuyor musunuz?” sorusu üstüne Bran’ın ilk duyduğu şeyin ağaçları sallayan rüzgarın sesi olduğuna dikkat çekiyor. Belki de diyor, gelecekteki Bran’ın fısıltısını duymuştur ve bunu Hayalet’in çıkardığı bir ses olarak algılamıştır. Sonuçta hayvanın da nasıl bir ses çıkardığınız bilmiyorsak da bence bunun bir “kelime” olması pek olası değil, kelime olsaydı zaten bu Jon için dikkate değer bir şey olurdu. Gelecekteki Bran’ın da köpek sesi çıkardığı düşüncesi çok saçma geliyor yahut Kankuzgun’un.
Bu düşünceye temel olarak daha sonraki bölümlerde de Büvet ağacı kullanıldığında, dinleyen kişi için ağaçların-rüzgarın fısıltısı şeklinde bir şey duyduğuna dair örnekler vermiş. Örneğin geçmişteki Ned’e seslenmesi ve BR’nin rüzgar duydu vs. şeklinde bir açıklaması veya Theon’un Kışyarı’nda iken Bran’ı fısıltı-rüzgar şeklinde duyması gibi.
Belki gelecekteki Bran sayesindedir, bilemiyoruz ama bana göre “rüzgar fısıltısı” alıntıları bunun için yeterli bir delil değil, bu sadece ama sadece bir yeşil görenin “etkisi” olduğuna dair bir işaret olabilir ki kurtları gönderenin bir yeşil gören olduğu fikrine sıcak baktığımızı farz ediyorum. Haliyle orada halihazırda olan biteni izleyip, Jon’un kendi kurdunu bulduğundan da emin olmak isteyecektir.
Gelecekteki Bran kuramı popüler sayılan bir düşünce ama bu fikre çok soğuk bakıyorum. Yani neden illa sittin sene sonraki x kişi geçmişe müdahale etmek zorunda ki? Hele ki elimizin altında sittin senedir Starkları izleyen ve çevresinde dolanan yaşayan en güçlü yeşil gören varken? O yapabilecekken niye 100 sene sonraki Bran yapsın? Mantık nedir? “Bakın, gemişe müdahale edebiliyor, çok güçlü biri!” demek için mi? 100 tane olayla bunu anlatabilirsin. Örnek? Bir insanı (Hodor) warglayarak. Bu yüzden Gelecekteki Bran kuramlarına, ikna edici kanıtlar görmediğim yahut doğrudan bu konuda sahne görmediğim sürece, pek ihtimal vermeyeceğim.
Konuyu sonuca bağlayıp bitirirsek; bana göre Hayalet ve Jon arasındaki bağ, (muhtemelen) 3. kişilerin (yeşil gören; BR?) vesilesiyle, o anda kurulmuştu ve bu sayede de kurdu zihninde duyması ve bulması mümkün oldu.
İnşallah yazıyı beğenmişsinizidir, okuduğunuz için teşekkürler.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.09.14 09:50 griljedi GRRM 2016 Söyleşileri

- 2015 yılında, yapmaya karar verdiğini söylediği twistin, GoT dizisi için mümkün olmayacağını çünkü kitaplarda hala yaşayan ilgili bir karakterin dizide öldüğünü açıkladı(Elbette bir sürü karakter öldü ve bazıları hiç eklenmedi ama küçük yan karakterleri konu dışına atabiliriz diye düşünüyorum).
- Yüzsüz Adamlar hakkında...
Biliyorsunuz, suikastçilerden oluşan bir loncaya sahip olmak, yaygın bir fantezidir. Suikastçılar loncasını icat eden ilk kişi ben değildim; Biliyorsunuz, bu büyük ölçüde bir fantezi kinayesidir. Tarihte bunun için çok fazla kanıt yok. Şey ... tek kanıt, Orta Doğu'da bulunan Assassins (Haşhaşiler) adlı bir grubun olduğu ve Orta Doğu'daki insanları öldürmek için suikastçılarını gönderen Dağın Yaşlı Adamı adında bir adam olduğu, orası yüzyıllardır insanları öldürdükleri yer ama suikastçıların fantezi loncaları gibi değillerdi, bu yüzden ona kendi yorumumu koymaya karar verdim. Aslında birkaç farklı suikastçı loncası kurdum, sadece Yüzsüz Adamlar değil, Hüzünlü Adamlar ve hepsi.
Yüzsüz Adamlar felsefesinde biraz var; onlar- bazı açılardan onlar bir ölüm tarikatı ve bu dinsel bir temel, ben de bunu düşündüm ve ondan çıkarım yaptım. Gerçek dünyada daha fazla ölüm kültüne sahip olmamamıza şaşırdım, çünkü bana öyle geliyor ki, eğer bir şeye tapacaksan, ölüm oldukça iyi bir şey çünkü biliyorsun, mesela, bizim bütün bu dinlere sahibiz; sana ölümsüz hayat sözünü verirler. Hiçbiri onu teslim etmiyor. Diğer tüm dinlerdeki herkes zaten ölür, bu yüzden kazanan ölüm kültüdür. Ölüm kültü gerçekten ölüme yol açabilir. "Gelin ve bizimle ibadet ederseniz ölürsünüz." Evet, muhtemelen yapacaksın! Öyleyse ... neyse. Bunu aldım ve onunla koştum.
- GRRM, kendini pro-seks feminist olarak tanımlıyor, yani pornogrofinin ve seks işçiliğinin kadını aşağıladığını ve sömürdüğünü ve buna karşı olduğunu.
- Soru üstüne Arya’nın yakında çiçek açacağını ve ileride Arya ve Gendry’nin yeniden buluşacağını söyledi.
- GRRM Dorne hakkında konuştu! Şovu tam olarak reddetmiyordu ama bunun hakkında söyleyecek iyi bir şeyi yoktu. Bir adam, 6. sezonun onun için kitapları bozup bozmayacağını sordu. "Dizide olanların kitaplarda olacağını düşünme, dizi tamamen farklı. Kitaplar öyle olmayacak." gibi bir şey söyledi. Gerçekten ondan(show) hoşlanmadığını hissedebiliyordunuz.
- Yemekte asistanı Joanna bana bazı grafik romanların resimlerini yapan diğer asistanının "süper gizli" bir şey üzerinde çalıştığını söylediğini söyledi ve biraz sonra George masamdayken, bana Bloodraven'ı da içeren daha fazla hikaye üzerinde çalıştığını söyledi. İlk önce D&E öykülerinde Kışyarı'nın Dişi Kurtları olasılığı beni heyecanlandırdı ama sonra ben deh gibiydim, muhtemelen Winds ve sanat asistanı başka bir şey üzerinde çalışıyordu(Sonra bunu tekrar doğruladı, muhtemelen 6. kitap için Kankuzgun’u sahneleri yazıyordu).
- Targ ve Targ Olmayan Teorisinden bahsetmiş ve “İlginç, çok şey biliyorsun” cevabını vermiş(Bilmeyenler için; annesi Targ olmayan ilk doğan Targlar, anneye çekerken sonrakiler babaya çekiyor. Bknz; Rhaegar’ın kızı anneye, oğlu babaya; diğer anneden olma oğlu Jon da annesi Lyanna’ya benziyor).
- 2016’daki Bağış Yemeğindeki söyleşisi sırasında, gelmeden önce, Cersei sahnesi üzerinde çalıştığını söylemiş.
- GRRM, sanat ve oyun gibi şeyler için bazı alt lisanslar çıkardığını söyledi. GRRM ayrıca HBO'nun hikayenin tv versiyonunun tam benzerlik haklarına sahip olduğunu, yani Dany'nin Emilia'ya benzediği resimler yapılamayacağını belirtti. Kendisine iki kez sorulmasına rağmen, HBO ile kendisi arasındaki duyguda gerçek bir bağdan kaçınmakta çok dikkatliydi.
- GRRM, filmlerin kitaplardan çok uzaklaştığında nasıl nefret ettiğini söyledi(Anlayan anladı, bize sor bir de Martin! :D ).
- Bir seyirci GRRM'ye sordu: “Game of Thrones TV dizisi kitaptan uzaklaştıkça, bu, hayran kurgu hakkındaki görüşlerinizi değiştirdi mi veya herhangi bir şey yaptı mı?
GRRM'nin Yanıtı: "Hayır. Telif hakkı ihlali olduğu için hayran kurgusuna karşı çıkmaya devam ediyorum. Tabii ki HBO, bana para dolu büyük damperli kamyonlar ödeyerek bunu aşıyor. Öyleyse, evimin önüne parayla dolu büyük bir damperli kamyonla gelmek isterseniz, size biraz hayran kurguları yapmanıza izin vermeyi düşünebilirim ama o zaman bunu hayran kurgusu olarak görmeyeceğim. Bunu bir alt lisans olarak düşünürdüm. Oyun, kart oyunları ve jeton vb. Yapan kişilere birçok alt lisans yapıyorum. Ancak Harlan Ellison, yıllar boyunca çok sesli olduğu bu kurala her zaman sahipti. Onun hakkındaki konuşmasını YouTube'da bulabilirsiniz ve bence John da sanatçıya para ödemek zorunda olduğunu düşünüyor çünkü bu şekilde hayatımızı kazanıyoruz. "
(Yıllardır dizi için D&D’nin Hayran Kurgusu demiştim ve 2016’da GRRM aslında beni resmen onaylamış. Daha ne diyelim? :D )
- Martin, kimsenin Kankuzgun’unu sevmediğini düşünüyor (ben seviyorum cicim).
- Arkadaşım, Jon ve Arya arasındaki romantizm (teori) ilişkisini sordu, Jon’un Ygritte’de gördüğü Arya bağlantısını gündeme getirdi. GRRM, evet ya da hayır diye bir cevap vermedi. Onun yerine Ygritte’in, Jon’un, yanında rahat hissettiği kadınlık seviyesi olduğunu ifade etti. “Bunun bir romantizm göndermesi olduğunu düşünmüyorum, bu belirli bir fiziksel tipe bir göndermeve Jon’un takdire şayan bulduğu şeyin bir göstergesi. Bu sanki birinin size birini hatırlatması gibi, biliyorsunuz... Diğer insanlar, orada yaşayan küçük kemirgenlere benzeyen saçlar yüzünden rahatsız olabilir. (Jon) Buna alıştığı için onu rahatsız etmiyor. GRRM şimdi koridorda "Geçmişteki bazı şeylerin bu kadar güçlü bir foreshadowing olmamış olmasını dilediğini" ve "bazı yeni şeylerin o zaman daha güçlü bir foreshadowing olmasını dilediğini" söyleyerek bitirdi.
- Bunun yerine George, (kitabın) taslağının ofis binasına asılmasına ve birinin fotoğraf çekip bunları paylaşmasına "kızdığını" söyledi. Bunun sadece kendisi ve yayıncı için bir mektup olduğunu söyledi. Bunu söylerken çok kararlıydı ve yüzünde görebiliyordunuz. Daha sonra, taslaklar yazmakta, kitap teslim tarihlerini belirlemekte iyi olmadığını ve taslaklarda sık sık "b*k uydurduğunu" ve "karakterlerin yol boyunca değiştiğini" söyledi. Yan not: Geçmiş röportajlarda başka şeyler söylediğini biliyorum(karakterlerin sonlarını 91’den beri bildiğini ve hiçbir zaman değişmediğini sayısız kere söylemesi meselesi, bu yüzden muhtemelen Jaime gibi karakterler için konuşuyor olabilir), bu yüzden bunu istediğiniz gibi yorumlayın. * "Alıntılanmış" kelimeler aynen onun sözleridir.
- Ona Bran / Orman Dansçıları / Pinokyo teorimi sordum. Pinokyo'nun Bran hikayesinde sahip olduğu görünüşte ağır etkiye dikkat çektim ve o da "İlginç" diye yanıtladı. (Pinokyo)Disney filmini görüp görmediğimi sordu çünkü bu onun "en sevdiği" Disney filmi ve ne kadar "karanlık ve rahatsız edici"idi. Kitapları okuyup okumadığımı da sordu ve sonra kitap ve film arasındaki farklara değindi. George, o sırada Pinokyo'nun vicdan istemediğini ve kendisine bir vicdan vermeye çalıştığı için cırcır böceğini ezdiğini söyledi. Birisi araya girdiğinde Bran'ı Pinokyo ile ilişkilendirmeye başladı. Bunun bir çeşit dikkat dağıtıcı taktik olduğuna inanıyorum çünkü bir şeylerin peşinde düşmüş olabilirim. Sonra durup cevabının sonraki bölümünü düşünürken, başka bir kadın Shakespeare'in onu nasıl etkilediğini sordu. Bu arada, bu Shakespeare sorusu halka açık tartışma panellerinde en az iki kez daha sorulmuştu.
- Doğrudan gerçek kitaplardaki referanslardan söz etmeye başladı, o zamandan bugüne taslaktaki "farklılıklara" gitti. Ana beşlinin oyun sonunu, ve Sansa’yı da dahil ederek, Demir Tahta kimin oturacağını hala bildiğini söyledi, ancak herhangi bir ayrıntı vermedi bariz nedenlerden dolayı.
(Şimdiye kadar çevirdiğim bu söyeleşi karmaşık bir şekilde sıralanmış, bir yerde bahsedip sonra ileride tekrar bahsedip ayrıntıya giriyor veya arada başka bir şey bahsedip devame diyor gibi, anormal. Bu yüzden tekrar tekrar sorulmuş gibi düşünmeyin bazı şeyleri.)
- (Jon-Arya meselesine devam) Pekala, bunu benden daha fazla düşündün. Demek istediğim, Jon Arya'ya çok düşkün. Burada Stark ailesi yuvasındaki iki garip kuştu. Diğerleri, birbirlerine benziyorlar, ikisi de kahverengi saçlara sahipti, biliyorsunuz, Sansa ve Bran ve Rickon ve Robb'un kumral-kızıl saçlarının aksine. Yani aralarında her zaman bu yakınlık vardı. Ve bilirsiniz, Arya Jon'un bir piç olduğunu umursamadı ve Jon da Arya’nın bir erkek fatma olduğunu umursamadı, bu yüzden orada bir yakınlık var. "
- [Jon'un sevgilisini kız kardeşiyle karşılaştırmasıyla ilgili soru (ama olayı çok baya başka noktaya geçirip, başka şeylerden bahsedip, sonunda bir şeyler bağlıyor)] "O(Jon) yaptıysa, uhm ... Bu kitapları 1991'de yazmaya başladım ve uhm, 91'de üzerinde çalıştım ve sonra bir televizyon oyunu aldım, bu yüzden onu gerçekten 'Doorways' üzerinde çalışmak için bir kenara bıraktım. 92-93'te tv pilotu ve bir televizyon programı yaptım. 94'te ona [kitaplar] geri döndüm ve üzerinde çalıştım. Biliyorsun, o zamana kadar, yazar olarak kariyerimde, satış öncesinde kitabın tamamını hep daha önce yazmıştım. Bu alışılmadık bir durum. Çoğu yazar bölümler ve bir taslak yazıyor. Birkaç bölüm yazıyorlar, kitabın geri kalanının ana hatlarını veriyorlar, bunu yayıncıya veriyorlar ve yayıncı 'tamam, onu alacağım' diyor.
"Bazılarınızın fark etmiş olabileceği gibi, çok çok dikkatli bir şekilde ilgilenenler, son teslim tarihlerinde iyi değilim. Ve, uh, taslaklarda da iyi değilim. Her zaman taslaklardan nefret ettim. Fevre Dream ve Armageddon Rag ile Dying of the Light ve tüm romanlarım ile kitabın tamamını yazdım. Bölümler ve taslaklar yapmadım. Oturdum, bütün bir kitap yazdım ve ajansıma gönderdim. 'Bakın, işte tam bir kitap ve bitti' dedim. Bu şekilde son teslim tarihim olmadı, piyasaya çıkmadan önce bitti. Ve benim için iyi çalıştı. Ve ilk düşüncem bunu aynısını yapmaktı bir şekilde ama olan şey, biliyorsunuz, 1994'te, ona döndüğüm ve üzerinde çalışıyordum ve bu konuda çok heyecanlıydım ve 'Bu Game of Thrones kitaplarını gerçekten sonraki bölümlerini bitirmeyi istiyorum ' . Ama hala Hollywood'daydım ve Doorways’deki tüm bu temelleri kaybettim, hala oradaydım ... Stüdyolar ve Networklar hala benimle çalışmak istiyor, bu yüzden başka işler alıyorum "Bu filmi senin yazmanı istiyoruz", "başka bir tv pilotu yapmanı istiyoruz" gibi. Ve biliyorsun, onlardan birkaç tane aldım ve 'Aman tanrım, kitabı tekrar kaldırmam gerek' dedim. Çünkü [kitap için] son tarihim yok. Biliyorsunuz, Hollywood'u düşündüğünüzde size bir son tarih verecekler, bilirsiniz, 'burda oğlum, bu filmi yaz, üç ay sonra istiyoruz' diyorlar.”
"Bu yüzden, 'Bak, romancı olmaya geri dönmek istersem, bitmemiş olsa bile bunu satmak zorunda kalacağım' dedim. O noktada 200 sayfalık Game of Thrones'um vardı ama onlar bunu istediler "Taslaklar yapmıyorum. Ne olacağını bilmiyorum, giderken çözüyorum. Ve hep böyle yaptım." dedim. Hayır, bir taslak hazırlamamız gerekiyordu. Bu yüzden iki sayfa yazdım, ne olacağını düşündüğümle ilgili iki sayfalık bir şey. Bir üçleme olacak, üç kitap olacak, Game of Thrones, the Ejderhaların Dansı. ve Kış Rüzgarları Bunlar üç pencere başlığıydı. Ve, uh, üç kitap olacak ve bu olacak ve bu olacak ve bu olacak. Ve ben uyduruyordum.”
"Ve bu iki sayfanın çoktan unutulduğunu düşünmüştüm çünkü elbette kitaplar satıldı. Her ikisi de Amerika Birleşik Devletleri'nde ve İngiltere'de satıldı. Daha fazla Hollywood işi almak zorunda kalmayacağım kadar çok paraya sattılar. Böylece etrafta 'hayır' diyebildim. 94 ve 95'te bitirmek için birkaç tane daha az [???] vardı. Bir kere ‘hayır, artık daha fazla tv show istemiyorum, bu kitapları yazmak istiyorum” dedim ve kitapları yazmaya başladım. Ve bu süreçte, taslağı hemen hemen göz ardı ettim. Karakterler beni tamamen farklı yönlere götürdü. Yani, 20 yıl boyunca o iki sayfalık şeyin var olduğunu bile unutmuşum. Ve sonra İngiliz yayıncım HarperCollins'den biri, yeni bir ofis binasına, uh, yepyeni ofislere, yeni konferans odalarına, kitaplarla ve benzeri şeylerle dekore ettikleri büyük konferans odalarına kavuştu. . Konferans odalarına yazarların adını verdiler, yani konferans odalarından biri [?] Ve bu plastik vitrinlerden birine iki sayfalık taslağı astılar, evet. [??], benden izin istemediler, sadece koydular. Ve bu iki sayfalık taslakta Jon ve Arya romantik bir öğe haline geliyor. "
(Sonra yine en yukarıda “işte bunun romantizm göstergesi olduğunu sanmıyorum... ile başlayan paragraf geliyor ve sonra 5 dakika kaldı, diye bir şey söyleniyormuş ve GRRM devam ediyormuş.)
"Biliyorsunuz, bu taslağın ortaya çıkmasına çok kızmıştım. Olmamalıydı. Bunun gibi ana hatlar ve mektuplar yalnızca editörün gözleri içindir. Kamuya açık gösterilmemelidirler. Ve, uh, onlar ayrıca [?] [?] üzerindeki kağıtlarım, tüm makalelerim ve yazışmalarım. Biliyorsunuz, o şeyleri oraya yıllardır gönderiyorum ve bu, bilirsiniz, gelecekteki bilim adamları için veya her neyse, tıpkı diğer birçok yazar gibi. Her nasılsa, kafamın arkasında 'evet, öldüğümden 20 yıl sonra bir bilim adamı girip onları bulacak' gibiydim. Hemen içeri giriyorlar! "
[1991 sonuyla devam edip etmediğini soruyorum]
- "Evet, yani nereye gittiğimi bilmediğimi söylediğimde kısmen şaka yaptım. Ana fırça darbelerini biliyorum ve ana fırça darbelerini 1991'den beri biliyorum. Kimin Demir Taht'ta olacağını biliyorum. Bazı savaşları kimin kazanacağını biliyorum, ana karakterleri; kimin öleceklerini ve nasıl öleceklerini, kimin evleneceğini ve tüm bunları biliyorum. Ana karakterler. Tabii ki yolum boyunca bir bir çok küçük karakter, bilirsiniz, ben, uhm ... 1991'de Bronn'un nasıl olacağını biliyor muydum, Bronn'a ne olacağını? Hayır, Bronn adında bir adam olacağını bile bilmiyordum. Onu yol boyunca keşfettim. 'Tamam, (Tyrion)kaçırılıyor. Bakalım orada bir çift paralı asker var, isimleri Fred ve Bronn' yazıyordu. Aslında Bronn ve Chicken'dı ve onlardan biri öldü, bir yazı tura attım 'tamam, kim öldü? Tavuk öldü, çünkü adı aptalca. Bronn daha iyi bir isim, bu yüzden Bronn'u koruyacağım.' Ve sonra Bronn oldukça ilginç bir karakter haline geldi ve bu karakterlerin çoğu kendi akıllarını kazanıyor. Siz konuşana kadar öne doğru itiyorlar ve havalı bir söz düşünüyorsunuz ve Bronn'a veriyorsunuz çünkü konuşmaya çalışıyor ve şimdi Bronn havalı bir şey söyleyen biri. [?] Karakterler bu şekilde sizde büyüyor. Bu yüzden hala yol boyunca küçük karakterlerin çoğunu keşfettiğim. Ama ana-"(cümle tamamlanmamış? Peh)
[Arya'nın ve Jon'un kaderini bilip bilmediği soruldu.]
- "Tyrion, Arya, Jon, Sansa, bilirsiniz, tüm Stark çocukları ve büyük Lannisters, evet."
(Yeminle şu ana kadar çevirdiğim en karmaşık söyleşi bu oldu, muhtemelen aktaran arkadaşın kendisinden kaynaklı çoğu ve GRRM de baya çelişkili ve yarımlı ve aktaranın bile anlamadığı bazı cümleler kurmuş. Ne diyon abi sen? Sıfırdan şimdi her şeyi tekrar daha düzenli anlat lütfen. :D Neyse şimdi başkalarına geçiyoruz, burası bitti.)
- En çok hangi karakterle ilişki kurduğu sorulduğunda “hepsiyle ilişki kuruyorum. Onlara sempati geliştiriyorum. Empati, her yazarın meydan okumasıdır. Yazmayı öğretirken insanlara ‘bildiklerini yazmak’ yerine tam tersini yazmanı söylüyor. Derileri içinde dolaşmaları gerekiyor.”
- Jon ve Robb olmak ister ama gerçekten Sam gibi (Aslında bu son dönemlerde Sam’e benziyorum açıklamalarını ilginç buluyorum çünkü ilk yıllardan beri kendisini Tyrion ile özleştirdiğini gördüm ama sanırım artık öyle olmadığını anladığı bir aydınlanma yaşadı).
- Aeron'un inancını paylaşmadığını ancak ilginç bulduğunu söyledi. İnancı sayesinde kendini bir arada tutan paramparça bir adam.
- "Brienne, zincirden örülmüş zırhlı bikini giyen DND kadın savaşçılarına cevabımdır"(Saygılar usta, aldık mesajı, seni anlıyor ve sonuna kadar bu konuda destekliyorum).
- Birisi Arthur Dayne'in öldüğünü doğrulamak istedi. "HİÇBİR ŞEYİ ONAYLAMIYORUM. 1000 aptal teorinin hüküm sürmesine izin verin ”(GRRM, ben senin....)
- Sancaksık Kardeşlerin neden R’hllor inancına geçtiği soruldu. “Çünkü onlar birinin ölümden döndüğünü gördüler. Birinin ölümden dirildiğini görsem ben de o dine girerdim.
- Birisi Brandon Stark'ın Kral Toprakları'na gittiğinde Rhaegar'ın çıkıp ölmesi dışında başka bir şey söyleyip söylemediğini sordu. George, tarihin bunu kaydetmediğini söyledi ama muhtemelen şöyle bir şeydi, "Bu uzun bir yolculuktu. Yiyecek bir şeyler var mı? Oğlum, atıma iyi bak. " (Şakanı yesinler.)
- Annem, zor zamanlar geçiren çok iyi bir aileden geliyordu ama yine de bir servet hatırası vardı. Bradys adlı ailesinin adını taşıyan uzun bir iskele inşa ettiler. Okula giderken her gün çok süslü Brady evinin önünden geçti ve kendi kendine "Neden o eve BİZ sahip değiliz? O rıhtım bizimdi! Kendimi kraliyet ailesinin sürgün edilmiş bir üyesi gibi hissettim. Belki de Dany şeylerin bir kısmı buradan geldi.”
- "ASOIAF'in bu kadar uzun olmasını planlamıyordum. İçinde dolaştım. Daha önce sadece dört roman yayınlamıştım ve her biri sadece bir yıl sürdü. ASOIAF'ı bir üçlü olarak yazmayı planlamıştım, bu yüzden üç yıl süreceğini düşündüm. İlk kitap için 1400 sayfaya ulaştığımda, uzun bir kitap olacağını biliyordum. Yaklaşık 400 sayfa kaldı ve bu ACOK'a dönüştü. Sonra "dört kitap üçlemem" beş oldu ve sonra altı kitap üçlemesi oldu. Ben onu 6 kitapta tutmaya sımsıkı sarıldım ama eşim Parris yedi parmağını kaldırmaya devam etti. Tolkien'in dediği gibi, hikâye anlatıldıkça büyüdü. "
- Konuşmanın öne çıkan bazı kısımları: -Varys ve Littlefinger, her birinin birbirleriyle ilgili zararlı şeyleri bildiği, ancak hiçbirinin diğerinin niyetinden emin olmadığı (Littlefinger daha yakın olsa da) politik bir dans oynuyor.
- Eğer en sevdiği karakteri öldürürse karısı onu terk edecek herkes diyor ki, A ile başlayıp bitiyor.
- Hayır, 2500 kişilik bir forumda Lyanna'nın son sözlerini açıklamayacak.
-Ve en açıklayıcı olanı: Winds için Kış'ın 'şeylerin öldüğü' en karanlık dönem olduğunu ve birçok karakterin karanlık yerlere gideceğini söyledi(gel de heyecan yapma :D ).
- Yedi Krallık'taki siyasi kurumların neden bu kadar zayıf olduğunu düşünüyorsunuz?
Krallık ejderhalarla birleşti, bu yüzden Targaryen'in kusuru monarşiyi tamamen onlara bağlı olarak yarattılar. Küçük konsey gerçek bir kontrol ve denge olarak tasarlanmadı. Bu yüzden, ejderhalar olmadan (krallık) aksırdı, çılgınca beceriksiz ve megalomanyak bir kral, aşk vurgunu bir prens, acımasız bir iç savaş, tahtla ne yapacağını gerçekten bilmeyen ahlaksız bir kral ve sonra kaos.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.08.29 17:33 alimirzayef Kulak ağrısı

Kulak Enfeksiyonları: Kulak Ağrısının Yaygın Bir Nedeni
Yüzücü kulağı (otitis eksterna), dış kulak kanalında hafif rahatsızlık, artan ağrı veya şiddetli ağrıya neden olabilen bir enfeksiyondur. (7) Genellikle yüzdükten sonra kulağınızda kalan ve bakteri üremesini kolaylaştıran nemli bir ortam oluşturan sudan kaynaklanır. Kulaklarınıza parmak, pamuklu çubuk veya başka nesneler koymak da kulak kanalınızı kaplayan ince deri katmanına zarar vererek yüzücünün kulağına neden olabilir.
Kulak ağrısı nasıl geçer? Kulak ağrısına iyi gelen şeyler.
Otitis media, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde kulak ağrısına neden olabilen orta kulak enfeksiyonudur. (3) Ağrı şiddetli ise teşhis ve tedavi için doktorunuzu arayın.

Yırtık Kulak Zarı Nedir?
Yırtılmış bir kulak zarı, kulak kanalınızı orta kulağınızdan ayıran dokuda bir delik veya yırtıktır. (8) Kulak zarı yırtılmasının belirti ve semptomları şunları içerebilir:

Hızla geçebilen kulak ağrısı
Kulağınızdan mukus benzeri, irin dolu veya kanlı akıntı
İşitme kaybı
Kulağınızda çınlama (tinnitus)
Dönme hissi (vertigo)
Baş dönmesinden kaynaklanabilecek bulantı veya kusma
Yırtık kulak zarları, ciddi kafa yaralanmalarından, hava veya su basıncındaki değişikliklerden - örneğin tüplü dalışa gitmekten - orta kulak enfeksiyonlarından, kulağınızdaki yabancı cisimlerden ve daha az yaygın olarak yüksek seslerin etrafında olmasından kaynaklanabilir.

Yırtık kulak zarı işitme kaybına neden olabilir, ancak genellikle kayıp geçicidir.

Kulak Ağrısı ve Kulak Ağrısının Diğer Nedenleri
Uçakta seyahat ederken veya asansöre binerken olduğu gibi, hava basıncındaki ani değişiklikler nedeniyle birçok insan kulak ağrısı ve hafif işitme kaybı veya boğukluk yaşar. (9) Şaşırtıcı olsa da, bu tür kulak ağrısı geçicidir ve nadiren kalıcı işitme sorunlarına yol açar. Kulak ağrısının çabuk giderilmesi için sakız çiğnemeyi veya yutmayı deneyin.

Kulak kanalında oluşan aşırı kulak kiri de kulak ağrısına veya kulakta dolgunluk hissine neden olabilir. (10) Ancak, kulağınıza asla dirseğinizden daha küçük bir şey sokmamalısınız şeklindeki o eski söz hala geçerlidir: Kulaklarındaki kiri kulaktan pamuklu çubuklarla veya başka nesnelerle temizlemeye çalışan insanlar genellikle kulak kiri yerine daha derine ittirirler. kaldırmaktan daha fazla. Aşırı kulak kiri bir sağlık uzmanı tarafından teşhis edilmeli ve tedavi edilmelidir.

Sinüslerin ve burnun iç yüzeyindeki şişlik veya iltihaplanmanın neden olduğu sinüs enfeksiyonu (sinüzit) da kulak ağrısına neden olabilir. (11) Alerjiler, soğuk algınlığı ve toza veya dumana maruz kalma sinüzite neden olabilir. Sinüziti (ve kulak ağrısını) önlemek için soğuk algınlığı ve alerjileri mümkün olan en kısa sürede tedavi edin.

Çene kemiğinizi kafatasınıza bağlayan temporomandibular eklem (TME) bozuklukları, kulağınızın içinde ve çevresinde ağrılı ağrılara neden olabilir. (12)

Kulak ağrısı ve kulak ağrısının diğer nedenleri arasında şunlar bulunur:

Kulaktaki yabancı cisim
Kulağa sıkışan su
Diş apsesi (13)
Kulakta egzama (14 PDF)
Boğaz ağrısı (2)
Kulakta sabun veya şampuan
Kulak Ağrısı Tedavisi: OTC İlaçları, Damlalar ve Antibiyotikler
Kulak ağrısının tedavisi, altta yatan nedene bağlıdır. Kulak enfeksiyonundan kaynaklanan ağrıyı azaltmak için doktorunuz, Tylenol (asetaminofen) veya ibuprofen (Advil, Motrin) gibi reçetesiz satılan ilaçlar önerebilir. (15) Doktorunuz ayrıca kulak zarında delik veya yırtık olmadığı sürece ağrıyı hafifletmek için anestezik damlalar kullanmanızı tavsiye edebilir. Bazı araştırmalar antibiyotiklerin her zaman etkili bir tedavi olmayabileceğini öne sürse de, doktorunuz kulak enfeksiyonları için antibiyotik de yazabilir.

Kulak Ağrısını Tedavi Etmek İçin Her Zaman İlaç Gerekir mi?
Cleveland Clinic'e göre, ilaca ek olarak, kulak ağrısı ve kulak enfeksiyonları için de DIY tedavileri var. Bunlar şunları içerir: (16)

Sıcak veya soğuk kompresler. Etkilenen kulağa bir buz veya ısı paketi yerleştirin. Çok soğuk veya çok sıcak olmadığından emin olmak için bir havluya sarın.
Uyku pozisyonunuzu ayarlayın. Başınızı iki veya daha fazla yastık üzerinde dinlendirin, böylece etkilenen kulak vücudunuzun geri kalanından daha yüksek olur. Sol kulakta enfeksiyon varsa, sağ tarafınızda uyuyun ya da tam tersi.
Kulak Ağrısı Kendi Başına Gider mi?
Kulak ağrısı ve kulak enfeksiyonları genellikle kendiliğinden geçer. (3) Ancak aşağıdaki durumlarda doktorunuzu arayın: (2)

Çocuğunuzun yüksek ateşi, şiddetli ağrısı var veya kulak enfeksiyonunda normalden daha hasta görünüyor.
Çocuğunuzun baş dönmesi, baş ağrısı, kulak çevresinde şişlik veya yüz kaslarında güçsüzlük gibi semptomları var.
Şiddetli ağrı aniden durur (bu, kulak zarının yırtıldığını gösterebilir).
Belirtiler kötüleşir veya 24 ila 48 saat içinde düzelmez.
Önleme: Kulak Ağrısını Önlemek İçin İpuçları
Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerine (CDC) göre, bebeklerde ve çocuklarda kulak enfeksiyonlarıyla bağlantılı olan sigara içmeyin ve pasif içicilikten kaçının. (17) Tüm yabancı nesneleri kulaklarınızdan uzak tutun ve yüzdükten, duş aldıktan veya banyodan sonra kulaklarınızı dikkatlice kurulamak için her zaman zaman ayırın. Ayrıca yüzerken bone, kulak tıkacı takabilir veya özel olarak takılmış yüzme kalıpları kullanabilirsiniz.
submitted by alimirzayef to u/alimirzayef [link] [comments]


2020.08.28 18:19 griljedi GRRM - 2014 Söyleşileri

- "Gerçek hayatta iyiyle kötü arasındaki savaşın en zor yanı, hangisinin hangisi olduğunu belirlemektir... Geleneksel mutlu sonlara karşı içgüdüsel bir güvensizliğim var.”
- 1991'de bu fikri ilk aldığınızda, bunun sadece bir roman değil, birçok roman olduğunu biliyor muydunuz?
Bana gelen ilk sahne, ilk kitabın birinci bölümüydü, ulu kurt yavruları buldukları bölüm. Bu bana birdenbire geldi. Aslında farklı bir roman üzerinde çalışıyordum ve birden o sahneyi gördüm. Yazdığım romana ait değildi ama bana o kadar canlı geldi ki oturup yazmak zorunda kaldım ve bunu yaptığımda ikinci bir bölüm oldu ve ikinci bölüm Catelyn'di. Ned'in yeni döndüğü ve kralın öldüğü mesajını aldığı bölüm ve bu da bir tür farkındalıktı çünkü ilk bölümü yazarken gerçekten ne olduğunu bilmiyordum. Bu kısa bir hikaye mi? Bu bir romanın bölümü mü? Hepsi bu Bran denen çocukla mı ilgili olacak?Ama sonra, ikinci bölümü yazdığımda ve bakış açımı değiştirdiğimde - tam orada, tam başında, Temmuz 91'de önemli bir karar verdim. Tek bir bakış açısına sahip olmaktansa ikinci bir bakış açısına gittiğim dakika, kitabı çok daha büyük yaptığımı biliyordum. Şimdi iki bakış açım vardı ve iki tane elde ettiğinizde, üç, beş veya yedi veya her neyse olabilir. Üç ya da dört bölüm içinde olduğumda bile, büyük olacağını biliyordum.
Başlangıçta, bir üçleme düşündüm ve nihayet piyasaya sürdüğümde, bu şekilde sattım.Üç kitap: A Game of Thrones, A Dance With Dragons, Winds of Winter. Bunlar üç orijinal başlıktı ve üç kitap için kafamda bir yapı vardı. O zamanlar, doksanlı yılların ortalarında fanteziye, altmışlardan beri olduğu gibi üçlemelerin egemenliği altındaydı. Yayıncılığın o küçük ironilerinden birinde Tolkien aslında bir üçleme yazmadı. Yüzüklerin Efendisi adlı uzun bir roman yazdı. Ellili yıllardaki yayıncısı, "Bu tek bir roman olarak yayımlanamayacak kadar uzun. Onu üç kitaba ayıracağız" dedi. Böylece üçlemeyi elde etti, Yüzüklerin Efendisi o kadar büyük bir başarıya dönüştü ki yirmi yıldan fazla bir süredir diğer tüm fantezi yazarları üçleme yazıyordu. Bu kalıbı kararlı bir şekilde kıran, sanırım bir üçleme olarak da başlayan, ancak hızla ötesine geçen The Wheel of Time ile Robert Jordan'dı ve insanlar şunu görmeye başladı, "Hayır, daha uzun. Esasen bir mega romanınız olabilir! " Ve nihayetinde ben de aynı farkındalığa ulaştım, ancak '95'e kadar, A Game of Thrones'da zaten bin beş yüz el yazması sayfam olduğu ve sonuna kadar bile yaklaşmadığım ortaya çıktığında... Böylece benim üçlemem o noktada dört kitap oldu. Sonra, daha sonraki bir noktada, altı kitap oldu. Ve şimdi yedi kitapta sabit tutuyor.
İnşallah yedi kitapta bitirebilirim.
Büyük, biliyor musun? Ve gerçek şu ki, bu bir üçleme değil.Uzun bir roman. Gerçekten çok uzun bir roman. Bu bir hikaye ve hepsi bittiğinde, bir kutu setine koyacaklar ve bundan yirmi yıl sonra ya da bundan yüz yıl sonra hala okuyan biri varsa, hepsini birlikte okuyacaklar. Başından sonuna kadar okuyacaklar ve benim yaptığım gibi, hangi kitapta neler olduğunu unutacaklar.
- Kışyarı'nda geçen sahneleri yazarken ve birdenbire tamamen farklı bir konumla Daenerys sahnesine sahip olurken, sizin için büyük bir değişim miydi?
Oldukça erken bir tarihte, 91 yazında Daenerys'e ait şeyler vardı. Onun başka bir kıtada olduğunu biliyordum. Sanırım o zamana kadar zaten bir harita çizmiştim - ve üzerinde değildi. Westeros olarak anılacak tek kıtanın haritasını çizmiştim ama o sürgündeydi ve bunu biliyordum ve bu yapıdan bir nevi ayrılıştı. Kitabın başlangıç ​​yapısı açısından Tolkien'den ödünç aldığım bir şey. Yüzüklerin Efendisine bakarsanShire'da her şey Bilbo'nun doğum günü partisiyle başlar. Çok küçük bir odağınız var. Kitabın hemen başında Shire'ın bir haritası var - bunun tüm dünya olduğunu düşünüyorsunuz. Ve sonra onun dışına çıkarlar. Kendi içinde epik görünen Shire'ı geçerler ve sonra dünya büyüyor, büyüyor ve büyüyor... Ve sonra daha fazla karakter eklerler ve sonra bu karakterler ayrılır. Esasen oradaki ustaya baktım ve aynı yapıyı benimsedim. Taht Oyunları'ndaki her şey Kışyarı'nda başlar. Orada herkes bir aradadır ve sonra daha fazla insanla tanışırsınız ve nihayetinde ayrılırlar ve farklı yönlere giderler. Ancak bundan ilkinden ayrılan, her zaman ayrı olan Daenerys'ti. Sanki Tolkien, Bilbo'ya sahip olmanın yanı sıra, kitabın başından beri ara sıra bir Faramir bölümüne atılmış gibi.
- Aslında Daenerys, Kışyarı’na (sahnelerine) bağlıydı çünkü onun ailesine olanlar hakkında konuşulduğunu okuduk.
Örtüşmeler görüyorsunuz. Daenerys evlenir ve Robert, Daenerys'in yeni evlendiği raporunu alır ve buna ve yarattığı tehdide tepki verir.
- Çok güçlü ters dönüşleriniz var, okuyucunun dengesini bozuyorsunuz. Önceleri Sword in the Stone bölgesinde olduğunuzu düşünebilirsiniz, kitabın dönüşeceği halini düşünebilirsiniz; örneğin kahramanın Bran olduğunu düşünebilirsiniz ama sonra sizinle okuyucu arasında hilekar bir oyuna dönüşmüş gibi...
Sanırım okumak istediğini yazıyorsun. Bayonne'de çocukluğumdan beri okurdum, doymak bilmez bir okurdum. "George, burnu kitapta" diye seslenirlerdi. Bu yüzden hayatımda birçok hikaye okudum ve bazıları beni çok derinden etkiledi; diğerlerini ben onları yere koyduktan beş dakika sonra unuttum. Gerçekten takdir etmeye başladığım şeylerden biri, benim kurgumda bir tür öngörülemezlik. Beni nereye gittiğini gördüğüm bir kitaptan daha çabuk sıkan hiçbir şey yok. Siz de okudunuz. Yeni bir kitap açarsınız ve ilk bölümü, belki ilk iki bölümü okursunuz ve geri kalanını bile okumanıza gerek kalmaz. Tam olarak nereye gittiğini görebilirsiniz. Sanırım ben büyürken ve televizyon seyrederken bunun bir kısmını aldım. Annem olayların nereye gittiğini her zaman tahmin ederdi, ister I Love Lucy ister onun gibi bir şey olsun. "Pekala, bu olacak" derdi. Ve tabii ki, olur! Ve hiçbir şey daha hoş değildi, farklı bir şey olduğunda aniden bir şaşırırdı, twsit haklı olduğu sürece.
Bir anlam ifade etmeyen gelişigüzel dönüşler yapamazsınız. İşlerin takip etmesi gerekiyor. Sonunda "Aman Tanrım, bunun olacağını görmedim ama önceden haber verildi; burada bir ipucu vardı, orada bir ipucu vardı. Onu görmeliydim geliyor. " demelisiniz ve bu benim için çok tatmin edici. Bunu okuduğum kurguda ararım ve kendi kurguma yerleştirmeye çalışırım.
- Bran'ın itilmesi gibi, bunu da önceden haber veriyorsunuz, böylece okuyucu aldatılmış hissetmez. Kızıl Düğün de aynı.
Kurgu ve yaşam arasında her zaman bir gerilim vardır. Kurgu, hayattan daha fazla yapıya sahiptir. Ama yapıyı saklamalıyız. Sanırım yazarı saklamalıyız ve bir hikayeyi gerçekmiş gibi göstermeliyiz. Çok fazla hikaye çok yapılandırılmış ve çok tanıdık. Okuma şeklimiz, televizyon izleme şeklimiz, sinemaya gitme şeklimiz, hepsi bize bir hikayenin nasıl gideceğine dair belirli beklentiler verir. Gerçek hikayeden tamamen bağımsız olan nedenlerle bile. Sinemaya gidiyorsun, büyük yıldız kim? Tamam, Tom Cruise yıldızsa, Tom Cruise ilk sahnede ölmeyecek, biliyor musun? Çünkü o yıldız! Geçmesi gerekiyor. Veya bir TV şovu izliyorsunuz ve adı Castle. Castle karakterinin oldukça güvenli olduğunu biliyorsunuz. Önümüzdeki hafta ve sonraki hafta da orada olacak.
İdeal olarak bunu bilmemelisin. Duygusal katılım, bir şekilde bunu aşabilirsek daha büyük olurdu. Yani yapmaya çalıştığım şey bu, biliyor musun? Bran, önsözden sonra tanıştığınız başlıca karakterlerden ilki. Yani "Oh, tamam, bu Bran'ın hikayesi, Bran burada bir kahraman olacak" diye düşünüyorsunuz. Ve sonra: Hata! Orada Bran'a ne oldu? Hemen kuralları değiştiriyorsunuz. Ve umarım bu noktadan sonra okuyucu biraz belirsizdir. “Bu filmde kimin güvende olduğunu bilmiyorum.” Bunu dedirtmek gerekir. Ve insanlar bana “Kitaplarda kimin güvende olduğunu asla bilemiyorum. Asla rahatlayamam. " dediğinde bunu seviyorum. Bunu kitaplarımda istiyorum. Ve bunu okuduğum kitaplarda da istiyorum. Her şeyin olabileceğini hissetmek istiyorum. Alfred Hitchcock bunu yapan ilk kişilerden biriydi, en ünlüsü Psycho'da. Psycho'yu izlemeye başlıyorsun ve onun kahraman olduğunu düşünüyorsun. Öyle mi? Onu sonuna kadar takip ettin. O duşta ölemez!
- Ned korucunun kafasını kestiğinde belirsizliğe erken işaret edersin ama o yanılıyor. Kesin değil. Ve hatta Jaime Lannister, Bran'ı pencereden dışarı ittiği sahneden sonra Tyrion ile dostça bir ilişki kurar. Onun başka bir yanını görüyorsunuz.
Gerçek insanlar karmaşıktır. Gerçek insanlar bizi şaşırtıyor ve farklı günlerde farklı şeyler yapıyorlar. Santa Fe'de birkaç ay önce satın alıp yeniden açtığım küçük bir tiyatrom var. Bazı yazar etkinlikleri düzenliyoruz. Birkaç hafta önce bir imza için Pat Conroy vardı. Harika yazar, harika Amerikalı yazarlarımızdan biri. Ve kariyerinin çoğunu babası hakkında bu kitapları yazarak geçirdi. Bazen anı olarak, bazen kurgu olarak atılıyor, ancak babasıyla olan sorunlu ilişkisinin, ona farklı bir isim ve farklı bir meslek verdiğinde ve tüm bunlara rağmen baktığını görebilirsiniz. Her ne şekilde olursa olsun, Pat Conroy’un babası Büyük Santini karakteri, modern edebiyatın en büyük karmaşık karakterlerinden biridir. O çirkin bir tacizci, çocuklarını terörize ediyor, karısını dövüyor, ama aynı zamanda bir savaş kahramanı, bir dövüşçü ve tüm bunlar. The Prince of Tides'daki karakter gibi bazı sahnelerde, bir kaplan satın aldığı ve bir benzin istasyonu açmaya çalıştığı ve işler ters gittiği, neredeyse bir Ralph Kramden komik adamıdır. Bunu okuyorsun ve hepsi aynı adam ve bazen ona hayranlık duyuyorsun ve bazen ona karşı nefret ve tiksinme hissediyorsun ve oğlum, bu çok gerçek. Hayatımızdaki gerçek insanlara bazen böyle tepki veririz.
- Kitaplarınızda kadınlar güçlüdür.
Ama ataerkil bir toplumda mücadele ediyorlar, bu yüzden her zaman üstesinden gelmeleri gereken engeller var ki bu gerçek orta çağların hikayesiydi. Aquitane'li Eleanor gibi güçlü bir kadına sahip olabilirsiniz, iki kralın karısı olabilirdi ve yine de kocası, sırf ona kızdığı için onu on yıl hapse atabilirdi. Farklı zamanlardı ve bu bir fantezi dünyası, bu yüzden daha da farklı.
- Sonunda hangi strateji işe yarayacak?
Bu (hikayeyi) söylemek olurdu. Görmek için sonuna kadar gitmelisin.
- Karakterleriniz için, Jaime'nin Brienne of Tarth ile seyahat etmesi gibi harika ters karakterleriniz var. Tazı ile Arya gibi başka eşleşmeler de var. Bilinçli olarak ters karakter mi yaratıyorsunuz?
Drama çatışmadan ortaya çıkıyor, bu yüzden birbirinden çok farklı iki karakteri bir araya getirip geride durup kıvılcımların uçuşunu seyretmeyi seviyorsunuz. Bu size daha iyi diyalog ve daha iyi durumlar kazandırır.
- Tyrion için Joffrey’in ölümü işleri daha iyi yapmaz, işleri daha da kötüleştirir. Tyrion'un başı büyük belada ve tüm seri boyunca bir noktaya değinmeye çalıştığım bir şeyi kanıtlıyor: Kararların sonuçları var. Robb, Frey Hanesi'ne sözünü tutmaz ve Frey’in kızlarından biriyle evlenmezse, bunun onun için korkunç sonuçları olur. Tyrion’un sorunlarından biri de geveze olmasıydı. Serinin başından beri bir şeyler söylüyor, Cersei'ye bu üstü kapalı tehditler - "Bir gün bunun için seni alacağım, bir gün neşen ağzında küle dönecek." Şimdi, tüm bu açıklamalar onu gerçekten suçlu gösteriyor.
Sanırım katilin amacı, bunu başka bir Kızıl Düğün haline getirmek değil - Kızıl Düğün çok açık bir şekilde cinayet ve kasaplıktı. Bence Joffrey’in ölümüyle ilgili fikir, onu bir kaza gibi göstermekti - birisi kutlama yapıyor, Heimlich manevrasını icat etmemişler, bu yüzden birisi boğazına yemek taktığında, bu çok ciddidir. Bunu biraz İngiltere Kralı Stephen'ın oğlu Eustace'in ölümüne dayandırdım. Stephen, tacı kuzeni İmparatoriçe Maude'dan gasp etmişti ve uzun bir iç savaşla savaştılar ve anarşi ile savaş ikinci nesle aktarılacaktı çünkü Maude'un bir oğlu, Henry ve Stephen'ın bir oğlu vardı. Ama Eustace bir ziyafette boğularak öldü. İnsanlar hala bin yıl sonra tartışıyorlar: Boğuldu mu yoksa zehirlendi mi? Çünkü Eustace'i ortadan kaldırarak İngiliz iç savaşını sona erdiren bir barış getirdi. Eustace’ın ölümü [tesadüfi olarak] kabul edildi ve bence buradaki katillerin umduğu şey buydu - tüm krallık Joffrey’in bir parça turta üzerinde boğulup öldüğünü görecek. Ama güvenmedikleri şey, Cersei’nin bunun cinayet olduğuna dair acil varsayımıydı. Cersei bir an bile buna kanmadı. Bunun kaza sonucu bir ölüm olduğuna inanmıyor. Sahnenin çekildiğini gördünüz, boğulma ihtimali olduğu için mi karşımıza çıkıyor yoksa zehirlendiği çok açık mı?
- Neden “Buz ve Ateş Şarkısı” romanlarınıza tecavüz veya cinsel şiddet olaylarını dahil ettiniz? Bu sahnelerle daha büyük hangi temaları ortaya çıkarmaya çalışıyorsunuz?
Bir sanatçının gerçeği söyleme yükümlülüğü vardır. Romanlarım epik fantezi ama tarihten ilhama dayanıyorlar. Tecavüz ve cinsel şiddet, eski Sümerlerden günümüze kadar yapılan her savaşın bir parçası olmuştur. Onları savaşa ve güce odaklanan bir anlatımdan çıkarmak, temelde yanlış ve sahtekârlık olurdu ve kitapların temalarından birini baltalardı: insanlık tarihinin gerçek dehşetinin orklardan ve Kara Lordlardan değil, bizden kaynaklandığı... Biz canavarlarız. (Ve kahramanlar da). Her birimizin kendi içinde büyük iyilik ve büyük kötülük kapasitesi vardır.
- Kitapların bazı eleştirmenleri, bu tür sahnelerin Westeros dünyasının genellikle karanlık ve ahlaksız bir yer olduğunu göstermesi amaçlansa bile, romanların seyri boyunca bu anlara aşırı bir güven duyulduğunu ve belirli bir noktada olduklarını söylediler, artık şok edici değil ve heyecan verici hale geliyor. Bu eleştiriye nasıl yanıt veriyorsunuz?
Westeros'un "karanlık ve ahlaksız bir yer" olduğu fikrine itiraz etmeliyim. Burası Disneyland Orta Çağları değil, hayır ve bu oldukça kasıtlı ... ama kendi dünyamızdan daha karanlık veya ahlaksız da değil. Tarih kanla yazılır. Cinsel veya başka türlü "Buz ve Ateşin Şarkısı" ndaki vahşet, herhangi bir iyi tarih kitabında bulunabileceklerle karşılaştırıldığında soluk kalır.
Bazı cinsel şiddet sahnelerinin heyecan verici olduğu eleştirisine gelince, bana bu eleştirmenler hakkında kitaplarımdan daha çok şey söylüyor gibi geliyor. Belki onlar bazı sahneleri heyecan verici bulmuşlardır. Okuyucularımın çoğu, sanırım onları amaçlandığı gibi okudu.
Yazar olarak kariyerimin en başından beri felsefemin "göster, söyleme" felsefesi olduğunu söyleyeceğim. Kitaplarımda ne olursa olsun, eylemi özetlemek yerine okuyucuyu bunun ortasına koymaya çalışıyorum. Bu, canlı duyusal ayrıntılar gerektirir. Mesafe istemiyorum, seni oraya koymak istiyorum. Söz konusu sahne bir seks sahnesi olduğunda, bazı okuyucular bunu son derece rahatsız buluyor… ve bu cinsel şiddet sahneleri için on kat daha doğru.
Ama olması gerektiği gibi. Bazı sahneler rahatsız edici, rahatsız edici ve okunması zor olabilir.
- Martin, HBO şovunda yapılan küçük değişikliklerin daha sonra oradaki hikaye üzerinde ne kadar büyük bir etkisi olacağı hakkında biraz konuşuyor. TV yapımcılarının yaptığı seçimleri kontrol etmediğini bize bildirdiğinizden emin oldu.
- Robert’s Rebellion hakkında bir kitap yazacak mısın?
"Muhtemelen değil." Sonraki iki kitapta Robert’s Rebellion’a daha çok geri dönüşler ve imalar olacak. "Bu serinin sonunda olan her şeyi öğreneceksin". Bununla ilgili bir kitap o zaman çok ilginç olmazdı.
- Bize bir warg ejderha binicisi hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Bir ejderhayı warglayan birinin geçmişte emsali yoktur. Ejderha ve binici arasındaki efsanevi bağın zengin bir tarihi var. Çok uzaklardan (hmm) bile sürücülerine yanıt veren ejderhaların gerçek ve çok güçlü bir bağ olduğunu gösteren örnekler olmuştur. Bununla ilgili daha çok şey öğreneceğiz. Okumaya devam edin.
- ASOIAF’taki en favori alıntınız nedir?
Tek bir tane yok ama Septon Meribald’ın savaş hakkında yaptığı konuşmayı seviyorum.
- Kendinizi kitaplarda hangi karakter olarak görüyorsunuz? İçinde en çok hangi karakter var?
Tyrion demek isterdim ama bu gerçekten Samwell Tarly. Tyrion daha çok aksiyon alıyor, daha çok yatıyor (kahkahalar) ama ben daha çok Sam gibiyim.
- Bir kitap okuyucu olarak, şovdaki benzer durumu izlemeden önce bunu okumak çok tatmin ediciydi (Arya, show’da Polliver'ı öldürürken Lommy'den söz ediyor, kitaplarda Raff). Bahsettiğiniz gibi, şov içeriğini kontrol edemezsiniz. Sezon 5'e doğru ilerlerken böyle açıklamaların önünde kalmak için daha fazla bölüm yayınlamayı planlıyor musunuz? Ayrıca Arya, o bölümde beklediğimizden çok daha yaşlı görünüyor. “Mercy”, gelecekte Dans'ın sonundan itibaren bir yıldan fazla mı oluyor yoksa sadece Arya'nın her zaman yaşından büyük görünmesi mi meselesi mi?
- [Martin'den büyük bir sessizlik]. Bu bölüm yaklaşık on yıl önce yazılmıştı ve önce Ziyafet'in sonunda olması gerekiyordu, ardından Dans'ın sonuna dahil edilmişti ama bir sondan çok bir başlangıç ​​gibi görünüyor, bu yüzden epey hareket etti. Çocukların biraz büyüyebilmesi için kitaplarda olması gereken beş yıllık boşluğun da bir parçasıydı. Bu, Arya ve Bran gibi karakterler için işe yaradı, ancak Jon Snow veya diğerleri için hiç işe yaramadı. Beş yıl önce Gece Nöbetçileri'nin Lord Kumandanı oldum. O zamandan beri pek bir şey olmadı… ”(kahkahalar). Arya'yı şimdiki yaşına geri getirmek için o bölümde biraz çalıştım. Orada zaman aralığı yok (hikaye dizisinde tam olarak ne zaman geldiğini söylemiyor). Unutmayın, bu bir önizleme bölümüdür, yine de geri dönüp yayınlanmadan önce üzerinde yeniden çalışabilirim.
[Sorum bu olduğu için tahmin ettiğime eminim ama Martin, Arya'nın yaşının burada bir sorun gibi göründüğünü biraz düşünmüş görünüyor. Bir çeşit, "O lanet bölümü bir daha yeniden yazmayacağım." 5. sezondan önce daha fazla önizleme bölümü yayımlayıp yayımlamayacağına dair gerçek bir yorum ve gösteriye neyin girileceğini kontrol etmediğine dair başka bir hatırlatma yok.]
- Tyrion babasıyla yüzleşmek için gittiğinde, ne yapacağını düşünüyor? Onunla sadece sohbet mi ediyorsun?
O noktada bunu düşündüğünü sanmıyorum. O sırada sefilleri oynuyor. Her şeyini kaybetti. Güvenli bir yere kaçırılacak ama orada ne yapacak? Lannister Hanesi'ndeki yerini kaybetti, saraydaki yerini kaybetti, tüm altınını kaybetti - bu, hayatı boyunca onu ayakta tutan tek şeydi. Cüce olmanın dezavantajları ne olursa olsun, şövalye olmak için gerekli fiziksel yetenekleri yoktu, ancak eski ve güçlü bir ismin ve bir şeyler satın almak isteyebileceği tüm altının büyük avantajına sahipti. Bronn gibi takipçileri ve onu savunmak için diğer insanları... Şimdi tüm bunları kaybetti ve aynı zamanda, kayıtsız şartsız sevdiği ve her zaman onun yanında olduğu tek kan bağı Jamie'nin hayatının bu travmatik olayında, nihai ihanette rol oynadığını öğrendi. O kadar incindi ki diğer insanları incitmek istiyor ve Shae'nin kendisine söylediği hesaptan nerede olduğunu anladığı ve bu merdivenin bir zamanlar onun olan bir oda olduğunu bildiği bir heves anı, şimdi babası ondan gasp etti. Bu yüzden babasını görmek için yukarı çıkıyor ve oraya vardığında ne söyleyeceğini ya da yapacağını bildiğini sanmıyorum ama - bir kısmı bunu yapmaya mecbur hissediyor. Ve tabii ki sonra Shae'yi orada buluyoruz, bu onun için ek bir şok, karnındaki ek bir bıçak.
Bence bazen insanlar çok zorlanıyor, bazen insanlar kırılıyor. Ve bence Tyrion zirve noktasına ulaştı. Cehennemden geçti, defalarca ölümle yüz yüze geldi ve gördüğü gibi bakmaya çalıştığı, onayını kazanmaya çalıştığı tüm insanlar tarafından ihanete uğradı. Hayatı boyunca babasının onayını almaya çalışıyordu. Ve şüphelerine rağmen, Shae'ye aşık oldu, kalbini ona vermesine izin verdi. Artık yapamayacağı bir noktaya ulaşır. Sanırım iki eylem, birbirlerinin anlarında gerçekleşse de oldukça farklı. Lord Tywin'e öfkeliydi çünkü ilk karısı ve ona olanlar hakkındaki gerçeği öğrendi ve Tywin ona fahişe demeye devam ediyor - Lord Tywin'in mantığına göre... Lord Tywin, Tyrion'u sevmediği için kimsenin Tyrion'u sevemeyeceğine inanıyor. Demek ki cüceyi Lannister olduğu için yatağına yatırmaya çalışan alt sınıftan bir kız olduğu açık, böylece leydi olabilir, parası olabilir ve bir şatoda yaşayabilir. Yani temelde bir fahişe olmaya eşdeğer - statüye sahip olduğu için ona bayılıyor ve Tyrion'a bu konuda bir ders vermeye çalışıyor. Ve böylece yarasına tuz dökmeye benzeyen "fahişe" kelimesini kullanmaya devam etti ve Tyrion ona bunu yapmamasını, o kelimeyi bir daha söyleme dedi. Ve o kelimeyi tekrar söyledi ve o anda, Tyrion'un parmağı tetiğe bastı.
Shae ile bu çok daha kasıtlı ve bazı yönlerden daha acımasız bir şey. Bu anlık bir hareket değil, çünkü onu yavaşça boğuyor ve kadın kurtulmaya çalışıyor, kavga ediyor. İstediği zaman bırakabilirdi ama öfkesi ve ihanet duygusu o kadar güçlü ki bitene kadar durmuyor ve bu muhtemelen şimdiye kadar yaptığı en kara eylemdi. Lord Tywin'in yaptığı küçük gösteriden sonra onu terk ederek ilk karısına yaptığı şey ve onun ruhunun büyük suçu bu... Şimdi Westeros standartlarına göre, bu hiç de suç sayılmaz - "Yani bir lord, bir fahişeyi öldürdü, sorun değil." Bunun için, düşük doğumlu kadınlara, fahişelere ve meyhane fahişelerine hor gören, onları kullanan ve atan diğer lordlardan ve şövalyelerden daha fazla cezalandırılması olası değildir. Bu dünya için bir şey değil ama yine ona musallat olacak bir şey olsa da babasını öldürme eylemi sonsuza dek arkasını olmayacak bir şeydi çünkü hiçbir insan bir akraba katili kadar lanetli değildir.
Tywin, Shae'yi biliyordu. Muhtemelen onun, açıkça “o fahişeyi saraya getirmeyeceksin” dediği ve Tyrion'un ona tekrar meydan okuduğunu ve o fahişeyi saraya çıkardığını söylediği aynı kamp takipçisi olduğunu anladı. Burada tam olarak ne olduğuna gelince, bu gerçekten konuşmak istemediğim bir şey çünkü hala açıklayamadığım ve daha sonraki kitaplarda açıklanacak yönleri var. Ancak tüm bunlarda Varys'in rolü de dikkate alınması gereken bir konudur. Kitaplardaki Shae, Tyrion hakkında başka bir john(?) kadar umursamayan, kampı takip eden, manipülatif bir fahişedir ama o, küçük bir genç seks kedisi gibi, tüm fantezilerini besleyen çok uyumludur; o gerçekten sadece para ve statü için yaşıyor. O, Tywin'in Tyrion’un ilk karısının aslında olmadığını düşündüğü her şeydir.
- Ona ilham veren Frost şiiri dünyanın sonu hakkındadır ve bu, Martin'in icat ettiği evrenin yedinci kitabın sonunda sıcak ya da soğuk ya da muhtemelen her ikisi ile yok olması gerektiğini ima ediyor gibi görünüyor.
Yazar kıkırdıyor: "Bu konuda yorum yapmayacağım. Bunun için iki kitap için endişelenebilirsin. Ama tüm insanların ölmesi gerektiği doğru."
- Web sitelerinde görünen birçok hayran teorisi sorulduğunda Martin şunları söyledi: "Bu konuyla boğuştum, çünkü okuyucularımı şaşırtmak istiyorum. Bir okuyucu olarak öngörülebilir kurgudan nefret ediyorum, öngörülebilir kurgu yazmak istemiyorum. "Okuyucumu şaşırtmak ve memnun etmek ve onları geldiğini görmedikleri yönlere götürmek istiyorum ama planları değiştiremem. 90'lı yıllarda ilk fan panolarını okumamın ve durmamın nedenlerinden biri de bu. Birincisi, zamanım yoktu, ancak iki konu tam da bu. O kadar çok okuyucu kitapları o kadar dikkatle okuyordu ki bazı teoriler ortaya atıyorlardı ve bu teorilerin bazıları eğlenceli boğalar ve yaratıcı olsa da, teorilerin bazıları haklı. En az bir veya iki okuyucu, kitaplara yerleştirdiğim ve doğru çözüme ulaştığım son derece ince ve belirsiz ipuçlarını bir araya getirmişti. Öyleyse ne yapmalıyım? Değiştiriyor muyum? Bu konuyla boğuştum ve bunu değiştirmenin bir felaket olacağı sonucuna vardım çünkü ipuçları vardı. Bunu yapamazsın, o yüzden ben devam edeceğim.”
- "Kurtlar, Amerika'nın soyundan gelen ve binlerce yıl öncesine dayanan Avrupa folklorunun bir parçasıdır. Roma, Romulus ve Remus'ta - kurtlar ve insanlar arasında her zaman bu ilişki vardır." Bu ilişki Martin'in dizisinde defalarca görülüyor ve Martin'in son iki kitap sonunda piyasaya sürülürken devam edeceğini söyleyeceği bir şey. Özellikle Arya'nın kurdu Nymeria önemli bir rol oynayacak. "Biliyor musun, bir şeyler hakkında bilgi vermekten hoşlanmam." diyor Martin, yüzüne yayılan bir gülümsemeyle. "Ama kullanmayı düşünmediğiniz sürece dev bir kurt sürüsünü duvara asamazsınız."
- İşinize aşina olmayanlar için dizi hayali bir dünyada geçiyor. Krallığın kontrolü için bir mücadele var. Bu hanedan savaşı, esasen üç ana olay örgüsünden biridir. Bu tür insanüstü karakterleri içeren başka olay örgüsü satırları da var ve sonra eski tahtının geri dönüşünü arayan sürgün Targaryen kızı var. Neden bu üç ana olay örgüsü?
- Tabii ki uzakta olan iki şey var - Sur’un kuzeyindeki şeyler (Diğerleri) ve sonra diğer kıtada ejderhalarıyla Targaryen var - elbette "Buz ve Ateşin Şarkısı" başlığının buz ve ateşi. . " Yedi krallığın başkenti olan King's Landing'de ortada meydana gelen merkezi şeyler, çok daha fazlası tarihi olaylara ve tarihi kurguya dayanıyor. Güllerin Savaşları'ndan ve 100 Yıl Savaşları etrafındaki diğer bazı çatışmalardan gevşek bir şekilde alınmıştır, ancak elbette fantastik bir twist ile. Biliyorsunuz, başladığım dinamiklerden biri, King's Landing'deki yedi krallık içindeki küçük güç mücadeleleri tarafından bu kadar tüketilen insanlardı - kim kral olacak? Küçük Konsey'de kimler olacak? Politikaları kim belirleyecek? - krallıklarının çevresinde çok uzakta meydana gelen çok daha büyük ve daha tehlikeli tehditlere karşı körler...
Ve tabii ki, bunu tarih boyunca görebilirsiniz. Tarihte yer alan ortak bir dinamiktir. Biliyorsunuz, Yunan şehir devletleri, İsa'nın doğumundan önce, biliyorsunuz, Makedonyalı Philip hepsini fethetmek için ordularını oluştursa bile birbirleriyle kavga ediyorlar ama bunu modern zamanlarda bile görüyorsunuz, biliyorsunuz - Fransa'nın Üçüncü Cumhuriyet döneminde, Nazi tehdidi yükselirken siyasi mücadeleleri... Ancak Fransız siyasetçiler neredeyse Nazilerle arkadaş olmayı tercih ediyorlardı. Ve belki modern gündeki derslerimiz de. Kim bilir? Demek istediğim, şu anda dünyamızda iklim değişikliği gibi şeyler oluyor, bu, nihayetinde tüm dünya için bir tehdit. Ama insanlar onu politik bir futbol yerine kullanıyorlar, bilirsiniz… Herkesin bir araya geleceğini düşünürsünüz.
Bu, muhtemelen insan ırkını yok edebilecek bir şey. Bu yüzden, özellikle modern zaman meselesine değil, kitabın yapısıyla ilgili genel bir şey olarak bir analog yapmak istedim.
- Kitapta ( Buz ve Ateşin Dünyası) ipuçları bulmayı uman hayranlar için bir soru kalıyor: Tarih tekerrür eder mi? Martin’in arsız yanıtı: “Yankılanan bir evet ve hayır. Biraz belki. "
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.08.19 13:03 PlazaTozu Home vs Office

Birkaç ay öncesine kadar hayal bile edemeyeceğimiz günler yaşıyoruz. Hem de küresel çapta! Kim derdi ki bir virüs gelecek ve tüm dünya düzenini değiştirecek!
Korona virüsü bir milat artık. Koronadan Önce (KÖ) ve Koronadan Sonra (KS) diye tarihte yerini çoktan aldı bence.
Her şey gibi çalışma düzenimiz de çok değişti. KÖ, bazı firmaların çalışanlarına haftanın 1-2 günü evden çalışma fırsatı verdiğini duyuyor ve “ah keşke” diyordum. Türkiye’ de toplam çalışma yüzdeliğinde evden çalışma oranının sadece %2 olduğunu öğrendiğimde şaşırmış ve bu oranın çok daha yüksek olması gerektiğini düşünmüştüm.
Evet şimdi home office çalışıyoruz. “Beklediğim sözler bunlar değil” diyordu Leman Sam o muhteşem şarkısında. Benim de hayal ettiğim home office hiç de bu değildi doğrusu!
Birçoğunuz gibi biz de tüm aile evdeyiz. Ve ne yazık ki yardımcımız gelemiyor artık. Dolayısıyla evin bütün işleri bizlere düşüyor. Yemek, bulaşık, temizlik, çamaşır, ütü vs. biliyorsunuz işte tek tek saymayayım. Zaten saymakla da bitecek gibi değil.
İtiraf edeyim home office in ilk haftasında bu işler nedeniyle biraz bocaladım. Ama benim gibi planlı programlı yaşayan biri bir haftanın sonunda hemen yeni hayatı programlamaya başlıyor. Madem burası artık sadece home değil o halde ofis kuralları başlasın.
İlk yaptığımız şey çalışma alanlarımızı belirlemek oldu. Bu çok önemli. Çalışma düzeninizi tam olarak oturtamazsanız verimli olamıyorsunuz. Bizzat deneyimledikten sonra bu düzenlemeyi yaptık. Çalışma masam ve masamda olmazsa olmazlarım ile çok daha verimli çalışabiliyorum.
Hepimizin mesaisi erkenden başlıyor. Uyumuyoruz, mesai saatlerine uyuyoruz. Bunu göstermek için de tüm gruplara günaydın mesajları atıyoruz. Bu arada, aman dikkat! 09:30 dan sonra asla günaydın yazmamalısınız. Mesai saatlerine uyumu kendim için düzelteyim, mesai başlangıç saatlerine kesinlikle uyuyorum diyeyim. Zira bitiş saati biraz tartışmalı. Evet tıpkı ofiste olduğu gibi çalışma masalarımızda kahvaltı yasak. O yüzden mesai saatinden önce kahvaltı sorunsalını çözüyoruz. Çocukların uzaktan eğitimleri başlıyor ve aralarda serbest takılabiliyorlar. Aramızda kalsın ama bu dönem iyi ki bu uzaktan eğitimler var. Yoksa uzaktan eğitimin doldurduğu zamanı bizler bu tempo ile yakından nasıl doldururduk, ne yapardık diye düşünmüyor değilim. Bu korona bitmez ve yaz aylarında da bu şekilde çalışmaya devam edersek sanırım bu sorumun cevabını da öğrenmiş olacağım. Umarım öğrenmem.
Herkes için bir job description oluşturdum bile. Herkes işini tanımalı, kim ne yapacak bilmeli öyle değil mi? İtirazlar dikkate alınıyormuş, ona göre görev tanımları update ediliyormuş gibi gösterilip yine ilk plana uygun olarak taraflar ikna edildi. İtirazlar nasıl mı giderildi? Meslek sırrı diyelim.
Görev tanımlarımız belli pekiyi KPI larımız neler? Performans göstergelerimiz itina ile hazırlandı ve birebir yapılan toplantılarda ilgilileri ile paylaşıldı.
Öyle 3-6-9 ay ya da yıllık periyotları beklemeden her hafta sonunda performans değerlendirme toplantıları yapıyoruz. Bu toplantılarda görev tanımlarına uygun olarak görevlerin yerine getirilip getirilmediğinden ve performans kriterlerinden bahsediyoruz. Gelecek hafta için “sende ne var” diye soruyor ve toplantı notları alıyoruz.
Zamanı iyi yönetmek şimdi çok daha önemli bir hal aldı. Koronadan önceki hayatımızda almayanı dövdükleri “Zaman Yönetimi” eğitiminden öğrendiğimiz konuları bir hatırlayalım bakalım. Hafta içi gün içindeki kısa molalarda yapılacaklar, öğle arasında halledilebilecekler, akşama bıraksak da olacaklar nelermiş görelim. Hafta içi görünümlü hafta sonlarını da planlamayı unutmayalım.
Ofisteyken verdiğimiz o kısa molalar ne kadar da kıymetli,ne kadar da güzelmiş meğer. Şimdi o güzelim molalar da ev toplama, meyve-sebze yıkama, çamaşır atma-asma gibi az zaman alan, hemen sonuç alabildiğiniz işlerle geçiyor. Mola mesaiden daha yorucu anlayacağınız.
Subjecte “Lunch” yazıp süreyi de 1,5-2 saat olarak düzenleyip attığımız o toplantı davetleri artık bir hayal. Öğle yemeği molası da yine ev işlerine ayrılmak durumunda. 10 ar dakikalık mini aralarda yapılamayan, biraz daha uzun süren diğer işlerden artık yetiştirebildiğimiz kadarını bu molada yapıyoruz. “Yemek mi bizi yedi biz mi yemeği” havasında bir şeyler atıştırabildiysek ne ala! Sonra işe devam.
Peki ya iş hayatının olmazsa olmazı toplantılar? Olmaz mı! Her türlü oluyor. Korona ile birlikte hayatımızdaki yoğunluğu tavan yapan Teams, Hangout, Zoom, Skype, WhatsApp ile görüntülü görüşmeler yapabiliyoruz. Bu da ne demek oluyor? Her daim bakımlı ve canlı olmalıyız. Yani en azından saçımız, makyajımız ve üst giyimimiz düzgün olmalı. Çok sayıda kişinin katıldığı toplantılarda kameramızı ve sesi kapatmak, o sırada birkaç lokma bir şey yemek mümkün olabilir. Deneyin bence. Ama kamerayı ve sesi kapattığınızdan emin olun. O kalabalık toplantılarda sunum yapan sizseniz ekranınızı paylaşmadan önce hangi sekmelerin açık olduğunu bir kontrol etmenizde fayda var bu arada.
Her daim bakımlı ve canlı olmak demek sadece fiziken canlı olmamız demek değil. Her an online olmalıyız. Şirket içlerinde kullanılan online yazışma programlarından gelen anlık mesajları da hemen cevaplamanız beklenir. Yeşil ışığın sarıya dönmesin, aman dikkat!
Mesai saatleri içerisinde non-stop çalışmış olduğumuzu anlatabildim sanırım. Ne doğru düzgün kahve molası,ne öğle arası ne de gıybet time. Hiçbiri yok.
Mesai bitimi daha da ilginç çünkü bitmiyor. Gün içerisinde vakit bulup bakılamayan maillere mesai saatlerinden sonra bakılabiliyor. Ya da önemli bir sunum hazırlanacaksa akşam saatlerine bırakılıyor. Yani akşam geç saatlere kadar bilgisayar açık oluyor.
Özetle; bitmeyen gün yapmışlar sözü korona ile birlikte biz kurumsallar için gerçek oldu.
submitted by PlazaTozu to u/PlazaTozu [link] [comments]


2020.08.18 17:13 biajansnet Google'da Reklam Vermek İsteyenler İçin 10 İpucu Dijital Reklam Ajansı

Google'da Reklam Vermek İsteyenler İçin 10 İpucu

Google’da reklam vermek aslında ufak bir araştırma sonrası çok basit gibi görünebilir. Fakat reklam vermek sadece ads hesabı oluşturup izlediğiniz bir kaç eğitim videosu üzerinden bir kaç anahtar kelime seçip reklama çıkabileceğiniz kolaylıkta değildir.
Google Adwords’de reklam kampanyasını bir binanın temeline benzetebilirsiniz. Nasıl ki malzemeden çalınarak yapılan bir bina depreme dayanıksızsa, yine malzemeden çalınan bir reklam kampanyası da doğru kitleye gösterilmez. Her iki örnekte de sonuçlar üzücüdür. Google’da reklam vermek için öncelikle temeli öğrenmeniz yada bilen kişilere teslim etmeniz en doğru karar olacaktır. Sonuçta kimsenin havaya saçacak parası yok. Bu nedenle bizim hazırladığımız bu yazıda Google’da reklam vermek için temel olan ve kesinlikle uygulanması gereken 10 ana kolunu sizlerle paylaşacağız.
Not: Bu yazıya katkı sağlayacak Dijital Reklam Ajansı Nedir? adlı blog yazısını da incelemenizi tavsiye ederim.
Lafı daha fazla uzatmadan şimdi bu önemli 10 temel kolona geçelim, Google’da Reklam Vermek İsteyenler İçin 10 İpucu

1. Google Adwords’de Doğru Teklif Stratejisini Seçin

Birincisi ve en önemlisi, adwords teklif stratejisi, kampanyanızın tamamının temelini oluşturur. Bu nedenle akıllıca seçilmelidir. Google ads teklif stratejisini seçerken hedeflerinizi tanımlayarak başlayın.
Web sitenizin trafiğini artırmakla mı ilgileniyorsunuz?
İnsanların platformunuzda harekete geçmesini mi istiyorsunuz?
Marka bilinirliğinizi artırmak mı?
Yoksa yukarıdakilerin hepsi mi?
AdWords, ihtiyaçlarınızı karşılamaya yardımcı olmak için bir dizi teklif stratejisi sağlar.

Dönüşüme Dayalı Stratejiler:

Hedef Edinme Başına Maliyet (EBM)
Reklam Harcamalarından Elde Edilen Gelir (ROAS)
Geliştirilmiş Tıklama Başına Maliyet (GTBM)

Gösterime Dayalı Stratejiler:

Hedef Arama Sayısı
Hedef Geçiş

Tıklamaya Dayalı Stratejiler:

Tıklamaları En Üst Düzeye Çıkarma

Görünümler veya Etkileşime Dayalı

Görüntüleme Başına Maliyet Teklifi (GBM)

2. Reklamları Doğru Zamanda Gösterin

Pek çok pazarlamacının da onaylayacağı gibi, oyunun adı, doğru mesajı en uygun zamanda doğru yere koymaktır.
Doğru reklam programını seçmek, hedef kitlenizi ne kadar iyi tanıdığınıza bağlıdır. En aktif oldukları zamanlar hangileridir?
Başlarken, programınızı 7/24 olarak ayarlayın. Evet, adwords reklam ücretleri başlangıçta biraz daha pahalıya mal olacak. Ancak, raporlamayı aldığınızda ve en aktif zaman dilimlerini bulduğunuzda her zaman geri ölçeklendirebilirsiniz.
En uygun zamanları belirledikten sonra, belirli zamanlarda veya günlerde kampanyayı kapatmak için teklif ayarlamaları yapabilirsiniz. Kampanyayı yürütmeye karar verdiğiniz zamanlar daha yüksek veya daha düşük bir ortalama TBM’ye sahip olabilir.

3. Yerleri Dikkatlice Hedefleyin

Google AdWords sistemi, bir kişinin IP adresine veya GPS konumuna bağlı olarak belirli reklamları ne zaman göstereceğini bilir .
Hedef konumu seçmek nispeten kolaydır. Operasyonunuza bir göz atın. Gerçek mekanda faaliyet gösteren bir mağazaysanız, kesinlikle şehrinizi hedeflemek istersiniz.
Ulusal bir işletme iseniz, tüm ülkeyi seçmek istersiniz. Bu biraz yanıltıcı olabilir – çünkü satın alma davranışları daha fazla çeşitliliğe sahip olabilir. Pazar araştırmanıza göre, reklamlarınız için bir yerin çevresindeki belirli yarıçapları seçebilirsiniz.
Seçtiğiniz coğrafi konumlarla her zaman stratejik olmanız gerekirken, bölgenizi genişletmek için risk almaktan korkmayın. Asla bilemezsiniz, yepyeni bir pazar keşfedebilirsiniz!

4. Reklam Uzantılarını Kullanın

Reklam uzantılarının birincil işlevi, karar vermelerine yardımcı olmak için insanlara işletmeniz hakkında daha fazla bilgi vermektir. Bunların tipik olarak TO’yu artırdığı bilinmektedir. Uzantılar, telefon numarası, adres, açılış sayfalarına bağlantılar ve daha fazlası gibi şeyleri içerir.
Bu uzantılar, reklamlarınıza SERPS üzerinde daha fazla görünürlük sağlar, bu da daha fazla değer anlamına gelir. Bunları ayarlamak genellikle manuel bir iştir. Ancak AdWords, performansınızın bunlardan yararlanabileceğini düşünürse bazen reklam uzantılarını otomatik olarak gösterir.
Bir uzantı eklemenin reklamda gösterileceğini garanti etmediğini unutmayın. Reklam sıralamanız belirli bir kriteri karşılamalı ve uzantı değer sağlamalıdır.
Bunu yapmanın en iyi yanı tamamen ÜCRETSİZ olmasıdır!

5. A / B Reklamlarınızı ve Açılış Sayfalarınızı Test Edin

Genel olarak dijital pazarlama, sürekli bir test etme ve optimize etme oyunudur. PPC reklamları istisna değildir. Bu testleri yapmak size neyin iyi çalıştığı ve neyin hurdaya çıkarılabileceği hakkında bir fikir verir.
Testleriniz boyunca, belirli anahtar kelimelerin TO, dönüşümler, farkındalığı artırma vb. Açısından nasıl daha etkili olduğuna dair kalıplar arayın. Bazıları bir bileşen için harika, ancak diğer alanlarda korkunç olabilir. Bu sadece bazı kelimelerin alıcının yolculuğunun farklı seviyelerinde işe yaradığı anlamına gelir . Bu, birinin diğerinden daha değerli olduğu anlamına gelmez. Sadece farklı işlevlere hizmet ediyorlar.
Ne kadar çok test ederseniz, kampanyalarınız için o kadar iyi anahtar kelime bankasına sahip olursunuz.

6. Düşük Performans Gösteren Anahtar Kelimeleri ve Eşleme Türlerini Duraklatın

Diğer taraftan, anahtar kelimelerle ilgili akılda tutulması gereken iyi bir tavsiye, aşık olmamaktır. Bazı anahtar kelimelerin yüksek performans gösterenlerden tamamen alakasız hale gelebileceğini fark edeceksiniz. Rakamlar TO, dönüşümler veya gösterimler açısından istediğinizden düşükse, tereddüt etmeden duraklatmak son derece kolay olabilir. Ancak, tetiği çekmeden önce dikkate alınması gereken birkaç nokta vardır.
Birincisi, TÜM cihaz modellerine bakın. Bazıları yalnızca bir alanda düşük performans gösterirken başka bir alanda iyi performans gösteriyor olabilir.
İkinci olarak, konumlandırmaya bakın. Anahtar kelime ile tetiklenen bir reklamın listenin en üstünde yer alması için en yüksek doları ödüyorsanız ve bu reklam kârlı değilse, denemek ve birkaç noktaya taşımak akıllıca olabilir. Bazen insanlar bir sayfanın en üstündeki reklamları atlama eğilimindedir.
Üçüncüsü, reklam grubu yapınızı düşünün. Bazı anahtar kelimeler, işletmenizle tamamen alakasız reklamları tetikleyebilir. Örneğin, “deri ayakkabılar” gibi bir anahtar kelime için teklif verebilirsiniz, ancak bu, “inek derisi” gibi tamamen farklı bir şeyden bahseden bir reklam ister. Bu kombinasyonların başarı şansı yok. Bu durumda, geri dönüp reklam gruplarınızı yeniden değerlendirin ve daha niş odaklı olanlar oluşturun.
Dördüncü olarak, hedeflerinize göre anahtar kelime eşleme türlerini seçin. Tam eşlemeli veya sıralı eşlemeli anahtar kelimelerle başlamak en iyisidir . Şahsen, Sıralı Eşleştirmeyi tercih ederim. AdWords’te daha iyi hale geldikten ve müşterilerinizin arama modellerini belirleme konusunda güven kazandıktan sonra, kampanyalarınızın erişimini artırmanıza yardımcı olacak Geniş Eşleme Değiştiriciyi kullanmaya başlayın.
Yine bununla birlikte seçtiğiniz anahtar kelimeler sitenizin alakalı sayfasında yer alması ads açısından oldukça iyidir. Eğer sayfanızda seo anahtar kelimelere önem verdiyseniz ve bu anahtar kelimeleri adwords’de reklam verirken kullanırsanız performansınız iki katına çıkar. Anahtar kelimeler konusunda daha detaylı bilgi almak için SEO anahtar kelimeler nedir? adlı blog yazımıza bakabilirsiniz.
Aynı zamanda, arama terimleri verilerinizi takip edin ve pazarlama harcamalarının israfını ortadan kaldırmak için belirli reklam gruplarına veya kampanyalara negatif anahtar kelimeler ekleyin.

7. Negatif Anahtar Kelime Listesi Oluşturun

Negatif anahtar kelimeler temelde arama motorlarına belirli terimler için reklam GÖSTERMEMESİ talimatını verir. Bu şekilde, hangi tür aramaların reklamlarınızı tetikleyeceğini belirleyebilirsiniz.
Örneğin, kesinlikle yüksek kaliteli ahşap mobilya satıyorsanız , sonuçsuz sonuçlara yol açabilecek birçok potansiyel arama vardır. Ucuz, ücretsiz, eski, restore edilmiş vb. Terimler iş hedeflerinizle alakalı olmayabilir. Bu nedenle, bunları negatif anahtar kelime listenize eklemek en iyisidir.
Bu taktiğin birçok faydası var. Birincisi, en ilgili müşterileri doğru yöne yönlendirmenize yardımcı olur. İkincisi, alakasız trafiği ayıklayarak uzun vadede zamandan ve paradan tasarruf etmenizi sağlar. Üç, aynı anda birden fazla PPC kampanyanız varsa, negatif anahtar kelimeler kullanmak çapraz tanıtım eşleşmelerinden kaçınmanıza yardımcı olabilir.
Bu alandaki bazı yardımlar için WordStream, listenize hangi kelimeleri dahil edeceğiniz (veya hariç tutacağınız) konusunda size daha iyi bir fikir verecek, ücretsiz bir negatif anahtar kelime aracına sahiptir.

8. Uzun kuyruk anahtar kelimeleri hedefleyin

Uzun kuyruklu anahtar kelimeler son derece spesifiktir ve tek bir işletmeyi hedefler. “Bira fabrikası” gibi genel bir anahtar kelime, mahallenizdeki, dedikleri gibi “birahaneleri bulandıracak” bir yer arayan insanları hedeflemez.
Bunun yerine, şehriniz ve mahallenizle, hatta posta kodunuzla veya posta kodunuzla ilgili bir şeyler deneyin. Belirli ürünler ve hizmetler burada da harika. “Brewery IPA’ları Vancouver Commercial Drive”, sadece bununla ilgilenen birinin dikkatini çekme olasılığı daha yüksek olacaktır.

9. Açılış sayfanızın optimize edildiğinden emin olun

Reklamınız için bir hedef/açılış sayfası seçerken, her şeyden önce kullanıcıların reklamınızda vadedilen ürünü ya da hizmeti bulabileceği bir sayfa seçtiğinizden emin olun. Seçtiğiniz açılış sayfasının kullanıcının arama yapmak için kullandığı anahtar kelimelere özel bilgi sağladığından emin olun.
Örneğin, kullanıcılar “dijital kameralar” anahtar kelimesi için bir reklam görüntülendiğinde sitenize ulaşıyorsa, açılış sayfanız kullanıcıları ana sayfanıza veya televizyonla ve video oynatıcılarla ilgili bilgilere götürmek yerine özellikle kameralar hakkında bilgi görüntülerse daha iyi performans gösterecektir. Aynı zamanda açılış sayfanızın ve web sitenizin sayfa indirme hızı da çok önemlidir. reklama tıklayan bir ziyaretçi sayfanızın gecikmeli açıldığını gördüğünde bağlantıyı sonlandıracaktır. Yani sitenizin açılış hızı reklam performansınızı da etkileyecektir. Bu konuda daha fazla bilgi edinmek için Sayfa indirme hızı nedir? Neden Önemli? blog yazımızı inceleyebilirsiniz.
Alakalı ve orijinal içerik, kullanıcıları çeker ve sitenizi tekrar tekrar ziyaret etmelerini sağlar. Açılış sayfaları söz konusu olduğunda alakalı içerik, kullanıcının tıkladığı reklamla veya bağlantıyla alakalı içerik anlamına gelir. Uygun etiketleri olan sayfalar, kullanıcılar tarafından daha kolay bulunabilir ve arama motorları tarafından dizine daha kolay eklenebilir.

10. Her şeyi ölçün

İnsanlar sitenizi nasıl buluyor? Hangi sayfalar popüler ve hangi aramalar onları oraya getiriyor? Analizleriniz, başarıyı ve kalıpları ölçmek için ihtiyaç duyduğunuz verilere sahiptir.
Ve Google Ads’ün kendisinde, gösterimlerinizin, tıklamalarınızın veya maliyetlerinizin neden değişmiş olabileceğini öneren metrikler bulacaksınız.
Bu bilgileri alın, analiz edin ve bir sonraki harika reklamcılık deneyinize ilham vermek için kullanın.

(#Bonus) Denemeye Devam Edin

Büyük veri, hızla dünyanın en değerli kaynaklarından biri haline geliyor. İşletmeler artık bunu daha doğru ve eğitimli kararlar almak için kullanabiliyor. Dışarıda bu kadar çok bilgi varken, işin püf noktası, gelecekteki performansı iyileştirmek için içgörüler çıkarmak ve toplamak için doğru ölçümleri bulmaktır.
Herhangi bir dijital pazarlama biçimine bakarken, göreve stratejinizin sürekli gelişen bir varlık olduğu zihniyetiyle yaklaşmalısınız. Her zaman yeni trendler ve her saat ortaya çıkan ve azalan tüketici tercihleri ​​olacaktır. Sürekli değişen manzaralarda gezinmenin en iyi yolu, ellerinizi kirletmek ve denemektir. PPC açısından risk almaktan korkmayın. At gözlüklerini çıkar. Doğru, bazı girişimleriniz boş olacak. Ancak bu süreçte neyin işe yarayıp neyin yaramadığını öğreneceksiniz. Bir sonraki saldırı planınız için zemin sağlamak için geçmiş deneyimlerinizi ve sonuçlarınızı kullanın. Hatta tamamen devrim niteliğinde bir şey bile bulabilirsiniz!

Sana doğru

Organik arama ne kadar harika olursa olsun, sizi sadece bir yere kadar götürür. Google AdWords, çevrimiçi varlığınızı güçlendirmeye ve mesajınızı en ilgili gözlerin önüne çıkarmaya yardımcı olan olağanüstü bir platformdur.
Biajans Reklam Ajansı olarak güçlü ve deneyimli bir ekibe sahip dijital reklam ajansıyız. Reklam hesaplarının yönetimi dışında Google Ads, SEO, Web Tasarım, Video Prodüksiyon, İnstagram Reklamları, Facebook Reklamları ve Youtube Reklamları için de bize ulaşabilirsiniz. Sitenizi ücretsiz olarak analiz etmek için bize bilgilerinizi bırakın.
Daha fazla bilgi için; https://biajans.net/googleda-reklam-vermek-isteyenler-icin-10-ipucu/
submitted by biajansnet to u/biajansnet [link] [comments]


2020.08.15 23:12 yuzenpipi YURT DIŞINDA NASIL ÇIKILIR #1 ÖĞRENCİ

Evet merhabalar sevgili KGB üyeleri ben yuzenpipi ve sizler için bir seri başlatıyorum ve aşağıdaki sorularınıza yanıtlar vereceğim bu seriyi bir süre devam ettireceğim ve her gece ikide bu serinin bir partını atmak kaydıyla devam edecek. Umarım yazdıklarımı okuduğunuzda az da olsa kafanızdaki soru işaretlerini giderebilirim ve bişeyler anlamanızı sağlarım belki de birilerinin fikirlerini değiştiririm. Bu günkü konumuz başlıkta da yazdığı üzere "ÖĞRENCİ OLARAK YURT DIŞINDA GİTMEK VE O ÜLKELERDE YAŞAM KURMAK" adlı konuya bu gün elimden geldiğince değinmeye çalışacağım ve seri boyunca aşağıda da belirttiğim spesifik olarak değişkenlik gösteren sorulara kesin olmayan ama genel yanıtlar vermeye çalışacağım. Umarım beğenirsiniz ve işinize yarar, şimdi başlayalım. Uzun araştırmalarım ve deneyimlerim sonucunda çıkardığım bilgileri sizlerle paylaşıyorum bazı bilgiler için aşağıda yorumlar kısmında sizler için bir kaynakça link haritası olacak oraya da bir göz atmayı ihmal etmeyiniz. yuzenpipi gururla sunar.
  1. "Yurt dışına nasıl çıkılır? "
  2. "Yurt dışına gittiğimizde neler yapılmalıdır?"
  3. "Yurt dışında ne yapılır?"
  4. "Orada sağlık sorunları yaşarsam ilk olarak neye başvurmalıyım? "
  5. "Kur bu haldeyken orada nasıl yaşarım nasıl geçinirim? "
  6. "Dil yok ya da çok iyi değil ne yapabilirim insanlarla nasıl rahatlıkla bağ kurabilirim gitmeden bunu nasıl düzeltebilirim?"
  7. "Orada ya da başka bir ülkede öğrenimimi tamamladım orada yaşamaya nasıl devam ederim?"
  8. "Para nasıl kazanırım?"
  9. "Orada öğrencilere nasıl davranılıyor ya da ben öğrenciyken aldığım reaksiyonlar nasıl olacak alt tabaka gibi görülecek miyim?"
  10. "Gerçekten Türklere ve Müslümanla bir ırkçılık var mı eğer varsa bunun üstesinden nasıl gelirim?"
  11. "Can güvenliğimi kesin olarak sağlayabilecek miyim?"
  12. "Okuldan mezun olduktan sonra hemen iş bulabilecek miyim yoksa uzun bir iş arama serüveni beni mi bekliyor?"
  13. "Uluslararası sertifika/Mavi sertifika/Evrensel sertifika nedir ne işe yarar ne gibi avantajları dezavantajları vardır?"
  14. "Yurt mu ev mi ya da bizim gibi AB üyesi olmayan ülkelerin vatandaşlarından olan insanlar için yurt avantajı var mı?"
  15. "Ciddi bir kültürel fark var mı?"
  16. "Eğer ciddi bir kültürel fark varsa nasıl rahatlıkla bağ kuracağız püf noktaları nedir?"
  17. "Asimile nasıl olunur? İyi bir şey midir?"
  18. "Bursluluk için hangi sınavlara girmeliyiz Hangi okullar burs veriyor ve hangi şartları yerine getirmeliyiz?"
  19. "Sadece para kullanılarak hangi yolu izlenilerek gidilir orada okula nasıl başlanılır"
  20. "Amerika kıtasında mı yoksa Avrupa kıtasında mı okunmalı ne gibi avantajları var?"
  21. "Neden Türkiye değil?"
  22. "Türkiye ile aralarındaki net farklar nedir? "
  23. "Yurt dışında yaşayacağımız ve bizi baltalayacak sorunlar ne olacak çözümleri genel olarak nelerdir? "
  24. "Bu serüvene kimler katılmalıdır ve kimler galip ayrılabilir?"
  25. "Nelerden uzak durulmalı ve ne gibi kurumlarla bağlantılarımızı asla kesmemeliyiz?"
-Daha çok soru yazılabilir ama bunların yeterli olduğunu düşünüyorum eğer aklınızda kalan extra sorular olursa ben buradayım comment kısmında sorularınızı bana yöneltmenizi istiyorum aşırı bir soru olduğunu düşünüyorsanız özelden de ulaşabilirsiniz. Bu serinin ilgi göreceğini düşünüyor desteklerinizi bekliyorum. Follow atarak da attıklarımı daha hızlı görebilirsiniz. Her neyse soruları cevaplamaya başlayalım.
Evet ilk sorumuzu kendimize sorarak ve cevaplayarak başlayalım. "Yurt dışına nasıl çıkılır?" Yurt dışına çıkmak için bağzı yeterlilillerinizin olması gerekiyor: Pasaport sahibi olmak ülke vize istiyorsa vize almak, bolca para ve muhtemelen ingilizce olmakla beraber o ülkenin vatandaşlarıyla iletişim kurabileceğiniz bir dili bilmek/öğrenmek. Bu soruyu her gün sorup farklı şekillerde yanıtlayacağımdan bu gün öğrenci olarak gitmek konusunda yanıtlıyorum. Yabancı ülkeye Türkiyede okuduğunuz üniversitenin erasmus programına katılarak, yurt dışında okumak için o ülkenin üniversitelerinin yabancı öğrenci için ayrılan kontenjanına burslu girerek ya da para vererek. Bu soruya yeterince zaman ayırdık diğer sorumuza geçelim.
Evet ikinci sorumuzu da kendimize soruyor ve olabildiğince genel hatlarıyla yanıtlamaya çalışıyoruz. "Yurt dışına gittiğimizde neler yapılmalıdır?" Bu soru da her gün sorulacak ve farklı cevaplar verilerek noktalanacak bir soru olduğundan direkt öğrenci olarak gittiğimizde ne yapmalıyız adlı soruya yanaşıyoruz. Şu an Amerika, Almanya, Hollanda, Ukrayna, İtalya, İspanya, Rusya gibi ülkelerde okuyan bir çok yabancı uyruklu öğrenci var. Bu ülkeler en çok yabancı öğrenci çeken ülkeler arasında zirveyi paylaşan ülkeler. Şimdi diyelim ki biz oraya gitme kararı aldık ve burdaki işlemlerimizi tamamladık ardından uçağa bindik ve X ülkesinin Y şehrinin Z üniversitesine öğrenci olarak öğrenim görmek için gidiyoruz ve artık X ülkesinin havaalanındayız. Burdan sonra ne yapmalıyız? Başlangıç olarak konsoloslukla hemen iletişime geçip kendinizi konsolosluğa tanıtmanız gerekiyor ki bir sorun olduğunda size daha kolay yardım edebilsinler. Ardından çok zaman geçmeden üniversitenizle hemen yüz yüze iletişime geçin ve kayıt vs işlemlerinizi tamamlayın ki ileride size ciddi sorunlar doğurmasın. Ardından yurtta kalacaksanız özel ya da üniversitenin yurtlarından artık bakın başvurunuzu yapın (ki bunu daha önceden internet aracılığıyla yapmanız gerekiyor) artık kalacak yeriniz hazırdır. Evde kalmak istiyorum diyorsanız ülke değiştirmeden orada kiralık evlere bakmanızı öneririm ve o ülkede öğrenci statüsüyle ev nasıl kiralanır (bu konuda bilgim yok) konusunu derinlemesine araştırmanızı öneririm. Bu soruyu da yeteri kadar incelediğimize inanıyorum artık diğer soruya geçelim.
Evet üçüncü sorumuza da geldik. Sorumuz "Yurt dışında ne yapılır?". Cevabı çok uzun olmasa gerek. Suça bulaşmadığınız sürece özgürsünüz dikkatli olun çünkü evinizde değilsiniz. Eğer bir suç işlerseniz sınır dışı edilerek rüyanızdan uyandırılırsınız bunu yaşamak istemezsiniz. Uyuşturucudan ve aşırı alkolden uzak durun çünkü muhtemelen hayatınızı mahfedecek unsurlar bunlar olacak
Dördüncü sorumuza da geldik "Orada sağlık sorunları yaşarsam nereye baş vurmalıyım?" Öncelikle çok ciddi bir sorununuz yoksa kendi kendinizi tedavi etmeye çalışın. Ama biz uç noktaları konuşmaya geldik buraya. Tabii ki başlangıç olarak hastaneye başvurmanız ve yabancı uyruklu insan olarak girişinizi yapmanız gerekiyor. Bir sigortanız olmadığı için muhtemelen hastane masraflarınız biraz cebinizi titretebilir. Onun yerine okulunuza rapor verip kaydınızı geçici süreliğine onlineye alarak (her üniversitede olmadığını düşünğyorum online olayının) Türkiyeye geri dönüp burada sağlık sorunlarınızı daha kolay giderebilirsiniz. Tabii konsoloslukla da iletişime geçmeyi unutmayın. Bu sorumuzu da noktalıyor ve diğer sorumuza geçiyorum.
Beşinci sorumuza da gelmiş bulunmaktayız. "Kur bu haldeyken orada nasıl yaşarım nasıl geçinirim?" Evet ne yazıkki Türk Lirası gün geçmiyor ki değer kaybetmesin ama buna kişisel olarak hiçbir müdeahalede bulunamayacağımızdan yapacak bişi olmadığını düşünüyorum. Bu konuda Ukrayna revaçta çünkü 1 Ukrayna Hryvniası 0.27 türk lirası olduğundan ve bu ülkenin para birimi değersiz olduğundan orda biraz daha ucuza yaşarsınız. Güzel kızları ve alkol ucuzluğunun da bağzı yan güzelliklerinden olduğunu söyleyebilirim. Ama ne yazıkki sizin ilgilendiğiniz ev kiraları olsun okul masrafları olsun hepsi dolarla olduğundan yine de paçayı kurtarmış sayılmazsınız. Başka bir ülkede bu serüvene başlayacağım derseniz okul masrafları ve ev kirası konusunda eğer burs almazsanız ailenizden iyi bir maddi destek almanız gerek yoksa başka türlü hayatta kalmanız mümkün değil. Eğer burs kazanırsanız işiniz biraz daha rahatlar diye düşünüyorum aksi taktirde çalışmanız gerekiyor. Çalışmak için de çalışma iznine ihtiyacınız var o da ülkeyle bayağı bir dilekçeleşmeniz ve konsolosluktan yardım almanız manasına geliyor tam olarak nasıl alındığı konusunda net bir bilgim olmadığı için yine destekçiniz google olacak.
Ever altıncı sorumuza geldik hadi bunu da dillendirelim. "Dil yok ya da iyi değil insanlarla nasıl bağ kurabilirim ya da gitmeden nasıl düzeltebilirim" Evet ne yazıkki Türk öğrencilerinin genel problemi senelerce İngilizce dersi gösterilmesine rağmen iki cümleyi bir araya getiremiyoruz. Bu konuda bireysel olarak çabalamazsak, kendimize güvenmezsek ve istekli olmazsak ne yazıkki ne kadar uğraşırsak uğraşalım hep ikinci adımımız boşluğa basacaktır. Neyse hadi lafı biraz toparlayalım Yabancı dil hiç yok nasıl öğrenebilirim? Bu soruya cevaplar yine kollara ayrılıyor bundan dolayı ilk cevabımıza bakalım. Tabii ki çoğu insanın da aklına geldiği gibi dil öğretim kurslarına başvurmak. Bu kurslar ne yazıkki çok ucuz olmamakla birlikte başarısız olma şansınızı da işin içine eklenmesiyle biliniyor ama kendinize güveniyor ve bu konuda başarılı olacağınızı düşünüyorsanız ceplerinizi boşaltmaya hazır olun. Evet bu Dil bilmeme sorununun ikinci bir çözümü de var elbet bu da tabii ki evde kendi kendine öğrenmek. Başlangıç olarak kelime hazinenizi geliştirmeniz gerekiyor bunu da en kolay sözlük ezberleyerek yapabilirsiniz. Tabii ki dil şıp diye öğrenilmiyor çaba istiyor vakit istiyor ve sabır istiyor. O yüzden günde en az iki üç saatlik mesaileriniz için kahvelerinizi hazırlayın. Kelime öğrenmenin binlerce püf noktası var ama ben %99 akılda kalacak olan yöntemi söyleyeyim size, kelimeleri anlamlarıyla birlikte defalarca ve defalarca kez yazmak. Benim önerim bir sayfayı dolduracak şekilde bir kelimeye vakit ve enerji ayırırsanız muhtemelen ölüm döşeğindeyken bile o kelimeyi hatırlayabilirsiniz. Bu çok zor ve uğraştırıcı dediğinizi duyar gibiyim. Kimse kolay olacak demedi zaten unutmayın. Evet şimdi kelime sorununu çözdük ardından grammar dediğimiz cümle kurma sorununa gelelim. Ne yazıkki bu da ezber dışında hiçbir yolu yok ve bunun çözümü de sadece ve sadece pratikten geçiyor. Benim yine sizlere en etkili öğrenme metodu olarak göstereceğim yol defalarca kez cümle kurup bunu yazıya dökmek olacaktır. Grammar sorununu da hallettiğimizi düşünüyorsak artık telaffuz etmeye geldi diyeceksiniz merak etmeyin bunun da çözümü var. Bu kelimeleri yazarken yazmaya başlamadan nasıl telaffuz edildiğini öğrenmeniz ve yazarken sürekli içinizden tekrar etmeniz cümle kurarken de bu sürekli tekrar ettiğiniz kelimeleri birleştirerek kullanmanız sizi telaffuz açısından ileriye taşıyacaktır. Son olarak akıcı konuşmaya dökmek kaldı. Bunun için yine birden fazla yolumuz var ben hepsine değinmeyeceğim fakat bir ikisinden bahsetmeden de geçemem. İlk olarak aynaya karşı konuşmak. Bir aynanın karşısına oturarak kendinize doğru telaffuz etmek kaydıyla sorular yöneltip geri sorular ve cevaplar verirseniz konuşma konusunda ilerleme kat etmeye başlarsınız. İkinci yolumuz ise o dili bilen arkadaşlarımızla oturup sohbet etmek ama ne yazıkki Türkiyede yabancı dil bilen Türk sayısı az ve çoğumuzun böyle bir arkadaşı yok ondan dolayı olanlar kendini şanslı saymalı ve o kişiyle pratikler yapmalıdır. Üçüncü yolumuz para vererek internet üzerinden bağzı yabancı dil bilen hocalarla facetime konuşma gerçekleştirmek. Neden para veriyoruz? dediğinizi hissediyorum bunun sebebi de böyle platformlar olması ve çoğusunun paralı üyelik istiyor olması. Bu soruya çok vakit ayırdık umarım anlaşılır olmuştur.
Yedinci sorumuza geldik bu spesifik bir soru olduğundan kesin cevapları veremiyorum ne yazıkki . Fazla uzatmadan hemen soruya ve cevaplarına geçelim: "Orada ya da başka bir ülkede lisans/yüksek lisans eğitimimi tamamladım orada nasıl kalabilirim?". Evet sorumuz yine aşırı ucu açık olan ve cevapları ülkeden ülkeye değişebilecek bir soru ama biz uzatmadan genel cevapları verelim. Daha net cevaplar arayan arkadaşlar google uygulamasına sorularını yönelterek cevaplarına ulaşabilirler ben sadece burda sistem nasıl işliyor onu anlatmaya çalışıyorum. Neyse biz cevabımıza geçelim. Öncelikle o ülkenin vatandaşı olmak için gereken şartları yerine getirmemiz lazım. Bu şartları yerine getirdikten sonra muhtemelen bir miktar para ödeyerek ya da bir mülk sahibi olarak vatandaşlığı elde edebiliriz. Bunlar zor derseniz çoğu ülkede geçerli olan evlilik yoluyla vatandaşlık alabilirsiniz. Bu konuda yardımcı olan bağzı insanlar var antlaşmalı evlilik yaparak ve üzerine bir miktar para vererek hiçbir nafaka miras ya da mal mülk paylaşımı olmadan yapılıp sonlandırılan evlilikler var ve geçimini burdan sağlayan onca yabancı insan var bu insanlara da başvurarak düşük ücretlere vatandaşlık alabilirsiniz. Ya da birisini severek ve mutlu bir hayat yaşama ümidiyle de bir yuva kurabilirsiniz ve umarım da mutlu bir hayat yaşarsınız. Bir başka seçeneğimiz ise öğrenimimizin sonunda yaptığımız işe bağlı olarak çalıştığımız şirket aracılığıyla da vatandaşlık almak ve yerleşik düzene geçmek mümkün. Bu soruya da ayırdığımız vakit bu kadar.
Sekizinci sorumuza da geldik. Hadi bu sorunumuza da cevap vermeye çalışalım sorumuz gelsin. "Para nasıl kazanırım" herkesin cevabını rahatlıkla vereceği soruya biz yine de tüm kollarıyla cevap vermeye çalışalım. Öncelikle öğrenciyseniz ne yazıkki çalışma izninizi de daha alamamış olmanız yüksek ihtimalli. Bundan dolayı orada girdiğiniz işlerde size el altından düşük ücretler verecek ve muhtemelen çalışmamızın karşılığını bırakın beşte birini alacaksınız. Eğer bir Türk iş verene geldiyseniz maaşı alamamanız bile olası. Her neyse işlerin biraz daha yolunda gittiğini ve 1300 dolara yakın bir maaş aldığınız bir part time iş bulduğunuzu hayal edelim. Paranızın keyfini çıkarın. Bir başka seçenek sosyal medya üzerinden para kazanmak. Youtube/Twitch gibi platformlardan şansınızı deneyebilirsiniz. Bi de borsacılık var ama anlamadığımdan pek bişey yazamayacağım bu konu hakkında çünkü gerçekten hiçbir bilgim yok bilen arkadaşlar comment kısmına yazabilir borsa hakkında.
Evet hemen dokuzuncu sorumuzu da kendimize yönelterek yazımıza devam edelim. "Orada öğrencilere kötü davranılıyor mu alt tabaka haline geliyor muyuz?" Ülkeden ülkeye değişmek kaydıyla hem evet hem hayır. Türkler size muhtemelen kötü davranacak o yüzden uzak durun Türklerden ve çoğu insana öğrenci olduğunuzu belli etmemeye çalışın emin olun daha rahat edeceksiniz. Bu soru da bu şekilde noktalandı.
Onuncu sorumuzu da kendimize yöneltelim ve cevaplayalım. "Gerçekten Türklere ve Müslümanlara bir ırkçılık var mı üstesinden nasıl gelirim?" Yurt dışına çıkıp bir hayat kurmayı hedefleyen bir çok genç Türkün de aklında olan sorulardan bir tanesi, "ırkçılıkla karşılaşır mıyım?" ne yazıkki bu soru da değişkenlik gösterebildiği gibi evet cevaplarını da vermek mümkün keşke dünyada ırkçılık diye bir şey olmasa değil mi? Ama europa subunda bile Türk insanlarına nefret kusan insanları görebilirsiniz ondan dolayı bu soru bulunduğunuz yerden yere değişir. Almanyada ırkçılık yeme olasılığınız var ama bu muhtemelen Müslümanlığınızdan kaynaklı olacak ama Türklük de etkili bir etmen oluyor yediğiniz ırkçılık konusunda. Müslümanlara yapılan ırkçılığın nedenini az buçuk biliyorsunuzdur diye umuyorum ve zaten uzun olan bir yazıda buna da yer vermek istemiyorum merak edenler ufak araştırmalarla bulabilir. Irkçılığa maruz kalmamak için biraz daha karma toplumların yaşadığı yerleri tercih etmeniz ve ırkınızı dininizi dilinizi heryerde belli etmemenizi şiddetle tavsiye ederim yoksa bu zorbalıktan can tehlikenize kadar uzanan sonuçlar doğurabilir.
Yazıyı dün gece yarım bırakmıştım yorgunluktan şimdi devam ediyorum. Evet arkadaşlar diğer sorunumuza da gelelim. 11. sorumuzu kendimize yöneltiyoruz, "Can güvenliğimi kesin olarak sağlayabilecek miyim?". Evet bu sorunun cevabı ne yazıkki kesin olarak evet değil. Almanyada ve bir çok yabancı ülkede Türklerin öldürülmesi insanın içinde bir kuşku oluşturuyor ve acabalara yol açıyor. Bu konuda yine yapmanız gerekenler basit ve etkili yöntemler. Birinci adım olarak saçma ortamlara girmeyerek bir miktar kendinizi güvene alabilirsiniz. Uyuşturucu kullanılan ortamlardan uzak durmak gibi mesela. Bir başka adım olarak da ırkçılık görmenizi en aza indirmek için Türk olduğunuzu eğer Müslümansanız da dininizi de saklayarak sadece yakın olduğunuz kişilerle bir sırmış gibi paylaşarak yine zarar görme olasılığınızı azaltırsınız. Ülke değiştirmeden önce gideceğiniz ülkenin gideceğiniz il/semt/ilçe/eyalet/kasaba/köy/mevki artık her ne deniyorsa suç oranı araştırması yapabilir ve kiralayacağınız evin merkezi bir konumda olmasına özen gösterebilirsiniz. Son olarak bir gün içerisinde en az sizleri bir kere arayacak iletişim kuracak yakın dostluklar edinmenizi tavsiye ederim. Zaten ne yazıkki Türkiye'de de olmayan can güvenliğinizi orada da garanti edemiyor hiç kimse. Umarım şanslı olursunuz ve kimse size zarar vermeden yaşar gidersiniz. Bu soruya da ayırdığımız vakit bu kadar dikkatli olup tedbirli olmak da bizlerin elinde diğer sorunumuza geçmenin vakti geldi.
Onkinci sorumuzda bizi bekleyen önemli bir soru var. Gelecek kaygısından da olsa gerek bu soru için yine net bir cevap yok ama olabilecek en kesin cevapları vermeye çalışacağım. "İş bulabilecek miyim? Çalışabilecek miyim? İş şartları nasıl? Yoksa uzun bir iş arama serüveni beni mi bekliyor?" bu soruyu yabancı ülkeyi bırakın Türkiyede bile bol bol kendimize soruyoruz ne yazıkki. İş bulmak pek kolay değil ve çalışmanın da aynı şekilde kolay olmadığını söyleyebilirim. İş içim yine okuduğunuz bölüm çok önemli ama burgerking'te yerleri süpürerek almanyada 1.700(bin yediyüz) euro kazanmanız mümkün. İş için çok dert etmeniz gerekmiyor yani. Okuduğunuz bölümle doğru orantılı olarak iş seçenekleriniz ve maaş durumunuz değişkenlik gösterdiği gibi yazılımcılık konusunda bayağı etken rol oynayabilir ve yüksek ücretlerde iş bulabilirsiniz. İş bulmak genel olarak şans ve kişilik meselesi olduğundan kendinize güvenin ve iş aramaya şimdiden başlayın. Bu soruya da ayırdığımız vakit bu kadar googleden daha kesin bilgiler öğrenebileceğinizi eminim ki siz benden daha iyi biliyorsunuzdur.
On üçüncü sorumuza geldik şimdi de onu cevaplayalım." Uluslararası sertifika/Mavi sertifika/Evrensel sertifika nedir ne işe yarar ne gibi avantajları dezavantajları vardır?".Uluslararası sertifika, Mavi sertifika diye de adlandırılıyor, her ülkede bu sertifika ile iş bulmanıza olanak tanır. Çoğu Türk üniversitesinden alamadığınız bu sertifikayı Kiev, Cambridge... gibi üniversiteler (yazıyı uzatmamak için daha fazla örnekler vermeyeceğim) mavi sertifika veren üniversitelerdendir. Ukrayna fiyat bakımından biraz daha ucuz olduğundan tavsiye ederim ama ukrayna rüşvetler ülkesi olduğu için bir dersten geçmeniz için iyi bir para vermeniz gerekebilir ve bir çok yanıyla kötü bir ülke ukrayna fiyat bakımından Türk milletinin biraz daha erişebileceği bir ülke oluyor. Araştırmanızı ona göre yapmanız ve Almanya, İngiltere, Hollanda... gibi ülkeleri burs bakımından zorlamanızı tavsiye ederim. Bu sorumuzun da burda cevaplandığına inanıyorum ve diğer soruya geçiyorum.
On dördüncü sorumuz da yine akılları kurcalayan ve acaba derdirten sorulardan olmakla birlikte kesinliği yine belli olmayan bir "Yurt mu ev mi ya da bizim gibi AB üyesi olmayan ülkelerin vatandaşlarından olan insanlar için yurt avantajı var mı?" Bu sorumuzun çok kısa bir cevabı var. Hem evet hem hayır olmakla birlikte ülkeden ülkeye üniversiteden üniversiteye değişiyor ve bunu da Google ile araştırmanızı öneririm.
On beşinci sorumuza da gelelim hemen. "Ciddi bir kültürel fark var mı?". Soru saçma ya da basit gelebilir ama ne yazıkki kültürel farklar ciddi çatışmaları da beraberinde getirebiliyor. Biz Türk insanları olarak çoğu batı ülkesinden farklı olduğundan bu çatışmaların doğması çok doğal ama bu konuda yine yapacağınız bazı şeyler var. Üniversite seçimini yapacağınız ülkenin yerel kültürünü araştırıp biraz daha hakim olarak oraya gidip çok göze batabilecek hareketleri yapmanızı önleyebilir. Bu sorumuzu da bu şekilde noktalandırmış bulunmaktayız.
On altıncı sorumuzda ise bizi bir önceki sorumuzla alakalı bir soru bekliyor. "Eğer ciddi bir kültürel fark varsa nasıl rahatlıkla bağ kuracağız püf noktaları nedir?" Bu soru yine kısa cevap vereceğimiz uzun uzadıya gitmeyecek sorularımızdan olacak. Bizler Türkiyede büyümüş ve genel olarak Türk ve Arap karışımı örf görenek ve adetlerle yetişmiş ve bunlara alışık insanlar olarak (çevrenizden bunları gördük ne de olsa hep.) orada yabancılık çekmemiz doğal olacak. Bağzı davranışları bize benzemesine rağmen çoğunlukla net ayrımlar yaşayacağımız ülkede kendi örf adet ve geleneklerimizden uzak kalmak zorunda kalacağız. Benim için çok problem değil açıkcası zaten bu şekilde ben yetiştirilmedim ve bunları bilmiyorum ams bu şekilde yetişip gören arkadaşlar için zor ve uzun bir adapte olma süreci bekliyor. Çoğunluğun sizden olmayan yerlere kendi bildiklerinizi götürmeye uğraşmayın çünkü dışlanırsınız benden de bir tavsiye olsun bu. Bu soruyu bence yeterince cevapladığıma inanıyorum diğer soruya geçiyorum.
Diğer bir sorumuz olan On Yedinci sorumuza geldik. Bu sorumuz da yine son iki sorumuzla bağıntılı bir soru oluyor. "Asimile nasıl olunur? İyi bir şey midir?". Öncelikle asimile kelimesinin anlamına bakmak gerekiyor. Bilmeyenler için birebir TDK dan aldığım çeviri aynen şöyle diyor : "Asimile olmak kendi benliğini kaybetmek anlamına gelir. Kendi özünü, kendi yaşam biçimine ket vurup başka benlikleri özümsemek ve onlar gibi yaşamaya çalışmak asimile olmaktır. kendi benliğini, değerlerini, özünü kaybetmektir." yani lafın kısası kendi benliğini yitirip ve kendi milletinin özünü yitirmek anlamına da gelebilir. Asimile olmak belki burda yaşayan ailelerinize göre kötü bir şey olabilir ama siz orada bir hayat kuracak yeni bir sayfa açacaksanız asimile olmazsanız ne yazıkki tam anlamıyla oraya uyum sağlayamazsınız. Çok iyi bir olay olmamasına rağmen bağzen mecbur ve gerekli olabiliyor. Yine sizlere kalmış bir seçenek olacak. Bu sorumuzu da burda noktalayabiliriz. Bu sorumuzu da burda noktalayalım.
Bu soru daha ilgi çekici ve daha önemli olan ve herkesin aklına daha çok takılan bir soru."Bursluluk için hangi sınavlara girmeliyiz Hangi okullar burs veriyor ve hangi şartları yerine getirmeliyiz?" Ne yazıkki herkes bu konu hakkında çok bilgili değil ben yine sizi biraz aydınlatmaya çalışacağım. Unutmayın bu hangi adımları atmanız ve neleri araştırmanız ile ilgili bir seri burada herşey ile ilgili net ve tam bilgiler yok. Sizlere verdiğim konu başlıklarını sizlerin googleden daha derinlemesine araştırmanız gerekiyor. Şimdi sorumuzun cevabına gelelim. Ne yazıkki burs almak o kadar kolay değil her kurum burs vereceği öğrencileri belirlediği kriterlere göre değerlendirmektedir. Bu kriterlerin en başında akademik başarı yer alsa da spor veya sanat alanlarındaki başarılar da burs almak için yeterlidir.
Yurtdışı eğitim bursları son derece rekabetçi olmasıyla bilinir. Her yıl dünyanın çeşitli yerlerinden binlerce öğrenci bu sınırlı sayıdaki burslara başvurmaktadır. Bu yüzden burs veren kuruma öğrencinin profesyonel kişiler rehberliğinde başvurması kendini daha doğru ifade edebilmesi için son derece önemli oluyor. Burs almak için ihtiyacınız olan şeyleri aşağıda madde halinde yazıyorum.
Öğrencinin gideceği ülkenin dilini biliyor olması,
Akademik başarılar, not döküm belgesi (transkript), sportif başarılar (madalya, sertifika, lisans)
Eğer öğrenci başka bir kurumdan burs alıyorsa, burs aldığı kurumdan neden bursa seçildiğine dair referans mektubu
Niyet mektubuna ihtiyaç var
Burslar konusunda, akademik başarı, spor veya özel yeteneğe dayalı burslar için Amerikan Üniversiteleri daha cömert davranmaktadır. Yüksek lisans ve doktora burslarında Amerika, Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda daha çok akademik başarıya dayalı burslarda yoğunlaşmışlardır. Üniversiteler özel bir alanda projesi olan ve/veya akademik kariyer hedefleyen öğrencilere öncelik tanımaktadır. Avrupa ülkelerinde ise üniversiteler burs konusunda öğrencinin, ülkenin dilini ne kadar iyi kullanabildiğine bakmaktadır. Avrupa Birliği Bakanlığı ise Avrupa Birliği alanında yüksek lisans yapmak isteyen öğrencileri burs imkanları sağlamaktadır.Yurtdışında öğrenciler çeşitli maliyetleri karşılamak zorundadır. Hiçbir ödeme yapmaksızın her şeyi kurumun ödemesi genellikle söz konusu değil tabii ki. Ancak yine de Yıllık kırk (40)bin, aylık bin(1000) dolara kadar ulaşan tam ya da kısmı burs imkanlarına eğitim, seyahat, yemek, konaklama ve vize masrafları gibi pek çok konu dahil edilebilmektedir. Ayrıca Amerika ve Kanada’daki pek çok üniversite akademik başarısı yüksek olan lisans öğrencilerine ve mezunlarına ücretli staj imkanları sunmaktadır.
Şimdiyse yurt dışı bursluluk başvuru şartlarına bakıyoruz. Aşağıda madde madde yazacağım. Yurtdışında burslu üniversite okumak isteyen öğrenciler için başvuru sırasında istenen belgeler farklılık gösterebilmektedir. Yine de temel başvuru evraklarını sıralamak gerekirse:
*Başvuru formu *Not döküm belgesi *Diploma *En az iki referans mektubu *Referans mektuplarının yeminli tercüman tarafından yapılmış çevirisi
*Yabancı dil seviyesini gösteren sınav sonuçları
Yine tabii ki şansınızı arttırmak için yapmanız gereken bağzı şeyler hala var. Başvuru sürecinde belgelerinin eksiksiz tamamlanması, son başvuru tarihinden önce gönderilmesi ve iyi yazılmış niyet mektubu başvuru sürecinde en çok dikkat edilmesi gerekenlerdir. Evet biliyorum bu sorunun uzun bir cevabı oldu ama açıklayıcı olduğuna inanıyorum.
Şimdi diğer sorumuza gelelim On Dokuzuncu sorumuzla da devam ediyoruz tabii ki de. Sorumuz ise "Sadece para kullanılarak hangi yolu izlenilerek gidilir orada okula nasıl başlanılır" Bu sorumuz da ilgi çekici bir soru ben yine kısa bilgileri vereyim. Parayla okumak için bir dilekçe yazmanız ve muhtemelen bir şirket aracılığıyla gitmeniz gerekiyor. Bunun için biçilmiş kaftan Ukrayna oluyor çünkü çok çok çok daha ucuz olmasıyla biliniyor bu ülke. Yıllık iki(2) bin dolar($)'a okuyabilirsiniz ve tıptan pilotluğa bir çok bölüm seçebilirsiniz bu konuda sizlere bir çok şirket yardımcı olabilir ve ufak araştırmalarla bulabilirsiniz. Onun dışında bir çok ülkenin üniversitesine para vererek yabancı öğrenci statüsüyle öğrenim hayatınıza başlatabilirsiniz. Bu sorumuzu da bu şekilde noktalıyor diğer sorumuza geçiyoruz.
Yirminci sorumuzu da kendimize yöneltiyoruz. "Amerika kıtasında mı yoksa Avrupa kıtasında mı okunmalı ne gibi avantajları var?". Bu sorunun değişkenlik gösteren cevapları olabilir ama ben sizlere yine de kendi fikrimi söyleyeyim. Bu sorunun cevabı biraz daha objektif kaçacaktır. Avrupada biraz daha kolay yaşayıp iş bulma olasılığınız artacağından sizleri okurken biraz daha maddi refaha eriştirecektir. Avrupanın hava şartları olsun ve Amerika/Kanada gibi ülkelere kıyasla bir tık daha ucuz olmasıyla mutlu edecek olan bir detay olacak ve ulaşımın da daha kolay ve rahat olması da ek bir "+" olacaktır. Şu an daha aklıma gelen bir ek olmadı ama hatırladıkça yorumlara yazmaya çalışacağım. Bu soruyu da noktalıyorum ve diğer soruyu cevaplamak üzere diğer soruya geçiyorum.
Yirmi Birinci sorumuzu da hızlıca kendimize sorup yanıtlayalım. "Neden Türkiye değil?" yani bu soruyu herkesin rahatlıkla yanıtlayacağını biliyorum ama bir iki örnek vererek yanıtlayayım. İğrenç okullar, yurtlar ve yemekhaneleri. Öğrenciye değer verilmemesi ve çoğu öğrencinin okumaya değil sex vs şeyler yapmak için okulları doldurup insanları yanlış yönlendirmeleri. Öğretim veremeyen rektör ve hocalar. Kütüphanesi olmayan koğuştan bozma "üniversiteler" halkın sürekli öğrencileri kazıklayıp herşeyi pahalıya satmaya, kiralamaya çalışması. Hayattan bezdiren bir psikolojik baskı, alım gücünün düşük olması. Ekonomik yetersizlikten iğrenç beslenmek ve mutsuz yaşamak. Üniversite mezunu olduktan sonra bile yüksek ihtimal iş bulamama sorunu yani işsizliğin hat safhada olması. Başınıza saçma bir olay gelip ölmeniz. Her an yaptığınız bir paylaşımdan dolayı hapsi boylamanız. Çoğu üniversitenin uluslararası sertifika verememesi ve daha sayılabilecek binlerce kötü özelliğiyle türkiye okumak için zengin olmanız gereken bir ülke. O yüzden daha fazla uzatmanın manası olmadığını düşünüyor diğer soruya geçiyorum.
Yirmi İkinci sorumuzla devam ediyor lafı daha fazla uzatmıyorum. Sorumuz şöyle "Türkiye ile aralarındaki net farklar nedir? " Daha deminki sorumuzun cevaplarında olabildiğince belli oldu gibi duruyor ama ben yine de ufak bir şekilde sizlere özet geçeyim. Okul statüsünün çok çok yüksek olması, uluslararası sertifika veriyor olması, öğrenciye verilen değerin fazla olması, zengin kütüphanler ve yüksek yaşam standartları Avrupanın/Amerikanın Türkiyeden öne çıkan özellikleri oluyor. Bu kısa soruyu da bitirip diğer bir sorumuza geçiyoruz.
Yirmi Üçüncü sorumuzda ise bizi "Yurt dışında yaşayacağımız ve bizi baltalayacak sorunlar ne olacak çözümleri genel olarak nelerdir? " bekliyor bu sorumuzun da cevapları çok uzun ve ilginç olmasa gerek çünkü çoğumuz bu sorunun cevabını biliyoruz. Kur farkından dolayı ailemizden ya da birikmiş paramız vasıtasıyla gittiğimiz ülkede paramız neredeyse onda birine (1/10) düşüyor. İşin maddi boyutu bir yana (muhtemelen) senelerce birlikte yaşadığımız ailemizden uzak kalmak ve bu uzun okuma yılları içerisinde ailenizden birisini kaybetme olasılığınız psikolojik olarak sizi aşırı yıpratabilir. Kendi benliğinizi mecburen erittiğiniz yabancı topraklarda sizlere ikinci (2.) sınıf insan muamelesi yapmaları da söz konusu olduğu gibi kalbi ve duyguları hassas olan kişiler için zor zamanlar bekliyor olacaktır. Bu sorumuzu da atlattık ve diğer sorumuza geçiyoruz.
Yirmi dördüncü sorumuzda bizleri karşılayan şu soru dikkat çekiyor. Yine kilit bir soru olan bu sorunun cevabı bu yazıyı okuyan herkes için bir dönüm noktası olabilir. "Bu serüvene kimler katılmalıdır ve kimler galip ayrılabilir?" evet bu soruyu başta sorup cevaplamam lazımdı ama ancak sıra geldi diyebilirim. Sorumuzun cevabı basit olacak yine. Unutmayın bu soru öğrencilik için geçerli olduğundan seri boyunca cevabı gelecek sorulardan olacak. Bu serüven için uygun adaylarımız yabancı dili iyi olan, parası olan (aylık bin (1000) dolar kazancı olan (ailesinin ya da kendisinin)), birikmiş parayla gidilecekse ( Ukrayna için bile neredeyse üç yüz bin (300.000) Türk Lirası gerekiyor) yüksek meblağlarda paraya ihtiyacınız olacak. Yaşınız 17den büyük ve tahminimce 28den küçük olmalı ki orada rahat ediniz. Ama kesin bir yaş sınırı yok ben sadece kendi düşüncemi söylüyorum unutmayın. Sabıkanızın olmaması ve iyi bir eğitim başarınızın olması da sizi bu yönde bayağı bir etkileyecek bir husus olacak. Bu soruyu da cevapladık sanıyor diğer sorumuza geçiyorum.
Yirmi Beşinci sorumuza geldik. Buraya kadar geldiysen neredeyse finale gelmişsin demektir. Çok az kaldı biraz daha okumaya devam et ve sonunu getir. Bu uzun yazıyı yazarken olabildiğince imla kurallarına dikkat etmeye çalıştım ve anlaşılabilir yazmaya çalıştım. Eksiklerimin olduğunun ben de farkındayım ama umarım senin için bilgilendirici bir yazı olmuştur. Hadi şimdi sorumuza geçelim "Nelerden uzak durulmalı ve ne gibi kurumlarla bağlantılarımızı asla kesmemeliyiz?" bu sorumuz ülkeden ülkeye değiştiği için sizleri yine yeni bir google sekmesi bekliyor. Ben hızlıca ama gereklileri yazmaya çalışacağım. Türkleri koruma dernekleri gibi dernekler olabiliyor onlarla yine iletişimde olmanız gerekiyor. Okulun müdüriyet kısmıyla Türk konsolosluğuyla ve de polis merkezleriyle iletişiminizi gerçekleştirmeniz ve bir problem olduğunda bu gibi yerlere bilgilendirme sağlamanız lazım. Evet bu soru da burda biterek bu yazının sonuna geliyoruz. Umarım bağzı fikirleriniz yerine oturmuş sizleri bilgilendirmiş bir yazı olmuştur. Daha sorularınız olursa ben buralardayım bana sorularınızı yöneltebilirsiniz. Ben yuzenpipi ve sizlere iyi geceler diliyorum.
submitted by yuzenpipi to KGBTR [link] [comments]


2020.08.13 15:48 biajansnet Sayfa İndirme Hızı Nedir? Neden Önemli? Dijital Reklam Ajansı

Sayfa indirme hızı neden önemli? Sayfa hızı ve Seo

Sayfa İndirme Hızı; SEO’nun temellerini ele almak zor olabilir. Google algoritma kuralları ve düzenlemeleri sürekli değişiyor. Bu nedenle, bir içerik editörün trendlerin nasıl üstesinden geleceğini bilmesi gerekir. Web sitenizin sayfa indirme hızı yalnızca dikkate alınması gereken faktörlerden biridir. Sayfa indirme hızı müşterinizin kullanıcı deneyimini, SEO’nuzu ve sıralamanızı etkiler. Peki, sayfa indirme hızınızın SEO’nuzu olumlu yönde etkilediğinden nasıl emin olabilirsiniz?
SEO ile ilgili olarak sayfa indirme hızınıza bakarken göz önünde bulundurmanız gereken birçok strateji vardır. Sayfa indirme hızının neden bu kadar önemli bir faktör olduğunu anlamanıza yardımcı olmak için buradayız.

Sayfa İndirme Hızı nedir?

İlk olarak, genellikle site hızıyla karıştırıldığı için sayfa hızıyla ne kastettiğimizi açıklığa kavuşturmamız gerekir. Sayfa hızını düşündüğümüzde, belirli bir sayfanın yüklenmesi ne kadar zaman alacağını, yani içeriği belirli bir sayfada tam olarak görüntülemek için geçen süreyi düşünmeliyiz. Diğer bir deyişle, tarayıcınızın ilk ısırık bilgisini almanız ne kadar zaman alır. Şimdi, bu açıklamayı ortadan kaldırdığımıza göre, sayfa hızınızı düşüren şeylere bakalım.

Sayfa indirme hızınızı düşüren faktörler nelerdir?

Yüklenmemiş bir web sitesinden ayrılmadan önce ortalama bir tüketicinin yalnızca 3 saniye veya daha kısa bir süre bekleyeceğini okudunuz. Ortalama sayfa yükleme süresi, 2 ile 7 saniye arasında bir yerde bulunur ve e-ticaret siteleri bu ölçeğin üst ucunda bulunur. Web sitenizin yükleme hızını etkileyen birçok faktör vardır ve bunların sıralamanızı etkilemediğinden emin olmak için ayrı ayrı düşünmek önemlidir.
Host: Web sitenizi kim barındırıyor? Barındırma için çok fazla ödeme yapmıyorsanız ancak sayfanızın yüklenmesi 4 saniyeden uzun sürüyorsa, bunun nedeni bu olabilir. Ucuz bir ana makine kesinlikle sayfa hızınızı etkileyebilir, bu nedenle işinizin yanı sıra ihtiyaçlarınız için doğru olanı seçin.
Görüntüler: Büyük, ağır veya sıkıştırılmamış görüntüler kullanıyorsanız, bunların sayfa hızınız üzerinde büyük etkisi olabilir. Blog yayınlarında ve web sitenizde görüntüler kullanırken, özellikle yüksek çözünürlük gerekmeyen yerlerde JPEG yerine PNG’lerle çalışmayı deneyin. Ancak, görüntülerin bulanık görünmesi için aşırı sıkıştırılmadığından emin olun.
Gömülü Ortam: Yüksek kaliteli video gibi harici bir ortam kullanıyorsanız, bu yükleme sürenizi kesinlikle azaltabilir. Ancak, muhtemelen video içeriğiyle çalışmanın değerini biliyorsunuzdur. Yani, hala onları kullanmak istiyorsanız, kendi sunucunuzda barındırma yaparak biraz yer açın.
Çok fazla reklam : Potansiyel müşterileri reklamcılıkla çekmeye çalışmak bir şeydir, ancak çok fazla reklam, sayfa yükleme hızınızı tamamen yavaşlatabilir. Çok fazla sayıda müşteri de müşterileri uzaklaştıracağından reklamları minimumda tutmaya çalışın.
Widget’lar ve Temalar : Widget’lara izin veren bir web sitesi oluşturma platformu kullanıyorsanız, bunlardan bazıları sayfa hızınızı etkileyebilir. Aynı şey web sitenizde bir tema ile çalışıyorsanız da geçerlidir. Kullandığınız tema aşırı derecede etkilenirse, her şeyin daha yavaş yüklenmesi muhtemeldir.

Tarayıcı Önebelleği

Tarayıcı günlük olarak çok fazla bilgi önbelleğe alır. Bu nedenle, aynı ziyaretçi sayfaya geri geldiğinde her şeyin yeniden yüklenmesi gerekmez. Bilgilerin ne kadar süreyle saklanmasını istediğinize ilişkin bir zaman sınırı belirleyin ve bu da biraz alan açılmasına ve yükleme hızının iyileşmesine olanak tanır.

Biajans Reklam Ajansı olarak güçlü ve deneyimli bir ekibe sahip dijital reklam ajansıyız. Reklam hesaplarının yönetimi dışında Google Ads, SEO, Web Tasarım, Video Prodüksiyon, İnstagram Reklamları, Facebook Reklamları ve Youtube Reklamları için de bize ulaşabilirsiniz. Sitenizi ücretsiz olarak analiz etmek için bize bilgilerinizi bırakın.
Daha fazla bilgi için; https://biajans.net/sayfa-indirme-hizi-neden-onemli/
submitted by biajansnet to u/biajansnet [link] [comments]


2020.08.13 15:43 biajansnet Seo Anahtar Kelimeler Nedir? Seo Neden Önemli? Dijital Reklam Ajansı

Seo Anahtar Kelimeler Nedir?

Arama motorları için optimize edilmiş bir web sitesi, potansiyel ziyaretçi tabanı olarak arama motorlarını sitenize bağlamaya yardımcı olan SEO anahtar kelimeler “aynı dili konuşur”. Anahtar kelimeler SEO’nun ana unsurlarından biridir.
Başka bir deyişle, kullanıcıların sizi bulmasını kolaylaştırmak için sunduğunuz ürünleri, hizmetleri veya bilgileri nasıl aradıklarını bilmeniz gerekir; aksi takdirde yanlış anahtar seçiminde satmış olduğunuz ürünü Google ziyaretçiye göstermez. Bu nedenle, bir anahtar kelime listesi geliştirmek, herhangi bir arama motoru optimizasyonu girişiminin ilk ve en önemli adımlarından biridir. Anahtar kelimeler diğer tüm SEO çalışmaları için temel olduğundan, SEO anahtar kelimelerinizin kitleniz ile son derece alakalı olmasını ve etkili bir şekilde organize olmasını sağlamak için zaman ve yatırım yapmaya değer.
Doğru SEO anahtar kelimelerine yerleşmek, hem deneme hem de hata içeren hassas bir süreçtir, ancak temel bilgilerin anlaşılması kolaydır. Burada, müşterilerinizin aradıklarını araştırarak, bir arama motoru sonuçları sayfasında sıralamanıza yardımcı olacak anahtar kelimeleri keşfederek ve onları çevrim içi içeriğinizde çalışmaya yönlendirerek size yol göstereceğiz.

SEO için en iyi anahtar kelimeleri bulma

SEO anahtar kelime araştırması söz konusu olduğunda, çoğu kişi eksik bilgi veya yeni başladığından dolayı aynı hataları yapar..
Temel olarak, SEO anahtar kelime araştırması işinizin sürekli ve gelişen bir parçası olmalıdır. Eski anahtar kelimelerin periyodik olarak yeniden değerlendirilmesi gerekir. Yüksek hacimli, rekabetçi anahtar kelimelerin aksine “Güncel/Trend” anahtar kelimeler olmalıdır. Sitenizi ziyaret edenler – özellikle de hizmetlerinizi aktif olarak arayan kişiler ise – en az kaç kişinin ziyaret ettiği kadar önemlidir.
Kendinizi rakiplerinizle aynı anahtar kelimeleri kullanarak bulursanız göze çarpmazsınız. Yalnızca yeni anahtar kelime arama araçlarını denemek ve sonuçları takip etmekle kalmaz, aynı zamanda kendi araştırmanıza dayanarak deneme yapmaktan çekinmeyin.

HER ŞEY SIRAYLA

Anahtar kelime araştırması. Bunu hem web siteniz hem de içerik pazarlama stratejiniz için yapmanız gerekir. Bu sonuçlarda sunulmak için potansiyel müşterilerinizin aradığı bir dizi terim belirlemeniz gerekir. En yüksek hedef, şirketinizin Google’da kolayca bulunabilmesi olmalıdır.
Mevcut anahtar kelime araştırmasıyla web sitenizi ve blogunuzu optimize etmeye devam etmemeniz gerektiğini söylemiyorum. Diyorum ki arama hacmi çoğu zaman yavaş gelişir . Bu nedenle, yeni ve daha alakalı içerikle tekrar gözden geçirilmeden ve güncellenmeden önce bir içerikten altı ay veya daha uzun bir süre yararlanabilmeniz gerekir.

Anahtar kelime optimizasyonu ipuçları:

Seçtiğimiz anahtar kelimelerle sayfalarımızdaki içeriği optimize etmemize yardımcı olması için Yoast WordPress eklentisini kullanıyoruz. Bu eklenti, içeriğinizi analiz eder ve arama motorları için en önemli faktörlerin nasıl geliştirileceği konusunda önerilerde bulunur.

SEO için sayfa başlıkları ve meta açıklamalar nasıl olmalıdır?

En iyi sayfa başlıklarını ve meta açıklamaları yazmak için bunları benzersiz yapmalı, çok kısa veya uzun olmadıklarından emin olmalısınız, her sayfa için doğru anahtar kelime öbekleri kullanmalı, anahtar kelimeler girmemeli ve robotlar için değil, insanlar için yazmalısınız.
Bu kurallar basit ve takip edilmesi kolaydır ve iyi optimize edilmiş sayfa başlıkları ve meta açıklamalar sonucu web sitenize daha fazla trafik gelir.
Kötü yazılmış veya eksik meta açıklamalar, kullanıcıların Google’ın arama sonuçlarında bir sayfayı fark etmemesine neden olabilir; bu, sayfalarını ziyaret etmek isteyen ve rakiplerini değil işletme sahipleri için kötü bir haberdir.

Sayfa başlıkları ve meta açıklamalar nasıl optimize edilir?

Google, her arama sorgusu için sürekli olarak doğru SERP tasarımını göstermeye çalışıyor. Bu nedenle, Google’ın sonuçları gösterme biçimiyle eşleşmeyen bir sayfa başlığı veya meta açıklama yazarsanız, işlerini yaparak rakiplerinize yardımcı olursunuz.

Başlık etiketi kontrol listesi

Google başlık etiketinizi geçersiz kılabilir mi?

Evet bazen Google, SEO anahtar kelimeler ve başlık etiketinizi beğenmezse, meta açıklamanızdan ve sayfa içeriğinizden bilgi alarak arama motoru sonuçları için yeniden yazar . Bu, oluşturduğunuz kadar iyi olmayacaktır, bu nedenle kendi başlık etiketinizin tamamen alakalı, açıklayıcı, anahtar kelime açısından zengin ancak okunabilir ve doğru uzunlukta olduğundan emin olmalısınız.

Son olarak,

SEO anahtar kelimeler, başlık etiketleri ve meta açıklamalar, web sitenizin içeriğinin önemli öğeleridir. Başlık etiketi ve meta açıklama etiketleri, tanımladıkları web sayfasının içeriğiyle alakalı anahtar kelimeler içermelidir. Bu, Arama Motorlarının sayfanın ne hakkında olduğunu anlamasına ve web sayfalarınızı alakalı anahtar kelimeler veya anahtar kelime öbekleri için dizine eklemesine yardımcı olur. Başlık etiketleri ve meta açıklamalar hakkında daha fazla bilgi edinmek için bir uzmandan yardım alın.
Biajans Reklam Ajansı olarak güçlü ve deneyimli bir ekibe sahip dijital reklam ajansıyız. Reklam hesaplarının yönetimi dışında Google Ads, SEO, Web Tasarım, Video Prodüksiyon, İnstagram Reklamları, Facebook Reklamları ve Youtube Reklamları için de bize ulaşabilirsiniz. Sitenizi ücretsiz olarak analiz etmek için bize bilgilerinizi bırakın.
Daha fazla bilgi için; https://biajans.net/seo-anahtar-kelimeler-nedi
submitted by biajansnet to u/biajansnet [link] [comments]